ÖzÜ'den Bir Öğretim Üyesi: Reha Civanlar

Bence mühendisler, oyuncakla oynama isteklerini büyüyünce de unutmayan kişilerden oluyor.

Kendimi tanımlarken kullanmayı en çok sevdiğim kelime “mühendis” olmuştur. Çocukluğumdan beri hep bir şeylerin nasıl çalıştığını anlamak, nesneleri asıl yapılma amaçları dışında kullanarak yepyeni başka şeyler yaratmak çok hoşuma giderdi. Mühendislik anlayışım da hep bu doğrultuda gelişti. Geçenlerde aklıma çocuklar ve oyuncakçı dükkânları takıldı. Şimdiye kadar bir oyuncakçı dükkânında heyecanlanmayan, olabildiğince oyuncağı alıp götürmek istemeyen bir çocuk görmediğimi düşündüm. Oyuncaklar eve geldiğindeyse çocuklar başka hiçbir çıkar gözetmeksizin bunlarla saatlerce oynamaz, hatta sağını solunu kurcalayıp bozmazlar mı? Demek ki oyuncaklarla oynamak ve onları keşfetmek insanoğlunun doğal bir isteği. Çocuklar büyüdükçe başka ilgi alanları ortaya çıkıp bu isteklerinin azalmasına ve belki de tamamen unutulmasına neden oluyor sanıyorum. Bence mühendisler, oyuncakla oynama isteklerini büyüyünce de unutmayan kişilerden oluyor daha çok.
 

İlk projem bir radyo alıcısı, ilk yatırımcım babam oldu

Benim elektroniğe olan merakım ilkokul sonlarına doğru tesadüfen bulduğum bir kitapta elektronik devrelerde “elektron” adlı bir karton karakterinin maceralarını okuyarak başladı. Bu karakterlerden milyonlarcasını istediğimiz gibi yönlendirerek, değişik gereçler yapabiliyorduk. Bu karakterlerle bir radyo  yapabilmenin beni çok etkilediğini hatırlıyorum. İlkokulu bitirme hediyesi olarak basit bir radyo yapabilmek için gereken parçaları istedim. Kendisi bir bankacı olan rahmetli babam beni Ankara’daki bir elektronik parçacı dükkânına götürüp, satıcıya “Ver bakalım çocuğun istediği şeyleri” demişti. Yani, ilk projem bir radyo alıcısı, ilk yatırımcım da babam olmuştu. Elimde bir plastik torba, içinde parçalar eve koşup bir an evvel radyoyu yapmaya koyuldum. Ne var ki torbadan çıkan parçalar elimdeki şemada gösterilenlere hiç benzemiyordu! Tekrar dükkâna gidip, bu parçaların hangisinin ne olduğunu sormayı da gururuma yedirememiştim doğrusu. Deneme yanılma yöntemini o zaman keşfettim. Ama deneyecek ve yanılacak çok parça ve daha da çok kombinezon vardı. Çözümü mahalledeki bir radyo tamircisine danışmakta buldum. Tesadüfen tamirci amcanın eşi de bir öğretmen çıkmaz mı? Tamirci amca bana “Bunlarla ne uğraşıyorsun” diye sorarken, eşi “Niye öyle diyorsun? Bu işin sonu elektronik mühendisliğine gider belki, yardım et çocuğa” diyordu. O noktada bu oyuncaklarla devamlı oynayabilmenin yolunun mühendislik olduğunu anlamaya başladım. Tamirci amcanın birkaç önerisini kullanarak ilk radyomu çalıştırdıktan sonra artık kararım kesindi, ben muhakkak elektronik mühendisi olacaktım!
 

Seksenli yılların başında Türkiye’ye gelen ilk mikroişlemcilerle çalışma fırsatı buldum

Bu karardan sonra çeşitli elektronik aygıtlara olan ilgim devam ederken, önce fizik sonra da matematik derslerinin bu cins işler için çok önemli olduğunun farkına vardım. Zaten ikisi de sevdiğim ve başarılı olduğum konulardı. Lise yıllarında TÜBİTAK bursunu ve Türkiye Fizik Olimpiyatlarında birincilik derecesini kazandıktan sonra, ODTÜ Elektrik Mühendisliği bölümüne üçüncü olarak girerek, çocukluk hedefime doğru ilerlemeye devam ediyordum. Çok sevdiğim bölümümü de ikinci olarak bitirdim. Hemen yüksek lisansa başladım. Seksenli yılların başında Türkiye’ye gelen ilk mikroişlemcilerle çalışma fırsatını da o sıralar buldum. Yüksek lisans eğitimi sırasında kendisi de bir elektrik mühendisi olan sevgili eşim Seyhan’la şimdiye dek devam eden beraberliğimiz başladı. Derken, (daha çok ve yeni oyuncaklar bulabileceğimi düşünerek) doktora çalışmalarım için ABD’ye gitmeye karar verdim. 1981 Yılında Fulbright bursunu kazanıp, eşim ve minik oğlumuzla birlikte ABD’nin North Carolina eyaletindeki NCSU’ye gittik. İkimizin de doktora yaptığı bu zamanlar tamamen bilim ve mühendislikle dolu geçiyordu. NCSU’da resim ve video işleme ve sayısal bilgi iletişimi konularında uzmanlaştım. Doktora çalışmalarım sırasında geliştirdiğim yöntem en iyi makale ödülü aldı. Bunun arkasından Bell Laboratuvarlarından bir iş teklifi aldım ve kabul ettim.
 

