ABSTRACT
The present study is a mixed method study conducted with adolescents. The quantitative part of the study aims to examine the level of life satisfaction and selfesteem of a) working and non-working adolescents b) of adolescents who are forced to work and those who work on their own volition and c) the effect of family interdependence on the life satisfaction and self-esteem of working adolescents. Analysis revealed that working adolescents had higher levels of life satisfaction than non-working adolescents. The interaction between gender and the working status was also significant indicating that working girls had higher levels of life satisfaction as compared to non-working girls, whereas the difference between the life satisfaction scores of working and non-working males was not significant. Although results for self-esteem yielded no significant results, univariate analyses revealed that working girls had significantly higher levels of self-esteem than nonworking girls. The qualitative part aimed to provide an in-depth understanding of the meaning of working adolescents as it is perceived by working and non-working adolescents. The sample included 25 adolescents and thematic analyses revealed positive evaluations such as "enjoying working", "financial benefits" and "assisting family", whereas negative evaluations reflected themes such as "loss of educational opportunities", "heavy work demands", and that "adolescence is not the time to work". Cultural context of Pakistan, the school-attendance of the working adolescents as well as the female empowerment by bringing in money for the household are factors considered when discussing the results.
Keyword:Self esteem; Adolescents; Pakistan; Life satisfaction; Working adolescents; Self confidence
ÖZET
Bu tez çalışması ergenlerle gerçekleştirilmiş karma-yöntemli bir çalışmadır. Araştırmanın niceliksel bölümü a) bir işte çalışan ve çalışmayan ergenlerin yaşam doyumu ve özgüven düzeylerini b) zorunlu olarak çalışan ve kendi isteği ile çalışan ergenlerin yaşam doyumu ve özgüven düzeylerini ve c) aile bağlılığı düzeyinin çalışan ergenlerin yaşam doyumu ve özgüveni üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Analiz sonuçları çalışan ergenlerin çalışmayan ergenlere kıyasla daha yüksek yaşam doyumu düzeyine sahip olduklarını göstermiştir. Ancak cinsiyet faktörünün analizi bu farkın çalışan kızlardan kaynaklandığını ortaya koymuştur. Buna göre, çalışan kızların yaşam doyumu çalışmayan kızlardan fazladır, ancak çalışan ve çalışmayan erkekler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamaktadır. Özgüvene ilişkin analizler yine çalışan kızların çalışmayan kızlardan daha fazla özgüvene sahip olduğunu göstermiştir. Araştırmanın niteliksel bölümü hem çalışan hem de çalışmayan ergenler açısından bu yaşta bir işte çalışmanın anlamını daha derinlemesine anlamayı amaçlamaktadır. Tematik analizler bir işte çalışmaya ilişkin hem olumlu hem de olumsuz anlamlar atfedildiğini göstermiştir. Olumlu anlam temaları şunları içermektedir: "çalışmaktan keyif almak", "maddi avantajlar" and "aileye destek olmak". Negatif temalar ise şunlardır: "eğitim fırsatının kaçırılması", "ağır iş koşulları" ve "ergenliğin bir işte çalışma zamanı olmaması". Pakistan'ın kültürel bağlamı, çalışan ergenlerin okula devamı ve kız ergenlerin eve maddi destek olarak güçlendirilmesi araştırmanın bulgularının tartışılmasında ele alınan konulardır.
Anahtar Kelime: Benlik saygısı; Ergenler; Pakistan; Yaşam doyumu; Çalışan ergenler; Öz güven
Advisor: Ayfer Dost Gözkan
Özyeğin University, Çekmeköy Campus Nişantepe District, Orman Street, 34794 Çekmeköy - İSTANBUL
Phone : +90 (216) 564 90 00
Fax : +90 (216) 564 99 99
E-mail: info@ozyegin.edu.tr

- Applications
- Quick Links
- Units
Alumni
Alumni
Alumni
-
Psychology Master’s Degree Program (Thesis)
-
Mana Rauf (2016) "Self-Esteem and Life Satisfaction of Working and Non-Working Adolescents in Pakistan"
-
Pınar Erçelik (2016) "Basic Psychological Needs Satisfaction and Identity Statuses Across Two Social Contexts in Emerging Adulthood"
ABSTRACT
The present study aimed to investigate the relationship between perceived psychological needs satisfaction and identity statuses in emerging adults across two social contexts i.e., parents and best friend. Data were collected as online self-report questionnaires from emerging adults aged between 18 and 26. A total of 288 university students completed questionnaires related to identity statuses and basic psychological needs satisfaction with mother, father and best friend. The results showed that needs satisfaction with the peer was significantly greater than needs satisfaction with parents. In addition, there was a significant effect of year of university education on identity diffusion such that identity diffusion was more prevalent in first year students than students with at least five year university education. Futher, multiple regression analyses indicated that needs satisfaction with best friend predicted all the identity statuses. However, needs satisfaction from mother predicted identity moratorium together with best friend and needs satisfaction from father predicted identity foreclosure jointly with best friend. The findings were discussed in the light of previous studies and future directions were provided.
Keyword: Identity statuses; Psychological needs; Social environment
ÖZET
Bu çalışma, temel psikolojik ihtiyaçlar ile kimlik statüleri arasındaki ilişkiyi beliren yetişkinlik döneminde aile ve arkadaş ortamı olmak üzere iki ayrı sosyal bağlamda incelemeyi amaçlamıştır. Veriler 18 ve 26 yaş aralığındaki beliren yetişkinlerden öz değerlendirme anketlerinin online olarak doldurulması şeklinde toplanmıştır. Toplam 288 üniversite öğrencisi kimlik statüleri ve temel psikolojik ihtiyaçların anne, baba, ve en yakın arkadaş ortamında karşılanması ile ilgili ölçekleri doldurulmuştur. Sonuçlar temel psikolojik ihtiyaçların arkadaş ortamında aile ortamından daha fazla karşılandığını göstermiştir. Bunun yanı sıra üniversite eğitim yılının dağınık kimlik üzerinde etkili olduğu bulunmuştur. Dağınık kimliğin üniversitenin ilk yılındaki öğrencilerde en az beş yıldır üniversite eğitimi alan kişilerden daha fazla olduğunu bulunmuştur. Sonuçlar ayrıca temel psikolojik ihtiyaçların en yakın arkadaş tarafından karşılanmasının tüm kimlik statülerini yordadığını göstermiştir ancak temel psikolojik ihtiyaçların anne tarafından karşılanmasının yalnızca askıya alınmış kimliği, baba tarafından karşılanması ise ipotekli kimliği arkadaş ile beraber yordadığı bulunmuştur. Bulgular önceki çalışmalar ışığında tartışılmıştır ve ileriki çalışmalara önerilerde bulunulmuştur.
Anahtar Kelime: Kimlik statüleri; Psikolojik ihtiyaçlar; Sosyal çevre
Advisor:Ayfer Dost Gözkan -
Hazal Çelik (2016) "Links Between Executive Functions and School Readiness"
ABSTRACT
In this study, links between executive functions and school readiness in 4- and 5-year-old Turkish children (N = 69) were examined. Both individual assessments (executive functions, and school readiness) and parent reports (executive functions, school readiness) were used to assess the variables of interest. Executive functions were assessed through hot and cool dimensions. It was hypothesized that hot executive functions would be related to social aspects of school readiness whereas cool executive functions would be related to cognitive aspects of school readiness (i.e., math and literacy). There was partial support for the hypotheses; cognitive and social aspects of school readiness were both predicted by cool and hot executive functions. In addition, parent reports were in the same line with behavioral assessments; school readiness was predicted by both cool and hot executive functions. Possible implications, limitations, and future directions were discussed in the light of the findings.
Keyword: Readiness; Preschool childrens; Executive functions; Primary schools
ÖZET
Bu çalışmada 4 ile 5 yaşındaki çocukların (N=69) yürütücü işlevlerinin ilkokula hazır bulunuşlukları arasındaki ilişki incelenmiştir. Bireysel değerlendirmeler (yürütücü işlevler, ilkokula hazır bulunuşluk) ve anne raporları (yürütücü işlevler, ilkokula hazır bulunuşluk) araştırma değişkenlerini ölçmek için kullanılmıştır. Yürütücü işlevler sıcak ve soğuk olmak üzere iki yönlü incelenmiştir. Hipotezlere göre sıcak yürütücü işlevlerin ilkokula hazır bulunuşluğun sosyal yönleriyle ilişkili olması beklenirken, soğuk yürütücü işlevlerin bilişsel ilkokula hazır bulunuşluk değişkenleriyle (örn., matematik, harf bilgisi ve fonolojik farkındalık) ilişkili olması beklenmiştir. Hipotezler kısmi olarak desteklenmiştir. Sosyal ve bilişsel olarak ayrılan ilkokula hazır bulunuşluk hem sıcak hem soğuk yürütücü işlevler tarafından yordanmıştır. Aileden toplanan anketlerde de okula hazır bulunuşluk hem sıcak hem soğuk yürütücü işlevler tarafından yordanmıştır. Uygulamalar, sınırlılıklar, ve ileriki çalışmalar için öneriler bulgular ışığında tartışılmıştır.
Anahtar Kelime: Hazırbulunuşluk = Readiness ; Okul öncesi çocuklar = Preschool childrens ; Yönetici işlevler = Executive functions ; İlkokullar = Primary schools
Advisor:Deniz Tahiroğlu -
Duygu Korkmaz (2016) "Longitudinal Relations of Maternal Socialization and Temperament With Internalizing and Externalizing Behavior Problems During Middle Childhood"
ABSTRACT
Interest in identifying the precursors of internalizing and externalizing behavior problems has been increasing. Studies have shown that both parental socialization and children's temperamental characteristics trigger the chronicity and permanence of children's internalizing and externalizing problems. However, there is less research investigating the influences of parental socialization on children's internalizing and externalizing problems through children's temperament during middle childhood in non-Western contexts. Thus, this study aimed to examine the longitudinal relations between parental socialization of children's negative emotions, children's temperament and internalizing and externalizing problems, as well as the mediational effect of temperament on the relations between parental socialization and these problem behaviors with Turkish children. Total of 340 mothers and their children were recruited from Bolu, Istanbul, and Ankara. Coping with Negative Emotions scale at age 7, Children's Behavior Questionnaire at age 8, and CBCL/6-18 at age 9 were used in the study. Results showed that maternal punitive and minimization reactions were positively related to children's internalizing and externalizing problems. Attentional focusing and shifting were negatively associated with internalizing problems, and impulsivity was positively correlated with externalizing problems, but inhibitory control was negatively linked to externalizing problems. Moreover, maternal punitive reactions were negatively correlated with attentional focusing and shifting. Furthermore, maternal punitive reactions were directly and indirectly related to externalizing problems, and they indirectly influenced externalizing problems via inhibitory control. These findings suggest that maternal reactions to children's negative emotions and children's temperament contribute to better understanding of children's internalizing and externalizing problems.
Keyword: Mother child relations; Mothers; Externalizing; Temperament; Negative mood; Socialization; Children; Internalize problems
ÖZET
İçselleştirme ve dışsallaştırma problemlerinin nedenlerine yönelik ilgi artmaktadır. Araştırmalar ebeveynlerin çocuklarının olumsuz duygularını sosyalleştirme biçimlerinin ve çocukların mizaç özelliklerinin, çocukların içselleştirme ve dışsallaştırma problemlerinin kronik ve kalıcı hale gelmesini tetiklediğini göstermektedir. Fakat Batı toplumları dışındaki toplumlarda ebeveyn sosyalleştirmesinin, okul çağındaki çocukların içselleştirme ve dışsallaştırma problemlerini, çocukların mizacı aracılığıyla nasıl etkilediğiyle ilgili çalışmalar azınlıktadır. Bu nedenle bu çalışma, ebeveynlerin çocuklarının olumsuz duygularını sosyalleştirmesi, çocukların mizacı ve içselleştirme ve dışsallaştırma problemleri arasındaki boylamsal ilişkileri araştırmanın yanı sıra, Türkiye'de okul çağındaki çocukların mizacının, ebeveynlerin çocuklarının olumsuz duygularını sosyalleştirmesi ve çocukların içselleştirme ve dışsallaştırma problemleri arasındaki ilişkilerine olan etkisini araştırmayı amaçlamıştır. Araştırma Bolu, Ankara ve İstanbul illerinden 340 anneyle ve çocuklarıyla yürütülmüştür. Araştırmada çocuklar 7 yaşındayken Olumsuz Duygularla Baş Etme Ölçeği, 8 yaşındayken Çocukların Davranışlarını Değerlendirme Ölçeği ve 9 yaşındayken Çocuk Davranış Kontrol Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonuçları annelerin cezalandırıcı tepkilerinin ve minimize etme tepkilerinin, çocukların içselleştirme ve dışsallaştırma problemleriyle olumlu yönde ilişkili olduğunu göstermiştir. Çocuklarda dikkati odaklama ve dikkati çevirebilme, içselleştirme problemleriyle olumsuz yönde ilişkiliyken, dürtüsellik, dışsallaştırma problemleriyle olumlu yönde, fakat ketleyici kontrol, dışsallaştırma problemleriyle olumsuz yönde ilişkilidir. Ayrıca, annelerin cezalandırıcı tepkilerinin, çocuklarda dikkati odaklama ve çevirebilme ile olumsuz yönde ilişkili olduğu bulunmuştur. Bunların yanısıra annelerin cezalandırıcı tepkilerinin hem doğrudan hem de dolaylı olarak çocukların dışsallaştırma davranışlarıyla ilişkili olduğu görülmüştür. Annelerin cezalandırıcı tepkileri çocukların dışsallaştırma problemlerini dolaylı olarak ketleyici kontrol aracılığıyla etkilemektedir. Bu sonuçlar annelerin çocukların olumsuz duygularına yönelik tepkilerinin ve çocukların mizacının, çocukların içselleştirme ve dışsallaştırma problemlerinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağladığını göstermektedir.
Anahtar Kelime: Ana-çocuk ilişkisi ;Anneler ; Dışsallaştırma; Mizaç; Olumsuz duygulanım; Sosyalleşme; Çocuklar; İçselleştirme sorunları
Advisor: Asiye Kumru -
Burcu Buğan (2017) "Longitudinal Relations of Externalizing and Internalizing Behavior Problems With Parental Child Rearing Practices and Temperament During Transition From Preschool to School Entry"
ABSTRACT
Externalizing and internalizing behavior problems have been regarded as crucial markers of maladjustment across childhood and adolescence (Zahn-Waxler et al., 2000). Among several etiological factors; parental child-rearing practices and child temperament have documented to have unique as well as joint contributions to both adjustment and maladjustment outcomes of young children. This study examined mediational relations of child temperament with maternal child-rearing practices and externalizing and internalizing behavior problems in a 3-wave longitudinal study. A total of 293 Turkish preschool children (Mage=49.1 months, SD=3.86, range=39-58 months) and their mothers were recruited for this study. At age 4 maternal child rearing, at age 6 child temperament, and finally at age 7 behavior problems were measured via mothers' reports. It was hypothesized that maternal practices would longitudinally predict children's temperamental approach and reactivity. We further hypothesized that child's approach and reactivity would mediate longitudinal relations between maternal practices and externalizing and internalizing behavior problems. Results indicated that the direction of the longitudinal relationship between maternal child-rearing and child's temperament was from maternal warmth to child's reactivity such that higher levels of maternal warmth when children were 4 year-old predicted lower levels of children's reactivity at age 6. Moreover, maternal warmth at age 4 negatively predicted children's reactivity at age 6, which in turn predicted both externalizing and internalizing problems at age 7 positively. Accordingly, child's reactivity fully mediated the link between maternal warmth and externalizing behavior problems. This study shed light on the mechanism in which parental child rearing practices, child's temperamental characteristics and behavior problems were longitudinally related. Findings of the current study can inform prevention/intervention programs aiming at eradicating behavior problems earlier in childhood.
Keyword: Parents attitude; Behavioural attitude; Externalizing; Personality traits; Temperament; Latency period; Preschool period; Preschool education; Child rearing; Internalize problems
ÖZET
Dışsallaştırma ve içselleştirme davranış problemleri çocukluk ve ergenlik dönemi uyum sorunlarının önemli göstergeleridir (Zahn-Waxler ve ark., 2000). Davranış problemlerini yordayan birçok etiyolojik faktör arasından öne çıkan anne-babaların çocuk yetiştirme tutumları ve çocukların mizaç özelliklerinin davranış problemleri üzerindeki ayrı ve ortak etkileri araştırmalar tarafından ortaya konulmuştur. Bu çalışmada çocukların mizaç özelliklerinin, annelerin çocuk yetiştirme tutumları ve çocukların davranış problemleri arasındaki ilişkide aracı rolünün üç-zamanlı boylamsal bir çalışmada incelenmesi amaçlanmıştır. Çocuklar 4 yaşındayken annelerin tutumları, 6 yaşındayken çocukların mizaç özellikleri ve 7 yaşındayken davranış problemleri anne raporuyla ölçülmüştür. Çalışmaya 291 okul öncesi dönemindeki çocuk (ortalama yaş=49.1 ay, SS=3.86, ranj=39-58 ay) ve anneleri katılmıştır. Çalışmada annelerin çocuk yetiştirme davranışlarının çocukların mizaç özelliklerini yordayacağı ve mizaç özelliklerinin de annelerin çocuk yetiştirme davranışları ile çocukların içselleştirme ve dışsallaştırma davranış problemleri arasındaki boylamsal ilişkide aracı değişken olacağı varsayılmıştır. Bulgular, anne çocuk yetiştirme davranışları ile çocuğun mizacı arasındaki ilişkinin yönünün, annenin çocuk yetiştirme davranışlarından çocukların mizacına doğru olduğunu göstermiş ve çocuk yetiştirmedeki sıcaklık boyutunun (4 yaş) çocukların tepkisel mizaç özelliğini 2 yıl sonra negatif olarak yordadığını (6 yaş) ortaya koymuştur. Ayrıca, bulgular, annenin sıcak çocuk yetiştirme davranışının (4 yaş) çocukların 6 yaşındaki tepkisel mizaç özelliğini negatif olarak yordadığını, çocukların 6 yaşındaki tepkisel mizaç özelliğinin ise dışsallaştırma ve içselleştirme davranış problemlerini (7 yaş) pozitif olarak yordadığını ortaya koymuştur. Bu doğrultuda bulgular, çocukların 6 yaşındaki tepkisel mizaç özelliğinin annenin sıcak çocuk yetiştirme davranışı (4 yaş) ile çocukların dışsallaştırma davranış problemleri (7 yaş) arasındaki boylamsal ilişkide aracı rol oynadığını göstermiştir. Bu çalışmanın bulguları davranış problemlerini erken çocukluk döneminde ortadan kaldırmayı amaçlayan önleme/müdahale programlarını bilgilendirebilmesi açısından önemlidir.
Anahtar Kelime: Ana-baba tutumu; Davranışsal tutum; Dışsallaştırma; Kişilik özellikleri; Mizaç; Okul çağı dönemi; Okul öncesi dönem; Okul öncesi eğitim; Çocuk yetiştirme; İçselleştirme sorunları
Advisor: Asiye Kumru -
Pınar Bilir (2017) "Basic Psychological Needs in Relationships With Parents and Teachers: Links to Academic Motivation, Self-Efficacy, and Performance in Mathematics"
ABSTRACT
The propose of the current study was to examine the relations between the perceived gratification of basic psychological needs (autonomy, relatedness, and competence) in relationships with parents and mathematics teacher, and academic outcomes in mathematics among Turkish early adolescents. A total of 551 secondary school students completed the questionnaire; the questions assessed the level of perceived gratification of basic psychological needs in relationships with mother, father, and mathematics teacher, as well as academic self-efficacy, self-determined motivation, approach and avoidance goals in mathematics, and implicit theories of intelligence of adolescents. Path analyses showed that after controlling for the demographic variables, mathematics teacher's gratification of psychological needs was positively linked with all the academic outcomes; higher levels of mothers' gratification of psychological needs predicted higher self-determined motivation; and higher levels of fathers' gratification of psychological needs predicted higher levels of approach goals. There was no significant difference between fixed and growth mindset groups in the mediation model. However, univariate analysis of variance revealed significant mindset differences: growth mindset group had higher scores on all of the variables than the fixed mindset group. The findings were discussed considering the previous studies.
Keyword: Family; Family relations; Mathematics; Mathematics lesson; Motivation; Psychological needs; Basic needs; Determination of essense; Teachers
ÖZET
Erken ergenlik döneminde olan öğrencilerle yürütülen bu çalışma kendini belirleme kuramı perspektifinden, temel psikolojik ihtiyaçların (özerklik, yakınlık, yetkinlik) ebeveynler ve matematik öğretmeni tarafından karşılanması ve akademik sonuçlar arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçlamıştır. Toplam 551 orta okul öğrencisi, temel psikolojik ihtiyaçların anne, baba ve matematik öğretmeni tarafından karşılanması, matematik dersindeki akademik öz yeterlik, motivasyon, yaklaşma ve kaçınma hedefleri ve örtülü zeka inanışları hakkındaki soruları cevaplamıştır. Yol analizleri analizleri , temel psikolojik ihtiyaçların matematik öğretmeni tarafından karşılanması ile tüm akademik sonuçların olumlu yönde ilişkili olduğunu göstermiştir Demografik değişkenler kontrol edildikten sonra, temel psikolojik ihtiyaçların anne tarafından karşılanması sadece öz-belirlenmiş motivasyon ile ilişkili bulunurken, bu ihtiyaçların baba tarafından karşılanması ise yalnızca yaklaşma hedefleri ile ilişkili bulunmuştur. Bununla birlikte, öz-belirlenmiş motivasyonun aracı değişken olarak modellendiği analiz sonuçları, öz-belirlenmiş motivasyonun, temel psikolojik ihtiyaçların matematik öğretmeni tarafından karşılanması ve akademik benlik algısı, matematik notu ve yaklaşma hedefleri arasındaki ilişkide aracı değişken rolüne sahip olduğunu göstermiştir. Zekanın gelişebilir ve gelişemez olduğunu düşünen iki farklı grup arasında aracı değişken yol analizi modelinde bir fark bulunmazken, iki grup çalışmadaki tüm değişkenler açısından tek değişkenli varyans analizleri ile karşılaştırıldığında zekanın gelişebilir olduğunu düşünen grubun tüm değişkenlerde, zekanın gelişemez olduğunu düşünen gruba göre daha yüksek puanlar aldığı görülmüştür. Sonuçlar literatürdeki diğer sonuçlarla tartışılarak açıklanmıştır.