İş ve araştırma hayatına başka bir açıdan bakmayı öğrendim

Bell Laboratuvarları telefonun mucidi Alexander Graham Bell tarafından kurulmuş, ABD’nin en prestijli araştırma organizasyonlarından biriydi. Çalışmaya başladığım yıllarda çoğu doktoralı, yaklaşık on bin araştırmacı çalışıyordu! Lazer, Transistor, UNIX, vb. pek çok buluşun yapıldığı, Nobel ödüllü araştırmacıları barındıran bir yerdi. Orada ilk olarak analog telefon ağlarının sayısala çevrilmesi konusundaki büyük bir projenin üzerinde çalışmaya başladım. Bu konuda bir yıl kadar çalıştıktan sonra, “Pixel Machines” adında, çok sayıda mikro işlemciyi paralel kullanarak resim ve video işlemek ve bilgisayar grafiği yapmak için özel amaçlı bir süper bilgisayar geliştirilecek bir grup olduğunu öğrendim ve hemen oraya transfer oldum. Önceki işim büyük bir şirket, yeni katıldığım grup ise küçük şirket (start-up) üzerinde deneyim kazanmamı sağladı. Girişimcilikle ilk tanışmam da bu sırada oldu. İş ve araştırma hayatına başka bir açıdan bakmayı öğrendim. “Pixel Machines” oldukça ilginç bir ürün çıkarmasına rağmen yeterli ticari başarıyı sağlayamadığı için dört yıl sonra dağılınca, ben de Bell Labs’in en prestijli grubu olan temel araştırma bölümüne geçtim. Buradaki hedefim görsel haberleşme teknikleri üzerinde araştırma yapmaktı ve ilk projemiz HDTV oldu. Şimdi hepimizin evlerinde olan bu teknolojiyi yaklaşık yirmi yıl önce geliştiren grubun bir elemanı olmak hakikaten çok heyecan vericiydi.
 

Dünyada ilk kez İnternet üzerinden TV kalitesindeki bir videoyu ABD’den Japonya’ya göndererek bilim ve mühendislik dünyasına büyük bir gösteri yaptık

Doksanlı yılların başlarında İnternet ve web gündeme geldi ve biz de hemen İnternet üzerinden video göndermek için çalışmaya başladık. Dünyada ilk kez İnternet üzerinden TV kalitesindeki bir videoyu ABD’den Japonya’ya göndererek bilim ve mühendislik dünyasına büyük bir gösteri yaptık. Son çözümün her tür bilginin İnternet üzerinden gönderilmesi olduğunun o zaman farkına varmıştık. İçinde bulunduğum grup şimdilerde neredeyse herkesin bildiği JPEG, MPEG, vb. birçok teknolojinin ve İnternet standartlarının geliştirilmesine katkıda bulundu. Onlarca makale ve patenti bu çalışmalar sırasında yazdım. Columbia Üniversitesi gibi bölge üniversitelerinde de ders veriyordum.
 

Doktoram da dahil olmak üzere ABD’de 21 yıl yaşadık

Doksanlı yılların sonuna doğru Bell Labs, sahibi olan AT&T şirketinin parçalanması nedeniyle (AT&T ve Lucent olmak üzere) ikiye ayrıldı. Ben AT&T Araştırma Laboratuvarları kısmında çalışmaya devam ettim. Buradaki son görevim grubun başkanı olarak araştırma yöneticiliği yapmaktı. Araştırma grubumuz AT&T için çok sayıda ürüne giden buluşlar üretmeye devam etti. Şirket içi girişimcilik (“Corporate Entrepreneurship”) fikirleri ilk kez uygulanmaya başlandı ve bu buluşlardan yeni şirketler ortaya çıktı. Doktoram da dahil olmak üzere ABD’de 21 yıl yaşamıştık. Eşim de bu yıllar boyunca Bell Labs’de çalışıp pek çok ürüne katkıda bulunmuş ve son olarak kendi şirketini kurmuştu; oğlumuz da CMU Bilgisayar bölümünü başarıyla tamamlayıp, çalışmaya başlamıştı. Artık Türkiye’ye dönüp deneyimlerimizi paylaşmanın zamanı gelmişti.  Memleket özlemimiz zaten hiç bitmemişti. Koç Üniversitesi’nde Bilgisayar Mühendisliği bölümünün açılacak olması geri dönüşü denemek için büyük bir imkan olarak belirdi ve 2002 yılında ziyaretçi Profesör olarak KÜ’ye katıldım.
 