Anahtar Kelime: Aile; Aile içi ilişkiler; Matematik; Matematik dersi; Motivasyon; Psikolojik ihtiyaçlar; Temel ihtiyaçlar; Öz belirleme; Öğretmenler
Advisor: Ayfer Dost Gözkan -
Pınar Şengül Tığ (2017) "Perceived Reactions of Mothers, Fathers, Friends to Negative Emotions and Adolescent Psychological Well-Being"
ABSTRACT
The aim of the current study was to examine the relationship between reactions to negative emotions by parents and friend, and adolescent psychological well-being. The model examined the links between perceived emotion coaching and dismissing reactions of mothers, fathers, and friends to negative emotions (as a composite of sadness, anger, shame) were related to adolescents' psychological well-being (life satisfaction, trait anxiety, prosocial behavior and aggressive behavior) as mediated by emotion regulation difficulties. A total of 520 adolescents (292 girls, 223 boys) completed the questionnaire (Mage= 16.11, SD= .76, range= 14-18 years). Path analyses showed that coaching by mothers and friend predicted prosocial behavior and life satisfaction, and dismissing by mothers and friend predicted trait anxiety and aggressive behavior. Dismissing by friend and fathers also predicted lower life satisfaction. Father's coaching did not predict any well-being indices. Emotion regulation difficulties was predicted by dismissing by fathers and friend, coaching by mothers and friend. All well-being indices, except prosocial behavior, were predicted by emotion regulation difficulties which acted as a mediator in some of the paths. There were also gender differences between girls and boys in the mediational model. Additionally, gender differences were apparent in dismissing by mothers, fathers, and friend, and coaching by friend such that boys reported that their mothers, fathers, and friend displayed emotion dismissing strategies, while girls reported that friends approved their negative emotions more compared to boys' negative emotions. Finally, girls had higher prosocial behavior, trait anxiety, life satisfaction, and boys had higher aggressive behavior, however they did not differ in emotion regulation difficulties. The findings were discussed in the light of previous studies, considering possible implications and limitations.
Keyword: Parents attitude; Parents emotional socialization; Emotion regulation; Adolescents; Prosocial behavior; Negative mood; Negativeness; Psychological well being; Trait anxiety
ÖZET
Bu çalışmanın amacı, ebeveynler ve arkadaşların olumsuz duygulara verdikleri tepkiler ve ergenlerin psikolojik iyi olma hali arasındaki ilişkiyi incelemektir. İlişkiler yol analizi ile incelenmiştir. Modelde anne, baba ve arkadaşların üzüntü, öfke ve utanma duygularına verdikleri tepkilerin, ergenlerin yaşam doyumu, kaygı durumu, olumlu sosyal davranışları ve saldırgan davranışlarıyla ilişkisi ve bu ilişkide duygu düzenleme güçlüklerinin aracı rolü incelenmiştir. Çalışmaya 520 ergen (292 kız, 223 erkek) katılarak anket formunu doldurmuştur (ortalama yaş= 16.11, SS= .76, ranj= 14-18). Yol analizleri, anne ve arkadaşların duygu koçluğu gösteren tepkilerinin olumlu sosyal davranışlar ve yaşam doyumunu, baba ve arkadaşların duyguyu yok sayan veya azımsayan (olumsuz) tepkilerinin saldırgan davranışlar ve kaygı durumunu yordadığını göstermiştir. Yaşam doyumu ayrıca baba ve arkadaşların olumsuz tepkileri tarafından yordanmıştır. Ancak babaların olumlu tepkileri hiçbir psikolojik iyi oluş değişkeni üzerinde etkili çıkmamıştır. Annelerin ve arkadaşların olumlu tepkileri ile babaların ve arkadaşların olumsuz tepkilerinin duygu düzenleme güçlüklerini yordadığı bulunmuştur. Duygu düzenleme güçlükleri ise, saldırgan davranışlar, sürekli kaygı ve yaşam doyumuyla ilişkili bulunmuştur. Duygu düzenleme güçlükleri bazı ilişkilerde aracı değişken olarak rol oynamıştır; ayrıca kızlar ve erkekler arasında aracı değişken modelinde anlamlı bir fark bulunmuştur. Kızlar duygularına akranlarından daha olumlu tepkiler aldıklarını, erkekler ise duygularına anne, baba ve akranlarından daha olumsuz tepkiler aldıklarını rapor etmişlerdir. Son olarak, kızlar olumlu sosyal davranışlar, kaygı durumu ve yaşam doyumunda, erkekler ise saldırgan davranışlarda daha yüksek puanlar rapor etmişlerdir. Duygu düzenleme güçlüklerinde cinsiyet farkı bulunmamıştır. Bulgular önceki çalışmaların ışığında, olası uygulamalar ve sınırlılıklar göz önüne alınarak tartışılmıştır.
Anahtar Kelime: Ana-baba tutumu; Ana-babaların duyguları sosyalleştirme davranışları; Duygu düzenleme; Ergenler; Olumlu sosyal davranış; Olumsuz duygulanım; Olumsuzluk; Psikolojik iyi oluş; Sürekli kaygı
Advisor: Ayfer Dost Gözkan -
Büşra Aktaş Yılmaz (2017) "The Relationship Between Parental Control and Prosocial Behavior Toward Parents"
ABSTRACT
Parental psychological control including negative discipline exercises such as humiliating, coercion, love withdrawal, and emotional manipulation has been negatively related to prosocial behavior in previous studies (Clark, Dahlen, & Nicholson, 2015; Kuppens, Grietens, Onghena, & Michiens, 2009). On the other hand, the relation between parental behavioral control including supervision, monitoring, and parental knowledge regarding whereabouts and emotional needs of children and prosocial behavior seems to be mixed. That is, in some studies this relation has been positive (Hong, Hwang, Tai, & Kuo, 2016; Kerr, Beck, Downs-Shattuck, Kattar, & Uriburu, 2003) while in another study there was no relation between behavioral control and prosocial behavior et al (Yoo et al., 2013). Furthermore, empirical investigations on both parental psychological and behavioral controls and prosocial behaviors are very scarce in non-Western populations. Thus, in the present study, the relations of prosocial behavior toward mothers and fathers with perceived maternal behavioral control and maternal and paternal psychological control were examined with Turkish school aged children from Bolu, Ankara, and Istanbul (mean age = 11.8, 182 girls and 173 boys). Also, the moderator role of gender on the relation between parental control and prosocial behavior was investigated. The findings revealed that there was a positive link between perceived maternal behavioral control and prosocial behaviors toward parents (both mothers and fathers), while the negative link between perceived paternal and maternal psychological control and prosocial behaviors toward mothers and fathers. Additionally, girls reported more maternal behavioral control and prosocial behavior toward mothers and fathers than boys while boys reported more maternal and paternal psychological control. Moreover, the results of hierarchical regression analyses showed that gender had no moderator role on the relations of prosocial behavior with parental behavioral control and psychological control.
Keyword: Control; Parenting behaviors; Parental monitoring; Parents; Prosocial behaviour; Measurement and evaluation
ÖZET
Ebeveynlerin çocuklarının davranışlarını duygusal manipülasyon, sevginin esirgenmesi, alay etme ve baskı yoluyla kontrol etmesini içeren psikolojik kontrol uygulamalarının çocukların olumlu sosyal davranışı ile negatif ilişkili olduğu daha önce literatürde gösterilmiştir (Clark, Dahlen, & Nicholson, 2015; Kuppens, Grietens, Onghena, & Michiens, 2009). Diğer taraftan, ebeveylerin çocuklarının nerede olduğu ve deneyimleri hakkında bilgi sahibi olması, çocuklarını süpervize etmesi ve izlemesi yoluyla çocukların davranışlarını kontrol etmesi olarak tanımlanan davranışsal kontrol ile olumlu sosyal davranışlar arasındaki ilişki karmaşık görünmektedir. Bir grup çalışma ebeveynin davranışsal kontrolu ile çocukların olumlu sosyal davranışları arasında pozitif (Hong, Hwang, Tai, & Kuo, 2016; Kerr, Beck, Downs-Shattuck, Kattar, & Uriburu, 2003) bazı çalışmalarda ise anlamlı ilişki bulunamamıştır (Yoo ve ark., 2013). Bu karışık bulgulara ek olarak, bu ilişkilere yönelik görgül araştırmalar Batı dışı popülasyonlarda oldukça azdır. Bu çalışmada, davranışsal kontrol, psikolojik kontrol ve ebeveynlere yönelik prososyal davranış Bolu, Ankara ve İstanbul'da yaşayan okul çağı dönemindeki çocuklar ve annelerinin katılımı ile incelenmiştir (ort. yaş = 11.8, 182 kız ve 173 erkek). Ayrıca, çalışmada prososyal davranış ve ebeveyn kontrolü ilişkisi için cinsiyetin moderatör rolü ve hem olumlu sosyal davranış hem de ebeveyn kontrolü için cinsiyet farklılıkları incelenmiştir. Sonuçlar literatürle uyumlu olarak psikolojik kontrol ve olumlu sosyal davranış arasında negatif, davranışsal kontrol ve olumlu sosyal davranış arasında ise pozitif ilişki olduğunu göstermiştir. Öte yandan, beklentimizin aksine, ebeveyn kontrolünün prososyal davranışla ilişkisinde cinsiyetin moderatör etkisi bulunmamıştır. Ancak beklendiği gibi, kızlar daha fazla davranışsal kontrol algıladığını rapor ederken erkekler daha fazla psikolojik kontrol algıladığını rapor etmişlerdir. Ayrıca, yine beklentilerimize paralel olarak, kızlar daha fazla hem anneye hem babaya yönelik olumlu sosyal davranış rapor etmiştir.
Anahtar Kelime: Denetim; Ebeveyn davranışı; Ebeveyn izlemesi; Ebeveynler; Prososyal davranış; Ölçme-değerlendirme
Advisor: Asiye Kumru -
Safiye Ebra Uraloğlu (2017) "Adolescent Disclosure and Secrecy Behaviors and Psychological Well-Being in Parent and Best Friend Relationship Contexts: Variable- and Person-Centered Examinations"
ABSTRACT
The present study examined adolescents' disclosure and secrecy behaviors in their close relationships and their psychological well-being (life satisfaction, problem-solving confidence, and (lower) trait anxiety). In a sample of 1232 adolescents (ages 11-19 years; 60.1 % girls), disclosure and secrecy across three relationship contexts were examined by variable- and person-centered approaches. With a variable-centered approach, the study examined the links between disclosure to and secrecy from mother, father, and best friend and psychological well-being using structural equational modeling (SEM) analysis. Results of SEM showed that higher disclosure and lower secrecy levels were related to higher psychological well-being. More specifically, variable-centered analysis results showed that higher disclosure and lower secrecy in relationship with father predicted better psychological well-being. Disclosure to and secrecy from mother were not found as much effective as the father in the model. Results did not support the relation between secrecy from best friend and well-being but high disclosure to best friend predicted higher well-being. With a person-centered approach, the study investigated adolescents' disclosure and secrecy behaviors in their relationships with their mother, father, and best friend through clusters. Cluster analysis yielded patterns in which adolescents share information with or keep secret from their parents which differ in levels of psychological well-being. The best friend-adolescent cluster was found to be significantly related to psychological well-being but the relation was weaker as compared to other clusters' relationship with psychological well-being indices. Findings are discussed by synthesizing the information yielded by variable- and person-centered analyses.
Keyword: Perceived Well-being; Parents; Parents-adolescent relations; Friend support; Friendship; Individual structure; Adolescents; Well-being; Secret ; Secrecy
ÖZET
Bu çalışma ergenlerin yakın ilişkilerindeki bilgi paylaşımı ve sır saklama davranışları ile psikolojik esenlik hallerini (yaşam doyumu, problem çözme becerisine olan güven ve sürekli kaygı) durumlarını incelemiştir. Çalışmada, 1232 ergenin (11-19 yaş; %60.1 kız) üç farklı ilişki bağlamında bilgi paylaşımı ve sır saklama davranışlarını birey-odaklı ve değişken-odaklı yaklaşımlar kullanılarak incelenmiştir. Değişken-odaklı yaklaşımda anne, baba ve yakın arkadaş ile bilgi paylaşımı ve anneden, babadan, ve en yakın arkadaştan sır saklama davranışı ile psikolojik esenlik hali arasındaki ilişki yapısal eşitlik modeli (SEM) analizi ile incelemiştir. SEM analizi sonuçları yüksek bilgi paylaşımı ve düşük sır saklamanın yüksek psikolojik esenlik hali ile bağlantılı olduğunu göstermiştir. Daha detaylı olarak, değişken-odaklı analiz sonuçları baba ile bilgi paylaşımının ve babadan sır saklamanın psikolojik esenlik halini yordadığını göstermiştir. Bu modelde anne ile bilgi paylaşımı ve anneden sır saklama baba ile olduğu kadar etkili bulunmamıştır. Sonuçlar en yakın arkadaştan sır saklama ve esenlik hali arasındaki ilişkiyi desteklememiştir ancak en yakın arkadaş ile bilgi paylaşımı yüksek esenlik halini yordamaktadır. Çalışmada birey-odaklı yaklaşımla kümeleme analizi aracılığıyla ergenlerin anne, baba ve en yakın arkadaşları ile bilgi paylaşımı ve sır saklama davranışları araştırılmıştır. Birey-odaklı yaklaşımda, kümeleme analizi aracılığıyla ergenlerin anne, baba ve en yakın arkadaşları ile bilgi paylaşımı ve sır saklama davranışları araştırılmıştır. Kümeleme analizi ergenlerin psikolojik esenlik hali seviyeleri bakımından farklılık gösteren ebeveynler ile bilgi paylaşma ve sır saklama örüntülerini ortaya koymuştur. Yakın arkadaş-ergen kümesi ile psikolojik esenlik hali arasındaki ilişki anlamlı bulunmuştur ancak bu ilişki psikolojik esenlik hali ile ilişkili olan diğer kümelere oranla daha zayıftır. Bulgular birey- ve değişken-odaklı yaklaşım analizleri sentezlenerek tartışılmıştır.
Anahtar Kelime: Algılanan esenlik; Ana-baba; Ana-baba-genç ilişkileri; Arkadaş desteği; Arkadaşlık; Bireysel yapı ; Ergenler; Esenlik; Sır; Sır saklama
Advisor: Ayfer Dost Gözkan -
Hasan Alp Aytuğlu (2018) "The Link Between Emerging Adult's Narrative Identity in Familial Context and Positive Development"
ABSTRACT
The present study aims to examine the links between the components of narrative identity, positive development indices, cultural self-construals and motivation activation among Turkish emerging adults. Emerging adults' turning-point life stories that include parental interactions were assessed for causal coherence (or developmental consequentiality) and thematic coherence to examine their connections with positive youth development indices (caring, character, confidence, competence, and connection; 5Cs). The study also examined whether cultural self-construals (autonomous and relational self-construals) and motivational dispositions (appetitive or aversive orientations) were linked with narrative identity and positive development indices. In the study, a total of 91 participants (48 females, 42 males, 1 other) aged between 18 and 29 (Mage = 23.01, SD= .52) partook in a face to face life story interview. Before the interview, participants completed a computer-assisted questionnaire which assessed positive development indices, self-construals, and motivational activation systems. Results showed no significant difference in the causal coherence across event narrative contexts (mother, father, and neutral). On the other hand, thematic coherence was lower in father-related event narratives as compared to neutral contexts. Results of path analysis revealed that higher levels of causal coherence in narratives were associated with low levels of caring, competence, confidence, and connection. Also, higher levels of thematic coherence were linked to higher levels of competence, confidence, and connection. Furthermore, to investigate whether cultural-self clusters differ from each other across 5Cs and narrative indices and if motivational disposition clusters differ from each other across 5Cs and narrative indices, we conducted cluster analysis. The analyses resulted in three meaningfully separate cultural-self clusters (Highly related-lower autonomous group, Highly autonomous-lower relatedness group, and Autonomy-relatedness group) and motivational disposition clusters (Extroverted, Introverted and Amotivated). The Highly related-lower autonomy group scored higher in character than the Autonomy-relatedness group. The Highly related-lower autonomy group scored higher in caring than both the Autonomy-relatedness group and the Highly autonomous-lower relatedness group. The Highly related-lower autonomy group scored higher in connection than both the Autonomy-relatedness group and the Highly autonomous-lower relatedness group. Other comparisons did not yield statistically significant results.
Keyword: Narrative; Self development; Behavioral activation system; Behavioral inhibition system; Identity; Autonomous-relational Self
ÖZET
Bu çalışmanın amacı, genç yetişkinlerin anlatısal kimliklerinin şekillenmesinde rol oynayan deneyimlere dayalı anlatılarının olumlu gelişim göstergeleri, kültürel benlikleri ve pekiştiriciye olan duyarlılıkları ile arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmada, genç yetişkinlerin dönüm noktası anlatıları (anne, baba ve ilişkisel olarak nötr bağlamda yaşanan olaylar), nedensellik ve tematik çerçevede incelenerek, bu anlatı özelliklerinin olumlu gelişim göstergeleri olan yeterlilik, karakter, kendine-güven, ilişkiler ve ilgililik ile ilişkisi araştırılmıştır. Ayrıca genç yetişkinlerin özerk, ilişkisel ve özerk-ilişkisel benlikleri ile davranışsal aktivasyon ve inhibiyon düzeylerinin hem anlatısal kimlikleri hem de olumlu gelişim göstergeleriyle ilişkisinin incelenmesi de çalışmanın diğer amaçlarını oluşturmuştur. Toplamda 91 (42 erkek, 48 kadın, 1 diğer) genç yetişkinin katıldığı bu çalışmada (ortalama yaş=23.01, SS=.52, ranj=18-29), her bir katılımcı ile yüz-yüze görüşme gerçekleştirilmiş ve katılımcılar bilgisayar-destekli anket formları doldurmuştur. Bulgular göstermistir ki anne, baba ve ilişkisel olarak nötr olan anılar arasında nedensellik açısından anlamlı bir fark bulunamamıştır. Bununla birlikte babayla yasanan anılardaki tematik bütünlük ilişkisel olarak nötr olan anılardan daha düşük bulunmustur. M Plus 7.4 ile yapılan yol analizleri; genç yetişkinlerin dönüm noktası niteliğindeki anılarının (anne, baba ve nötr anlatıların toplamından elde edilen ortalama skor) gelişimsel nedensellik bağı ile olumlu, gelişimin alt başlıkları olan yeterlilik, kendine-güven, ilişkiler, ilgililik arasında ters yönlü ilişkiye işaret etmiştir. Ayrıca, dönüm noktası anılardaki (anne, baba ve nötr anıların ortalama skoru) tematik bağ ile olumlu gelişimin alt başlıkları olan yeterlilik, kendine-güven, ilişkiler arasında pozitif yönlü ilişki bulunmuştur. Bu bulgular göstermiştir ki genç yetişkinlerin anlatısal kimliklerindeki nedensellik (kişilik, davranış ve tutum değişimi) ve tematik bütünlük (benzer belirgin bir temanın farklı dönemlerde ve durumlarda tekrarlanıyor olması) olumlu gelişimleriyle (yakın çevreye uyum, empati ve sempati gösterme, başarılı olma inancı, zorluklara karşı direnç ve kendine-güven, ve yakın ilişki kalitesi) ilişkilidir. Tüm bunlara ek olarak, kültürel benliğin ve motivasyonel eğilimlerin nasıl bir örüntü (kümeler) oluşturduğunu görmek amacıyla gerçekleşleştirilen kümeleme analiziyle elde edilen kümelerin, pozitif gelişim göstergeleri ve anlatısal benlik değişkenleri açısında farklılıklar gösterip göstermediğine bakılmıştır. Analiz sonuçları, 3 farklı kültürel benlik kümesi (ilişkililiği yüksek-özerkligi düşük olanlar, özerkliği yüksek-ilişkililiği düşük olanlar ve özerk-ilişkili olanlar) ve 3 farklı motivasyonel eğilim kümesi (dışa dönük, içe dönük ve demotive) vermiştir. Kümeleme analizi sonucunda, ilişkililik göstergeleri yüksek ve özerkliği düşük olan bireylerin pozitif gelişim göstergelerinden olan karaktere yatkınlığı özerk-ilişkili olanlardan yüksek bulunmuştur. Buna ek olarak, ilişkililik göstergeleri yüksek-otonomi göstergeleri düşük bireylerin oluşturduğu grubun bağlılık ve ilgililik göstergeleri diğer iki grup olan otonomi göstergeleri yüksek-ilişkililigi düşük grup ve özerk-ilişkili gruptan daha yoğun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Anahtar Kelime: Anlatı; Benlik gelişimi; Davranışsal aktivasyon sistemi; Davranışsal inhibisyon sistemi; Kimlik; Yetişkinler; Özerk ilişkisel benlik
Advisor: Ayfer Dost Gözkan -
Beliz Canlı (2018) "The effects of the child, maternal and environmental characteristics on behavioral problems in early childhood period"
ABSTRACT
The main aim of the present thesis study was to compare the mothers and children from low- and high-socioeconomic status (SES) in terms of the mothers' social support, stress, perception of the child intentionality, and the children's behavioral problems. In addition, the current study aimed to examine whether there is a differentce in the relationship between perceived social support, maternal stress, mother's perception of child's intentionality and child internalizing and externalizing behavioral problems between mothers and children from different SES groups. The second aim was to examine whether the mothers' social support, stress, perception of the child intentionality and children's internalizing and externalizing problems showed a change or remained stable within 1 year, and to explore the influence of mothers' developmental expectations and child temperament on child behavioral problems in addition to perceived social support, maternal stress, mothers' perception of child's intentionality. The main study recruited 463 mothers with children aged 12-46 months and the follow-up study had 67 mothers with children aged 19-51 months. A series of structural equation models (SEM) were run in order to show the associations in total sample and in different SES groups (Low-SES vs. High-SES). For the follow-up, the Paired T-tests and a series of hierarchical regression analyses were conducted to see the differences in variables from first and second time points, and to examine how perceived social support, maternal stress, mother's perception of child's intentionality, in addition to influence of child temperament and mothers' developmental expectations predict internalizing and externalizing problems. In the main study, the maternal stress positively predicted both internalizing and externalizing problems, whereas the social support negatively predicted only internalizing problems. The negative intentionality was both the predictor and the mediator for internalizing problems for the total sample. The maternal stress was found to predict internalizing and externalizing behavioral problems negatively and the negative intentionality predicted the internalizing problems and mediated the relationship between maternal stress and internalizing problems in the low-SES group. In the high-SES sample, maternal stress positively predicted internalizing and externalizing problems, and social support negatively predicted both internalizing and externalizing problems. In the follow-up, the emotionality and the maternal stress positively predicted internalizing problems, whereas the emotionality, activity, and maternal stress positively predicted externalizing problems. Moreover, maternal stress partially mediated the relationship between emotionality and internalizing problems, and fully mediated the relationship between emotionality and externalizing problems. The results indicated that mother's stress, social support, their attributions and expectations about their child's behaviors and state as well as child temperament can contribute to problem behaviors. However, these effects may vary in different SES groups in Turkey. The future studies and interventions should focus on underpinnings of maternal stress while addressing protective factors for different SES groups in order to prevent behavioral problems during early childhood.