Yetiştirdiğim öğrenciler simdi IT sektöründe önemli yerlere geldiler, çoğu kendi şirketlerini kurdular

KÜ’de geçirdiğim dört yıl içinde hem verdiğim dersler, hem de araştırmalarım gayet başarılıydı. İnternet teknolojisinin en uç noktalarındaki deneyimlerimi öğrencilerimle paylaşmak olanağını buldum. Yetiştirdiğim öğrenciler simdi IT sektöründe önemli yerlere geldiler, çoğu kendi şirketlerini kurdular. Aynı zamanda  ABD’de de Vidyo isimli bir şirketin kurucu ortağı olarak ve Türkiye’de de önce Oksijen sonra da Argela Teknoloji’nin danışmanı olarak girişimcilik bağlantılarıma devam ediyordum. 2003’te cep telefonlarına video gönderen ilk sistemi tasarlayan grubu ben yönetmiştim. Koç Üniversitesi’nde Avrupa Birliği tarafından desteklenen 3DTV projesinin de yöneticisi ve araştırmacısı olarak çalıştım. Uluslararası Elektrik Mühendisleri Derneği IEEE’nin en yüksek unvanı olan “Fellow” unvanını da KÜ’deyken almaya layık görüldüm.
 

Silikon Vadisi’ndeki araştırma laboratuvarları için genel müdürlük teklifi ve tekrar ABD’ye dönüş

İlginç bir tesadüfle katıldığım uluslararası bir standart toplantısında Docomo USA Laboratuvarları temsilcileri Silikon Vadisi’ndeki araştırma laboratuvarları için bir genel müdür aradıklarını ve beni düşündüklerini söylediklerinde önce pek ilgilenmemiştim, ne var ki tekrar düşününce bana sunulan olağanüstü olanaklar ve girişimciliğin merkezindeki bir araştırma laboratuvarı yönetme fırsatını geri çeviremeyip tekrar ABD’ye döndüm.
Docomo Japonya’nın en büyük mobil telefon operatörüdür. Docomo USA Lab Silikon Vadisindeki teknolojileri takip edip, katkıda bulunan ve girişimcilik imkânlarını araştıran bir organizasyondu. Oradaki grubumun da İnternetin geleceği üzerinde önemli çalışmaları oldu.
 

ÖzÜ’den mühendislik fakültesi kurucu dekanı olma teklifi geldiğinde Türkiye’ye geri dönmeye karar verdim

Docomo USA Laboratuvarları Palo Alto’da Stanford Üniversitesi’nin hemen komşusuydu. Doğal olarak bu dünyaca ünlü mühendislik üniversitesiyle hem araştırma ve hem de mezunlarını istihdam etme açılarından yakın ilişki içindeydik. Burada özellikle mühendislik araştırması için bir üniversitenin yaratabileceği ekosistem ve öğrenci yetiştirme tarzını yakından inceleme olanağı bulmuştum. Türkiye’deki üniversite deneyimimde en önemli gözlemlerimden biri doktora öğrencisi sayılarındaki azlık olmuştu. Uluslararası düzeyde araştırma yapmanın olmazsa olmazlarından biri doktora öğrencileridir. Stanford’da bazı hocaların yirmi küsur doktora öğrencisi olduğunu görmüştüm. Bu tabi ki bir akademisyenin çıktılarına çok önemli katkı sağlıyordu. Buna ek olarak, mühendislik hocalarının hemen hepsinin endüstriyle yakın ilişkileri ve çoğunun kendi şirketleri veya danışmanlık yaptıkları öğrencilerinin kurduğu şirketler vardı. Araştırma ve mühendislik doktoralarının yakıtı işte buradan geliyordu. Kafamda bu modeli Türkiye’de de gerçekleştirme fikirleri dolaşırken, yeni kurulan Özyeğin Üniversitesi’nin ve rektörü Erhan Erkut’un da bu fikirleri şaşılacak bir benzerlikle savunduğunu büyük bir ilgiyle izledim. ÖzÜ’den mühendislik fakültesi kurucu dekanı olma teklifi geldiğinde, kurucumuz Hüsnü Özyeğin’in de bu projenin ne kadar arkasında olduğunu kendi ağzından duyunca, tekrar geri dönmeye karar verdim.
 