Keyword: Mother-child interaction; Mothers; Behavioral disorders; Behavioural attitude; Early child education; Social support; Socio-economic level; Socio-economic factors; Environmental impact; Child behavior
ÖZET
Bu tez çalışmasının ana amacı düşük ve yüksek sosyoekonomik düzeydeki (SED) anne ve çocukları annelerin sosyal desteği, stresi, çocuk niyetliliğine yönelik görüşleri, ve çocukların davranışsal problemleri çerçevesinde karşılaştırmaktır. Buna ek olarak, bu çalışma farklı sosyoekonomik düzeydeki (SED) annelerin algıladıkları sosyal destek, ebeveynlik stresi, çocuk niyetliliğine dair görüşleri ve çocuktaki içselleştirme ve dışsallaştırma davranış problemleri arasındaki ilişkilerde bir fark olup olmadığını araştırmayı hedeflemiştir. Çalışmanın ikinci amacı annelerin sosyal desteği, stresi, çocuk niyetliliğine dair görüşlerinin ve çocukların içselleştirici ve dışsallaştırıcı davranış problemlerinin 1 sene içerisinde değişiklik gösterip göstermediğini incelemek; ve annenin gelişimsel beklentisi ve çocuğunun mizacının annelerin algıladıkları sosyal destek, ebeveynlik stresi ve çocuk niyetliliğine dair görüşlerine ek olarak çocuktaki davranış problemlerine etkisini araştırmaktır. Ana çalışma 12-46 ay arası çocuğu olan 463 anneden, izleme çalışması 19-51 ay arası çocuğu olan 67 anneden oluşmuştur. Toplam örneklemde ve de farklı sosyoekonomik gruplarda (Düşük SED-Yüksek-SED) yapısal eşitlik modeli (SEM) serileri yürütülmüştür. İzleme çalışmasında ise değişkenlerin iki zaman aralığındaki farkını ölçmek için Eşleştirilmiş T-testi; annelerin algıladıkları sosyal destek, ebeveynlik stresi, çocuk niyetliliğine dair görüşleri, gelişimsel beklentisi ve çocuğun mizacının içselleştirme ve dışsallaştırma davranış problemlerine etkisini görmek için hiyerarşik regresyon analizi uygulanmıştır. Ana çalışmada anne stresi içselleştirme ve dışsallaştırma problemlerini pozitif olarak, sosyal destek sadece içselleştirme problemini negatif olarak yordamıştır. Toplam örneklemde olumsuz niyetlilik hem negatif yordayıcı hem de aracı değişken olarak içselleştirme problemlerini etkilemiştir. Düşük sosyoekonomik gruptaki anne stresi hem içselleştirme hem dışsallaştırma problemlerini pozitif olarak yordamış ve olumsuz niyetlilik içselleştirme problemlerini negatif olarak yordamış ve anne stresi ile içselleştirme davranışı arasında ara değişken olmuştur. Yüksek sosyoekonomik grupta anne stresi her iki davranış problemini de pozitif olarak yordamış, annenin algıladığı sosyal destek ise her iki davranış problemini de negatif olarak yordamıştır. İzleme çalışması sonuçlarına göre çocuğun duygusal mizacı ve anne stresi içselleştirme davranış problemlerini pozitif olarak yordarken, çocuğun duygusal ve etkinlik mizacı, ve annenin stresi dışsallaştırma davranışını pozitif olarak yordamıştır. Ayrıca, anne stresi duygusal mizaç ile içselleştirme davranışı arasında kısmı aracılık yaparken, duygusal mizaç ile dışsallaştırma davranışını arasında temel aracılık yapmıştır. Bu çalışmanın sonuçları anne stresinin, sosyal desteğinin, annenin çocuğun niyetliliği hakkındaki görüşlerinin ve gelişimsel beklentisinin ve de çocuğun mizacının çocuktaki davranış problemlerini etkileyebileceğini göstermiştir. Ancak bu etkiler Türkiye'deki farklı sosyoekonomik düzeydeki annelerde değişkenlik gösterebilmektedir. Gelecekteki çalışmalar ve müdahale programları erken çocukluk dönemindeki davranışsal problemleri önlemek için anne stresine sebep olan etkenlere odaklanırken aynı zamanda farklı sosyoekonomik düzeydeki anneler için koruyucu faktörlere de vurgu yapmalıdır.
Anahtar Kelime: Ana-çocuk etkileşimi; Anneler; Davranış bozuklukları; Davranışsal tutum; Erken çocuk eğitimi; Sosyal destek; Sosyoekonomik düzey; Sosyoekonomik faktörler; Çevresel etki; Çocuk davranışları
Advisor: Gizem Arıkan -
Kübra Akar (2019) "The Role of Differentiation of Self and Attachment Anxiety in the Association Between Family of Origin Functioning and Couple Relationship Quality"
ABSTRACT
The aim of this study is to investigate the association between family of origin (FOO) functioning and couple relationship quality based on the concepts of Bowen's family systems theory. The indirect effects of differentiation of self and attachment anxiety on this link were examined. In order to do so, one hundred seventy-three individuals (100 females and 73 males, ages 22-52) who were married for a minimum of 6 months to maximum of 15 years were recruited for the study. Participants completed the demographic form, Family of Origin Scale, Differentiation of Self Inventory-Revised, Dyadic Adjustment Scale and the anxiety subscale of Experiences in Close Relationships Scale. Indirect effects were assessed via bootstrapping sampling method in order to test the underlying mechanisms for the link between FOO functioning and couple relationship quality. Results provided considerable support for the relationships among the study variables and hypotheses. FOO functioning was found to be positively associated with couple relationship quality and differentiation of self, and negatively with attachment anxiety. In addition, couple relationship quality was positively associated with differentiation of self and negatively with attachment anxiety. Differentiation of self and attachment anxiety were found to have significant indirect effects on the link between FOO functioning and couple relationship quality. The findings are discussed in line with relevant literature as well as implications for clinical practices and future research.
Keyword: Family; Family ties; Family relations; Family functions; Attachment; Attachment anxiety; Differentiation of self; Married couples; Measurement and evaluation; Relationship quality
ÖZET
Bu çalışmanın amacı Bowen'ın aile sistemi kuramına dayanarak kök aile fonksiyonelliği ve çift ilişki kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bağlanma kaygısı ve benliğin ayrımlaşmasının bu ilişkideki dolaylı etkisi incelenmiştir. Çalışmaya en az 6 ay-en fazla 15 yıldır evli olan 173 katılımcı (22-52 yaşları arasında 100 kadın ve73 erkek) dahil edilmiştir. Katılımcılar demografik bilgi formu, Kök Aile Ölçeği, Çift Uyum Ölçeği, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (kaygı alt ölçeği) ve Benliğin Ayrımlaşması Ölçeğini doldurmuşlardır. Kök aile fonksiyonelliği ve çift ilişki kalitesi arasındaki ilişkinin altında yatan olası mekanizmaları incelemek için bağlanma kaygısı ve benliğin ayrımlaşmasının dolaylı etkileri önyükleme örneklem yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Sonuçlar, çalışma değişkenleri arasındaki ilişkiyi ve çalışma hipotezlerini desteklemiştir. Kök aile fonksiyonelliği, çift ilişki kalitesi ve benliğin ayrımlaşması ile pozitif olarak ilişkili, bağlanma kaygısı ile negatif olarak ilişkili bulunmuştur. Ek olarak, çift ilişki kalitesi benliğin ayrımlaşması ile pozitif olarak ilişkili ve bağlanma kaygısı ile negatif olarak ilişkilidir. Benliğin ayrımlaşması ve bağlanma kaygısının kök aile fonksiyonelliği ve çift uyumu arasındaki ilişkideki dolaylı etkisi istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır. Bulgular alan yazın ışığında, klinik uygulamalar ve gelecekte yürütülebilecek araştırmalar açısından tartışılmıştır.
Anahtar Kelime: Aile; Aile bağları; Aile içi ilişkiler; Aile işlevleri; Bağlanma; Bağlanma kaygısı; Benliğin ayrımlaşması; Evli çiftler; Ölçme-değerlendirme; İlişki kalitesi
Advisor: Nilüfer Kafescioğlu Aydın -
Birce Bingöl (2019) "The Role of Common Factors in Pivotal Moments in Couple and Family Therapy"
ABSTRACT
The aim of the current study is to investigate the role of common factors specific to CFT in the pivotal moments of CFT sessions. With this aim, following four research questions are posed in the current study: 1) What moments do CFT clients and couple and family therapists view as pivotal (significant, different, helpful, meaningful) in individual, couple and family therapy sessions? 2) What makes these moments pivotal for each and what do they attribute its importance to? 3) Do clients' and therapists' views match? If so which ones do? If not, which ones do not? 4) Are these pivotal moments related to the CFT common factors or not?
Keyword: Family; Family health; Family therapy; Experience; Married couples; Therapy
ÖZET
Bu araştırmanın amacı çift ve aile terapisine özgü ortak faktörlerin seanslarda deneyimlenen önemli anlardaki rolünü incelemektir. Ortak faktörler yaklaşımı, bütün psikoterapi modellerinin ortak olarak bazı faktörler barındırdığını ve terapi modelinden bağımsız olarak bu ortak faktörlerin danışanların değişiminde etkili olduğunu savunmaktadır. Bu araştırmada, danışanlar ve çift ve aile terapistleri ile görüşmeler yapılmış ve seansta katılımcıların önemli/yararlı/anlamlı olarak adlandırdıkları anlarda çift ve aile terapisine özgü ortak faktörler belirlenmiştir. Araştırma soruları şunları içermektedir; 1)Katılımcılar, seanstaki hangi anları önemli olarak adlandırıyor? 2) Bu anları katılımcılar için önemli kılan nedir? 3) Danışanlar ve çift ve aile terapistlerinin görüşleri örtüşmekte midir? Örtüşmekte ise, hangi anlar örtüşmektedir? 4) Önemli olarak adlandırılan bu anlar, çift ve aile terapisi ortak faktörleri ile ilintili midir?
Anahtar Kelime: Aile; Aile sağlığı; Aile tedavisi; Deneyim; Evli çiftler; Terapi
Advisor: Nilüfer Kafescioğlu -
Cansu Gökbalkan (2019) "The Links Between Use of Mental State Verbs, Theory of Mind and Social Skills in Middle Childhood"
ABSTRACT
Understanding mental states and using terms to express this understanding are considered to be important for social interaction. However, only a few studies examined mental state language, ToM and social skills together. The present study aimed to assess the nature of the association between mental state language and ToM and whether it extends to social skills in terms of two dimensions which were social competence and antisocial behaviors in school-age children. Participants were 80 Turkish elementary school children between the ages of 6 to 10 (Mage = 8.48, SD = 1.00, 43 girls). Mental state language, ToM, linguistic competence and general cognitive ability were assessed through behavioral tasks, and social skills were measured through teachers' reports. A hierarchical linear regression analysis showed that even though mental state language continued to be associated with ToM in elementary school, there were also other cognitive abilities such as linguistic complexity and general cognitive ability that accounted for the association between mental state language and ToM. In addition, ToM mediated the association between mental state language and social competence. Antisocial behaviors, on the other hand, were negatively correlated with mental state language but not with ToM. These results provided important contributions to understand the nature of the link between mental state language and ToM and its extent to social skills.
Keyword:Mood; Latency period; Social skill; Theory of mind; Childhood
ÖZET
Zihinsel durumları anlamak ve bu anlayışı ifade eden terimleri kullanmak sosyal etkileşim açısından önemli olarak görülmektedir. Fakat araştırmalar, zihinsel durumları ifade eden terimleri, zihin kuramını ve sosyal becerileri birlikte ele almamıştır. Bu araştırma, zihinsel durum terimleri ve zihin kuramı arasındaki ilişkinin doğasını incelemeyi ve bu ilişkinin sosyal becerilerin iki boyutuna (sosyal yeterlilik ve olumsuz sosyal davranış) olan uzantısını araştırmayı hedeflemektedir. 6-10 yaşları arasında (Ortyaş = 8.48, S = 1.00, 43 kız) 80 ilkokul öğrencisinin katıldığı bu araştırmada, zihinsel durum terimleri, zihin kuramı, dilsel yetkinlik ve genel bilişsel beceri ölçümleri için çocuklar bazı testleri tamamlamıştır. Sosyal beceriler ise öğretmenlerin doldurdukları ölçekle değerlendirilmiştir. Hiyerarşik regresyon analizine göre bulgular, zihinsel durum terimleri kullanımının ilkokul döneminde de zihin kuramı ile ilişkili olduğunu, fakat genel bilişsel beceri ve dilsel karmaşıklık gibi başka bilişsel becerilerin zihinsel durum terimlerinin yordayıcı rolünü ortadan kaldırdığını göstermiştir. Ayrıca, zihin kuramının zihinsel durum terimleri ve sosyal yeterlilik arasındaki ilişkiye aracılık ettiği bulunmuştur. Olumsuz sosyal davranışların ise zihinsel durum terimleri ile olumsuz yönde ilişkili olduğu, ancak zihin kuramı ile bağlantılı olmadığı anlaşılmıştır. Bu sonuçlar, zihinsel durum terimleri ile zihin kuramı arasındaki ilişkinin yapısını ve bunun sosyal becerilere olan uzanımını anlamak için önemli katkılar sağlamıştır.