Öğrencilerimizin en son teknolojiyi kullanabilecekleri laboratuvarları açıyoruz

Çok yetkin bir akademik kadro kurduğum inancındayım. Bir fakülteyi sıfırdan başlatmak çok az insana nasip olan bir şans. Ben de bu şansı elimden gelen en iyi şekilde değerlendirmeye çalışıyorum. Bütün öğretim üyelerimizi hem akademik ve hem de endüstriyel olarak isim yapmış olan kişilerden seçtik ve seçmeye devam ediyoruz. Açtığımız programlar konusunda gayet seçiciyiz. Önümüzdeki yıllarda en fazla gereksinim duyulacak alanları seçiyoruz. Yukarıda söylediğim mühendisler ve oyuncaklar bağlantısını koparmamak için öğrencilerimizin en son teknolojiyi kullanabilecekleri laboratuvarları açıyoruz. “Oyun Atölyesi” ve “”RoboKamp” gibi aktivitelerimizle mühendislik meraklısı gençlerimizi bulup bizimle çalışmaya teşvik ediyoruz. Bu arada mühendisin ille de bir şirkette maaşlı çalışması gerekmediğini, aslında önemli olanın iyi bir fikir ve onu gerçekleştirebilecek bilgi ve deneyim birikimi olduğunu, bunlarla her zaman hem kendileri hem de başkaları için istihdam yaratabileceklerini anlatıp, isteyenlere bu konularda da eğitim veriyoruz. Bu idari işlerin yanında, asıl tutkum olan mühendisliğe de devam ediyorum. İnternet dersimi veriyorum, araştırma gruplarına katılıyorum, endüstri grupları ve TÜBİTAK ile yakın temas içinde kalmaya özen gösteriyorum.

Öğrencilerimizi her zaman araştırma faaliyetlerimizin ve endüstri ile yakın ilişkimizin ayrılmaz birer parçası olarak görüyoruz

Yukarıda da vurguladığım gibi mühendislik; kendi haline bırakıldığında da mühendislik yapmak isteyenlerin (oyuncaklarla oynayan çocuklar gibi) seçeceği bir meslek olmalı. ÖzÜ’de öğrencilerimizin bu moddan hiç çıkmadan, yenilikler yapabilen mühendisler olarak yetişmelerini hedefliyoruz. Alışılagelen hoca-öğrenci ilişkisi yerine mentor ve genç mühendis modelini uyguluyoruz. Öğrencilerimize çok sağlam bir temel eğitim verirken, hür olarak kendi fikirlerini geliştirmelerini ve sonra da bunları ürünleştirebilmek için neler yapabileceklerini öğretiyoruz. Öğrencilerimizi her zaman araştırma faaliyetlerimizin ve endüstri ile yakın ilişkimizin ayrılmaz birer parçası olarak görüyoruz. Bunların yanında, ÖzÜ’nün araştırma kalitesiyle de en kısa zamanda dünya üniversiteleri arasında hak ettiği yere geleceğine inanıyoruz.
 

Yeni teknolojiler geliştirmeyi hedefleyen tüm öğrencileri bekliyoruz

Gerçekten mühendis olmak isteyen ve gerçek mühendislerle zor ama eğlenceli ve verimli bir ortam içinde çalışmaktan zevk alacağına inanan bütün öğrencileri bekliyoruz. Özellikle yeni teknolojiler geliştirmeyi hedefleyen ve bunları çok sayıda kullanıcının hizmetinde görmeyi isteyenler, yani örneğin yeni bir iphone konsepti ve ürününü yaratmayı hedefleyenler tam aradığımız profildeki kişiler. Öğrencilerimizin çoğu aslında bu profile uyuyor. Mezun olduklarında bunu kanıtlayacaklarına inanıyorum.
 

Prof. Dr. M. Reha Civanlar Kimdir?
Mühendislik Fakültesi Dekanı ve Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürü

Doktora derecesini Elektrik ve Bilgisayar Mühendisliği alanında North Carolina State University’den 1984’te aldı. Ozu’ya katılmadan once dünyanın önde gelen araştırma merkezlerinden Palo Alto, Kaliforniya’daki DOCOMO Laboratuvarları’nda Genel Müdür Yardımcısı ve Bilgisayar Ağları ve Medya Laboratuvarı Direktörü olarak görev yaptı. Uzun sure Bell Laboratuvarlarında araştırmacı olarak çalıştı. Çok sayıda yayını ve 40’tan fazla patenti bulunan Dr. Civanlar’ın araştırma alanları arasında paket video sistemleri, iletişim ağları, özellikle Internet ve mobil bazlı sistemler üzerinde video ve çok ortamlı iletişim, video sıkıştırma, 3DTV, ve yeni nesil Internet sayılabilir. Dr. Civanlar IEEE Fellow udur.