Anahtar Kelime: Duygudurum; Okul çağı dönemi; Sosyal beceri; Zihin kuramı; Çocukluk dönemi
Advisor: Ercenur Ünal -
İlknur Zeynep Taşel Günal (2019) "Investigating the Role of Mother's Partner Attachment, Parenting Stress and Emotional Availability in the Toddler's Attachment Security"
ABSTRACT
The present study aims to investigate the associations between the mother's attachment with partner, parenting stress, parenting behaviours on the emotional availability, and the toddler's attachment security in low SES in Turkish sample. This study also examines the mediator role of mother's parenting stress in the relationship between the mother's attachment with partner and toddler's attachment security. Sixty-three mothers and their children between the ages of 12 to 35 months participated from the underdeveloped regions of İstanbul, representing a low SES group. The participants were visited at their home and the 2-hour mother-child dyads were video-recorded. In the last hour of the home visit, mothers filled a pack of questionnaires including a demographic form, Parenting Stress Index-Short Form (PSI-SF) and Experiences in Close Relationships-Revised (ECR-R). The toddler's attachment security in 2-hour video-recorded home visit was coded by two independent trained coders using Attachment Q-Sort (AQS), and mother's parenting behaviours in 10-min free play sessions were coded using Emotional Availability Scales (EAS). The results demonstrated that the mother's attachment avoidance with a partner and parenting stress were negatively associated to the toddler's attachment security, while the mother's sensitive and structuring behaviours were positively related to the toddler's attachment security. However, the mother's attachment anxiety with partner, mother's non-intrusiveness and non-hostility behaviours did not significantly associate with the toddler's attachment security. Contrary to my expectations, the mother's parenting stress did not significantly mediate the association between mother's attachment avoidance and toddler's attachment security. The current study expanded existing literature on low SES mothers of toddlers by showing the important role parenting stress in comparison to mothers' partner attachment. Furthermore, to my knowledge, this is the first study focusing on EAS in Turkish culture and in a disadvantaged sample. Based on findings of the present study, person tailored early interventions could be developed in regard to relevant maternal factors for toddler's attachment security.
Keyword: Parental bonding; Mothers; Attachment; Attachment styles; Attachment security; Insecure attachment; Stress; Intimate Partner violence; Childhood
ÖZET
Bu araştırma öncelikle annenin partneriyle olan bağlanma boyutunu, ebeveynlik stresinin, duygusal ulaşılabilirlik davranışlarını ve çocuklarıyla olan bağlanma güvenliği arasındaki ilişkileri Türkiye örnekleminde düşük gelir seviyesindeki anneler incelemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma ayrıca anne ebeveynlik stresinin, annenin partneriyle olan bağlanma boyutu ve çocuğun bağlanma güvenliği arasındaki ilişkide aracılık rolü oynayıp oynamadığını araştırmaktadır. Araştırmaya 63 anne ve 12-35 ay arasında olan çocukları, düşük sosyo-ekonomik grubu temsilen İstanbul'un gelişmemiş bölgelerinden katıldı. Araştırmaya katılan anne ve çocuklar evlerinde ziyaret edildi ve daha sonra kodlanmak üzere video kamera ile 2 saatlik kayıt alındı. Ev ziyaretinin son saatinde anneler demografik form, Ebeveynlik Stres İndeksi-Kısa Formu ve Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II gibi bazı ölçekleri doldurdu. Çocukların bağlanma güvenliği 2 saatlik ev gözlemi doğrultusunda Bağlanma Davranışları Sınıflandırma Seti (BDSS) ile bağımsız kodlayıcılar tarafından kodlanılırken, annelerin duygusal ulaşılabilirlik davranışları ise ev ziyaretindeki 10 dakikalık serbest oyun süresinde Duygusal Ulaşılabilirlik Ölçekleri ile kodlanıldı. Araştırma sonuçlarına göre, annenin partneriyle olan kaçınma bağlanma boyutu ve ebeveynlik stresi çocuğun bağlanma güvenliği ile negatif ilişkiliyken anne duyarlılığı ve yönlendirici desteği çocuğun bağlanma güvenliği ile pozitif ilişkili olduğu bulunmuştur. Fakat, annenin partneriyle olan kaygı bağlanma boyutu, annenin müdahaleci ve düşmanca olmayan davranışları çocuğun bağlanma güvenliği ile arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Beklentilerimin aksine, anneni ebeveynlik stresi, annenin partneriyle olan bağlanma boyutu ve çocuğun bağlanma güvenliği arasındaki ilişkide aracılık etmemiştir. Bu tez çalışması, düşük gelir grubunda bulunan annelerin, partneriyle olan bağlanma boyutuna kıyasla ebeveynlik streslerinin önemli rolünü göstererek literatüre katkı sağlamayı amaçlamıştır. Ayrıca bu çalışma, Türk kültüründe ve dezavantajlı örneklemde annenin duygusal ulaşılabilirlik ölçeklerine odaklanan bildiğim kadarıyla ilk çalışma olacaktır. Çalışmamın sonuçlarına göre, çocuğun bağlanma güveliği için annelikle ilgili bu faktörlere odaklanarak kişiye özel erken müdahale programları geliştirmek çocuğun bağlanma güvenliği için önemli olacaktır.
Anahtar Kelime: Ana-babaya bağlanma; Anneler; Bağlanma; Bağlanma stilleri; Güvenli bağlanma; Güvensiz bağlanma; Stres; Yakın partner şiddeti ; Çocukluk dönemi = Childhood
Advisor: Gizem Arıkan -
Sinem Yahyaoğlu (2019) "The Effects of Social Support, Differentiation of Self and Locus of Control on Anxiety"
ABSTRACT
This quantitative cross-sectional study was designed to examine the effects of social support, locus of control and differentiation of self on anxiety. Using the Bowen's Family Systems Theory, we aimed at examining the same relationship with a systemic lens. The data was collected both online and via pen-and-paper style. Four hundred and forty five students, from various universities in Istanbul, participated in this study. Eligibility criteria included being in the age range of 18 to 25 years old, and being able to speak and understand Turkish. The data was collected from 445 university students. Most of the participants were females (n=327, 73.5%), from middle SES level (n=219, 49.2%), 4th grade students (n=172, 38.7%) and they reported having no anxiety related psychological problems (n=405, 91%). The participation was mainly online via Qualtrics link (n=278, 62.5%). A set of questionnaire included demographic form, State-Trait Anxiety Inventory (STAI), Differentiation of Self Inventory (DoSI), Multidimensional Scale of Perceived Social Support (MSPSS) and Rotter's Locus of Control Scale (RLCS). Hierarchical linear regression was conducted in IBM SPSS Statistics 21. As a result, differentiation of self was found to be associated with trait anxiety after accounting for social support and locus of control variables. That is, as the level of differentiation of self increased, the level of trait anxiety decreased. This result was in line with the previous literature findings. However, social support and external locus of control were found to be associated with state anxiety. Therefore, this study has not only filled the gap in the literature with Turkish population, but also has emphasized the importance of differentiation of self. More longitudinal studies with a systemic perspective should be need in future research. In fact, we would be able to understand the complex nature of anxiety as practitioners who work in the field and be able to develop systemic interventions that benefit people living with anxiety.
Keyword: Ego; Differentiation of self; Locus of control; Anxiety; Social support
ÖZET
Bu kantitatif enlemesine araştırma, sosyal desteğin, kontrol odağının ve benliğin ayrışmasının kaygı üzerine olan etkilerini incelemek için yapılmıştır. Bowen'ın Aile Sistemleri Teorisi'ni kullanarak, benzer ilişkiyi sistemik bakış açısıyla incelemeyi hedefledik. Veriler hem online hem de yazılı anket olarak toplanmıştır. İstanbul'un çeşitli üniversitelerinden, 445 öğrenci bu çalışmaya katılmıştır. Katılım için uygunluk kriterleri 18-25 yaş arasında olma ve Türkçe konuşup-anlamayı içermektedir. Veriler 445 öğrenciden alınmıştır. Katılımcıların çoğu kadınlardan (n=327, 73.5%), orta sosyo-ekonomik seviyedeki insanlardan (n=219, 49.2%), 4.sınıf öğrencilerinden (n=172, 38.7%) oluşurken aynı katılımcıların kaygıyla alakalı herhangi bir psikolojik problem (n=405, 91%) belirtmediği görülmüştür. Katılım çoğunlukla Qualtrics bağlantısı ile online olarak gerçekleşmiştir (n=278, 62.5%). Demografik form ile birlikte, Durumluluk-Süreklilik Kaygı Envanteri (DSKE), Benliğin Ayrışması Ölçeği (BAÖ), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) ve Rotter'ın İç-Dış Kontrol Odağı Ölçeği (RİDKOÖ)'nden oluşan bir anket oluşturulmuştur. IBM SPSS Statisctics 21 kullanılarak hiyerarşik doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Sonuç olarak, benliğin ayrışması, sosyal destek ve kontrol odağı değişkenleride göz önünde bulundurulduğunda, süreklilik kaygısı ile ilişkili bulunmuştur. Yani, benliğin ayrışması arttıkça süreklilik kaygısı azalmıştır. Bu bulgu, önceki literatür bulgularıyla örtüşmektedir. Ancak, sosyal destek ve dış kontrol odağı, durumluluk kaygısı ile ilişkili bulunmuştur. Dolayısıyla, bu çalışma literatürdeki boşluğu Türk örneklemiyle doldurmakla kalmamış, aynı zamanda benliğin ayrışmasının önemini vurgulamıştır. Gelecek araştırmalarda, sistemik bakış açısı ile daha fazla boylamsal çalışmalara ihtiyaç olduğu görülmüştür. Bu sayede, alanda çalışan uygulamacılar olarak kaygının karışık doğasını daha iyi anlayabilir ve kaygı ile yaşayan insanlara yardımcı olacak sistemik müdahaleler geliştirebiliriz.
Anahtar Kelime: Benlik; Benliğin ayrımlaşması; Denetim odağı; Kaygı; Sosyal destek
Advisor: Senem Zeytinoğlu Saydam -
Dilşah Ece Eren (2019) "Comparison of Online vs. Offline Dating in Terms of Romantic Beliefs, Commitment, Relationship Maintenance and Relationship Satisfaction"
ABSTRACT
Recently, there is an increase in online dating engagement and individuals' opinions are evolving as online dating is a good way to initiate a romantic relationship (Pew Research Center, 2016). Further, a research study proposed that marriages that started online have a higher relationship satisfaction rather than marriages that started in face-to-face interaction (Cacioppo, Cacioppo, Gonzaga, Ogburn& Vanderweele, 2013). Nevertheless, more studies are needed to compare these relationships. Therefore, current study is aimed to investigate how online vs. offline dating differs in terms of romantic beliefs, commitment, relationship maintenance behaviors and relationship satisfaction. Besides relationship experiences, the current study also aims to investigate how possible perception-changing experiences such as exposure to online dating does make a difference or not. Therefore, the current study investigates how romantic beliefs, commitment, relationship maintenance and relationship satisfaction differ among groups of participants who have experienced online dating before and participants who have not experienced online dating before. The sample is composed of 546 participants (362 females, 183 males and 1 other) between the ages of 18 and 30 (M= 24.16, SD = 3.5). 276 participants assessed their relationships as relationships started offline (face-to-face and contexts) and 270 participants assessed their relationships as relationships started online (both via online dating apps and social media sites). An independent samples t-test was conducted in order to see the group differences between offline and online dating experiences. Results revealed that there were no statistically significant differences across groups of offline vs. online daters in terms of romantic beliefs, commitment, relationship maintenance behaviors and relationship satisfaction. On the other hand, there was a significant group difference between participants who have experienced online dating before and who have not experienced before. In addition to this, regression analyses were conducted in order to determine unique contributions of romantic beliefs and commitment to relationship satisfaction. It was found that romantic beliefs, commitment and relationship satisfaction was significant predictors of relationship satisfaction. Further, mediation analyses were done in order to see how relationship maintenance behaviors mediate the relationship between romantic beliefs, commitment and relationship satisfaction among both groups. Results yield that relationship maintenance behaviors mediated the association between romantic beliefs and relationship satisfaction both in online and offline relationships. In addition to this, relationship maintenance behaviors mediated the association between commitment and relationship satisfaction in both groups of online and offline relationships. A discussion was provided to understand these results referring to the literature. Also, a discussion was provided based on Turkey's context.
Keyword:Commitment; Romantic relationship; Romanticism; Online dating applications; Relationship satisfaction; Relationship stability; Beliefs; Human relations
ÖZET
Son yıllarda, online tanışma platformlarının kullanma sıklığının arttığı gözlemlenmiştir. Bununla birlikte, online platformların romantik bir ilişkiye başlamak için iyi bir yol olduğu yönünde değişen görüşler mevcuttur. Ek olarak, online başlayan evliliklerin ilişki memnuniyetinin yüz yüze başlayan evliliklere kıyasla daha yüksek olduğunu bulan bir çalışma mevcuttur (Cacioppo, Cacioppo, Gonzaga, Ogburn& Vanderweele, 2013). Ancak, online tanışma fenomenini daha iyi anlamak için daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır. Bu sebeple mevcut çalışma, online ve yüz yüze başlayan ilişkileri ilişkisel değişkenlerle (romantik inançlar, bağlılık, ilişki sürdürme davranışları ve ilişki memnuniyeti) karşılaştırmayı amaçlamıştır. Buna ek olarak, bu çalışma, mevcut ilişki deneyimlerinin dışında, online tanışma platfromlarını kullanan ve kullanmayan katılımcıların ilişki algılarını ölçmeyi de hedeflemiştir. Örneklem, 18-30 yaş arasındaki 546 katılımcıdan (362 kadın, 182 erkek and 1 diğer) oluşmuştur (M= 24.16, SD = 3.5). 276 katılımcı yüz yüze başlayan ilişkisini değerlendirirken; 270 katılımcı online ortamlardan (online tanışma platformları ve sosyal medya siteleri) başlayan ilişkisini değerlendirmiştir. Gruplararası farkı incelemek için bağımsız değişkenler testi uygulanmıştır. Sonuçlar, yalnızca romantik inançlarda gruplararası fark bulurken; bağlılık, ilişki sürdürme davranuşları ve ilişki memnuniyeti arasında bir fark bulamamıştır. Yüz yüze tanışan kişilerin romantik inançlarının daha fazla olduğu bulunmuştur. Buna ek olarak, online tanışma platformu deneyimi bulunan katılımcılar ve bulunmayanlar arasında romantik inançlar, bağlılık ve ilişki memnuniyeti açısından fark bulunmuştur. Online tanışma platform deneyimi bulunan katılımcılarda daha düşük romantik inançlar, bağlılık ve ilişki memnuniyeti puanları görülmüştür. Mevcut araştırma çoklu regresyon analizleri yaparak, her bir ilişkisel değişkenin, ilişki memnuniyetine nasıl yordadığını ortaya koymuştur. Çalışmanın değişkenlerinin, online ve yüz yüze başlayan ilişki gruplarında da ilişki memnuniyetini yordadığını ortaya koymuştur. Bununla birlikte, aracılık analizleri yapılarak, ilişki sürdürme davranışlarının romantik inançlar, bağlılık ve ilişki memnuniyeti arasındaki ilişkideki aracı rolü incelenmiştir. Her iki grupta da, ilişki sürdürme davranışlarının aracı rolü olduğu bulunmuştur. Tüm bu sonuçlar, şema teorisi, yatırım modeli ve Türkiye'nin kültürel özellikleri zemininde tartışılmıştır.
Anahtar Kelime: Bağlılık; Duygusal ilişki; Romantizm; Çevrimiçi flört; İlişki doyumu; İlişki istikrarı; İnançlar; İnsan ilişkileri
Advisor:Münevver Selenga Gürmen -
Merve Güney Çalı (2019) "The Experiences of Parents, Whose Children Have a Diagnosis of Leukemia, in the Treatment Process"
ABSTRACT
This qualitative study was designed to describe the experiences of parents whose children have leukemia. The participants were recruited from the child hematology units of two private and one state hospitals located in Istanbul through purposive sampling. One parent from each family participated in an in-depth interview. Nine mothers and one father participated in the study. The age range of parents was 28 to 40 years. Seven main themes emerged at the end of the study: (1) Fragmentation of the family, (2) Siblings: "Forgotten children", (3) Changes in the children, (4) Changes in parenting, (5) Parents' coping, (6) We are not alone vs Resentment, (7) Outsider view "finding the situation bizarre". Further studies should try to get the fathers' experiences in the treatment process, longitudinal and mixed research designs should be formed. Moreover, the foundations should be established to support the siblings of leukemia patients. Lastly, the government should prepare a systemic leukemia treatment program to support the families who have children with leukemia physically, psychologically and socially.
Keyword:Parents attitude; Maternal experience; Parenting experiences; Patient nearness; Patients; Disease; Leukemia; Psychosocial support; Treatment; Children
ÖZET
Bu kalitatif çalışma, çocukları lösemi teşhisi almış ebeveynlerin deneyimlerini anlatmak adına tasarlanmıştır. Katılımcılar, amaçlı örnekleme yoluyla İstanbul'da bulunan iki özel ve bir devlet hastanesinin çocuk hematoloji birimlerinden çalışmaya dahil edildi. Her aileden bir ebeveyn ile görüşme gerçekleştirildi. Dokuz anne ve bir baba çalışmaya katıldı. Ebeveynlerin yaş aralığı 28 ile 40 arasındaydı. Çalışmanın sonunda yedi ana tema ortaya çıkmıştır: (1) Ailenin parçalanması, (2) Kardeşler: "Unutulan çocuklar", (3) Çocuklardaki değişiklikler, (4) Ebeveynlikteki değişiklikler, (5) Ebeveynlerin başa çıkması, (6) Yalnız değiliz (–e karşı) Gücenme, (7) Dışarının görüşü "durumu tuhaf bulma". İleri çalışmalar, babaların tedavi sürecindeki deneyimlerini edinmeye çalışmalı, boylamsal ve karma araştırma modelleri oluşturulmalıdır. Ayrıca, lösemi hastalarının kardeşlerini desteklemek için vakıflar kurulmalıdır. Son olarak, hükümet lösemili çocuğu olan aileleri fiziksel, psikolojik ve sosyal olarak desteklemek için sistemik bir lösemi tedavi programı hazırlamalıdır.
Anahtar Kelime: Ana-baba tutumu; Anne deneyimi; Ebeveynlik deneyimleri; Hasta yakınları; Hastalar; Hastalık; Lösemi; Psikososyal destek; Tedavi; Çocuklar
Advisor:Fehime Senem Zeytinoğlu Saydam -
Deniz Hazal Özay (2019) "The Relationship Between Maternal Psychological Well-Being, Sensitivity and Toddlers' Observed Attachment Security in a Socio-Economic Risk Group"
ABSTRACT
A secure relationship between a caregiver and a child is one of the important predictors of positive developmental outcomes in childhood. Previous studies demonstrated that low socio-economic level, maternal mental health symptoms, and maternal insensitivity were associated with the formation of insecure relationship (Teti, Gelfand, Messinger, & Isabella, 1995; Radke-Yarrow, 1991; Lyons-Ruth, Connell, Grunebaum, & Botein, 1990). Further, these studies depicted that poor maternal mental health when combined with low SES (Casady, Diener, Isabella, & Wright, 2001) can hinder maternal sensitivity and child's secure attachment (Campell et al., 2004; Gedaly & Leerkes, 2016). However, so far, the relationship between maternal mental health, and maternal sensitivity and attachment security in early childhood has not be shown in a high-risk group such as low-SES. Therefore, this study aims to investigate maternal mental health symptomatology and sensitivity association with toddlers' attachment security in a low-SES Turkish sample and whether the relationship between maternal mental health symptomatology and attachment security of toddlers mediated by the maternal sensitivity. The one-hundred and forty-eight mothers (Mage=30.44 years, SD=4.7) and their toddlers between the age of 12 to 38 months old (Mage=23.18 months, SD=6.7) recruited for the study. In 2 to 3-hours home-visits, mothers' relationships with their toddlers were video-recorded and then they filled out a pack of questionnaires including a demographic form, Brief Symptom Inventory (BSI). The mother-child dyads were coded independently by trained coders for Maternal Behavior Q-Sort (MBQS) and toddlers' attachment security coded with Attachment Q-Sort (AQS). The correlation analysis showed that maternal mental health negatively, while maternal sensitivity was positively associated with toddlers' attachment security and this relationship is remained significant in hierarchical regression analysis even after controlling for socioeconomic status. The results showed that maternal sensitivity did not significantly mediate the link between maternal mental health symptomatology and toddlers' attachment security. The present study showed the impact of socioeconomic and maternal factors on toddlers' attachment security in a disadvantaged group, which would facilitate for developing preventive interventions that specifically address maternal mental health directly for such high-risk groups.
Keyword: Mother-child interaction; Mothers; Caregivers; Attachment; Attachment styles; Emotional security; Attachment security; Mental health; Socio-economics; Socio-economic situation
ÖZET
Bakım veren ve çocuk arasındaki güvenli bağlanma ilişkisi, çocukluk dönemindeki olumlu gelişimin önemli belirleyicilerinden biridir. Önceki çalışmalar, düşük sosyo-ekonomik düzey, anne ruh sağlığı ve anne duyarsızlığının güvensiz bağlanma ile ilgili olduğunu göstermiştir (Teti, Gelfand, Messinger, & Isabella, 1995; Radke-Yarrow, 1991; Lyons-Ruth, Connell, Grunebaum, & Botein, 1990). Ayrıca bu çalışmalar, düşük anne ruh sağlığının ile düşük sosyo-ekonomik düzeyle (Casady, Diener, Isabella, & Wright, 2001) bir araya geldiğinde anne duyarlılığına ve çocuğun güvenli bağlanmasına mâni olabileceğini göstermiştir (Campell et al., 2004; Gedaly & Leerkes, 2016). Bununla birlikte, bugüne kadar, çalışmalar erken çocukluk dönemindeki bu faktörler ile bağlanma güvenliği arasındaki ilişkiyi tam olarak incelememiştir. Bu nedenle, bu çalışma, anne ruh sağlığı semptomları ve duyarlılığının, erken çocukluk dönemindeki çocukların bağlanma güvenliği ile olan ilişkisini düşük sosyo-ekonomik gelir düzeyindeki Türk örnekleminde incelemeyi ve anne duyarlılığının, anne ruh sağlığı semptomları ile bağlanma güvenliği arasındaki ilişkiye aracılık edip etmediğini araştırmayı amaçlamaktadır. 12-38 ay (Ort. = 23.18, S =6.7) arasında çocuğu olan 148 anne (Ort. = 30.44, SD = 4.7) araştırmaya alındı. Anne-çocuk çiftleri 2 ila 3 saat arasında eğitimli gözlemciler tarafından evlerinde ziyaret edildi ve tüm katılımcılar gözlem boyunca anne-çocuk davranışlarını kodlamak üzere kayıt altına alındı. Annelerin duyarlılığı Anne Davranışları Sınıflandırma Seti (ADSS) ile ve çocukların bağlanma güvenliği ise Bağlanma Davranışları Sınıflandırma Seti (BDSS) kodlanıldı. Annelerin ruh sağlığı semptomları Kısa Semptom Envanteri (KSE) ile ve demografik bilgeleri ise verilen anketlerle elde edildi. Sonuçlar, anne ruh sağlığı semptomları ve çocukların bağlanma güvenliğinin negatif olarak ilişkiliyken anne duyarlılığı ve bağlanma güvenliğinin pozitif olarak ilişkili olduğunu göstermiştir ve bu ilişki sosyo-ekonomik düzey ile kontrol edildiğinde dahi korunmuştur. Bununla birlikte, annelerin duyarlılığı, anne ruh sağlığı semptomları ve erken çocukluk dönemindeki çocukların bağlanma güvenliği arasındaki ilişkiye aracılık etmemiştir. Bu çalışma sosyoekonomik ve anneliğe ait faktörlerin küçük çocukların bağlanma güvenliği üzerindeki etkisini sosyal olarak dezavantajlı bir grupta göstermiştir ve özellikle bu gibi yüksek riskli gruplarda yapılan sınırlı önleyici müdahaleler geliştirmek için önemli bilgiler sağlamıştır.
Anahtar Kelime: Ana-çocuk etkileşimi; Anneler; Bakım verenler; Bağlanma; Bağlanma stilleri; Duygusal güvenlik; Güvenli bağlanma; Ruh sağlığı; Sosyoekonomi; Sosyoekonomik durum
Advisor:Gizem Arıkan -
Itır Erkan (2019) "Romantic Relationship Experiences and Emotion Regulation Strategies of Regular Mindfulness Meditation Practitioners: A Qualitative Study"
ABSTRACT
Using attachment theory as the framework, this qualitative study focused on the experiences of the emotion regulation strategies and romantic relationships of regular mindfulness meditators with at least two years of practice and their meditation-naïve or non-regularly meditating partners. The Turkish mother-tongue sample consisted of 8 heterosexual and 2 same-sex couples. Semi-structured interviews were held separately with each partner. Thematic analysis yielded 7 themes and 13 subthemes on three levels: intrapersonal, relationship, and the perspective of the non-regularly meditating partners. Three intrapersonal themes (numbers) and four related subthemes (letters) were revealed: 1) meta-awareness; 1a) impermanence of emotions; 2) shift in emotion regulation capacities; 2a) decreased intensity of emotions; 2b) staying with negative emotions; 3) shift in the relationship with oneself; 3a) self-compassion. Three relationship themes and seven subthemes emerged: 4) experiential shift in stressful situations; 4a) less negative reactivity; 4b) fewer conflicts; 5) transformation of the emotional bond; 5a) self-disclosure of emotions; 5b) decreased anxiety about the relationship; 6) transformation of the romantic relationship; 6a) being present during sex; 6b) compassion and acceptance for the partner; 6c) re-defining of boundaries. One theme and two subthemes emerged from the non-regularly meditating partner's data: 7) general positive effects of regular practice; 7a) observing the peaceful mood of the partner; 7b) observing less negative reactivity of the partner. These intrapersonal themes indicated the importance for the regularly meditating partner of meta-awareness and enhanced emotion regulation and self-compassion. These were reflected in the romantic relationship as less reactivity, less anxiety, more self-disclosure, and enhanced compassion and acceptance for the partner, which attachment theory would associate with a more secure relationship. The partners of the regular meditators confirmed the relational and individual shifts due to their partner's regular mindfulness practice. Integrating attachment theory with regular mindfulness practice can thus be a valuable approach for couple and family therapy. Regular mindfulness practice, even for one partner, may also be beneficial during couple therapy. Future research can focus on the effects of mindfulness practice on specific periods or situations in romantic relationships. It can also investigate the relationship between the unique emotion regulation strategies promoted by regular mindfulness meditation and potential shifts in the attachment styles of both partners.
Keyword: Mindfulness; Cognitive emotion regulation; Sexual relation; Affect regulation; Romantic relationship; Awareness; Attachment security; Meditation; Adult attachment
ÖZET
Bu kalitatif çalışma en az iki yıl sure ile düzenli mindfulness (bilinçli farkındalık) meditasyonu uygulayıcılarının duygu regülasyon stratejilerine ve romantik ilişki deneyimlerine ve onların meditasyon yapmayan veya düzensiz yapan partnerlerinin romantik ilişki deneyimlerine, bağlanma teorisi perspektifi üzerinden odaklanmaktadır. Yarı yapılandırılmış görüşmeler, ana dili Türkçe olan 8 heteroseksüel ve 2 eşcinsel çift ile yapılmıştır ve görüşmeler her bir partner için birebir olacak şekilde gerçekleştirilmiştir. Tematik analiz sonuncunda, üç farklı seviyede 7 tema ve 13 alt tema ortaya çıkmıştır. Bu üç seviye; içsel kişilik seviyesi, romantik ilişki seviyesi ve düzenli meditasyon yapmayan partnerin perspektifi olarak belirlenmiştir. İçsel kişilik seviyesinde üç tema (sayılar) ve dört ilişkili alt tema (harfler) oluşmuştur: 1) meta-farkındalık; 1a) duyguların geçiciliği; 2) duygu düzenleme stratejilerinde değişim; 2a) duyguların azalan yoğunluğu; 2b) zor duygularla kalabilme; 3) kendiyle ilişkide değişim; 3a) öz-şefkat. Üç romantik ilişki teması ve yedi alt tema ortaya çıkmıştır: 4) stresli durum deneyiminde değişim; 4a) daha az negatif tepkisellik; 4b) daha az tartışma; 5) duygusal bağın dönüşümü; 5a) duyguları ifade etme; 5b) romantik ilişki ile ilgili azalan kaygı; 6) romantik ilişkinin dönüşümü; 6a) cinsel ilişki sırasında anda olma; 6b) partner için şefkat ve kabul; 6c) sınırları tekrar belirleme. Düzenli meditasyon yapmayan partner seviyesinde bir tema ve iki alt tema belirmiştir: 7) düzenli meditasyon pratiğinin genel pozitif etkileri; 7a) partnerde gözlemlenen genel sakin duygu durumu; 7b) daha az tepkiselliğin partnerde gözlemlenmesi. İçsel kişilik seviyesindeki temalar, düzenli meditasyon uygulayıcısının meta-farkındalığının, gelişmiş duygu düzenleme becerilerinin ve artan öz-şefkatin önemini vurgulamıştır. Bu temalar romantik ilişkiye, daha az tepkisellik, daha az kaygı, daha çok duygularını ifade etme ve diğer partner için artan şefkat ve kabul olarak yansımıştır. Bağlanma perspektifinden bu sonuçlar partnerler arası daha güvenli bir bağlanma olarak ilişkilendirilmiştir. Düzenli meditasyon uygulayıcılarının partnerleri de düzenli pratik ile gelen bu bireysel ve ilişkisel değişimleri onaylamıştır. Çift ve aile terapisi alanında bağlanma teorisini düzenli mindfulness meditasyonu pratiği ile entegre etmek değerli bir yaklaşım olabilir. Sadece bir eşin bile devam ettiği düzenli meditasyon pratiği çift terapisi sırasında yararlı olabilir. Gelecek araştırmalar, meditasyon pratiğinin özellikle romantik ilişkinin özel dönem ve durumlarına etkisine odaklanabilir. Ayıca mindfulness pratiğinin getirdiği eşsiz duygu düzenleme becerileri ile her partnerin kendi bağlanma stillerindeki potansiyel değişimler arasındaki ilişki de gelecek araştırma konuları olabilir.
Anahtar Kelime: Bilinçli farkındalık; Bilişsel duygu düzenleme; Cinsel ilişki; Duygu regülasyonu; Duygusal ilişki; Farkındalık; Güvenli bağlanma; Meditasyon; Yetişkinlerde bağlanma
Advisor:Fehime Senem Zeytinoğlu Saydam -
Afra Selcen Taşdelen (2019) "Examining the Role of Ses, Mothers' Reflective Functioning, Mothers' Psychopathological Symptoms, and Emotion Socialization Practices on the Toddlers' Behavior Problems"
ABSTRACT
Behavior problems are widespread among children having both short-term and long-term adverse effects in academical, social, and emotional areas of the life. The aim of the present study was to investigate the relationships between socio-economic status (SES), mother's psychopathological symptoms, maternal reflective functioning, and mother's use of emotional socialization practices and child behavioral problems during toddlerhood. The study also aimed to examine age and sex differences on the display of behavior problems of toddlers. Mothers (Mage = 32 years, SD= 4,75) who had children (Mage = 23,8 months, SD= 7,39) between the ages 1 to 3 and lived in the different cities of Turkey (N = 534) participated in the study. The mothers were asked to complete a package of scales consisting of demographic form, Brief Symptom Inventory, Parental Reflective Functioning Questionnaire, Coping with Toddler Negative Emotions Scale, and Child Behavior Checklist. Based on the mothers' reports, the results of hierarchical regression analyses showed that SES, maternal psychopathology, and mother's use of unsupportive emotion socialization predicted toddler's externalizing and internalizing behavior problems. There was a significant age and sex differences on the child'externalizating behavior problems with boys scoring higher than girls and older age children displaying more externalizing behavior problems than the younger ones. However, contrary to our expectations, mothers' supportive emotion socialization did not predict child behavior problems. Overall, the present findings provide further support to family process model in predicting child behavior problems. Keywords: Externalizing behavior problem, internalizing behavior problem, psychopathology, SES, reflective functioning, emotion socialization
Keyword: Family functions; Parents emotional socialization; Mother behavior; Mothers; Emotion socialization; Psychopathological symptoms; Socio-economic situation; Socio-economic impact; Childhood
ÖZET
Çocuk davranış problemleri toplumda yaygın bir şekilde görülmekte ve onların akademik, sosyal ve duygusal yaşamlarında hem kısa süreli hem de uzun süreli olumsuz etkiler göstermektedir. Bu çalışmanın amacı, sosyo-ekonomik durum (SED), annenin psikopatolojik semptomları, annenin yansıtıcı işleyişi ve annenin duygu sosyalleştirme uygulamalarının erken çocukluk döneminde görülen davranış problemleri ile ilişkisini incelemektir. Çalışma aynı zamanda çocuğun yaşının ve cinsiyetinin göstermiş olduğu davranış problemlerinde fark yaratıp yaratmayacağını incelemeyi amaçlamıştır. Araştırmaya, Türkiye'nin farklı şehirlerinde yaşayan 1 ve 3 yaş arası çocuğu (yaş ortalaması 23,8 ay, SS= 7,39) bulunan anneler (yaş ortalaması 32, SS= 4,75) (N = 534) katılmıştır. Annelerden demografik form, Kısa Semptom Envanteri, Ebeveyn İçsel Düşünme İşlevselliği Ölçeği, Çocukların Olumsuz Duygularıyla Başetme Ölçeği ve Çocuk Davranışları Kontrol Listesi bulunan bir ölçek paketini doldurmaları istenmiştir. Annelerin raporlarına dayanarak yapılan bu çalışma, SED, annenin psikopatolojik semptomu ve annenin destekleyici olmayan duygu sosyalleştirme uygulamalarının çocuklarda görülen içselleştirme ve dışsallaştırma davranış problemlerini yordadığını yapılan hiyerarşik regresyon analizlerinin sonucunda ortaya koymuştur. Ayrıca bulgular erkek çocuklarının kız çocuklarından ve yaşça büyük olan çocukların ise küçük yaştakilerden daha fazla dışsallaştırma problemleri sergilediklerini ortaya koymuştur. Bununla birlikte, beklentilerin aksine, destekleyici duygu sosyalleştirmesi çocuk davranış problemlerini anlamlı şekilde yordamamıştır. Genel olarak, bu çalışmanın bulguları çocuk davranış problemlerini yordamada aile süreç modeline destek sağlamıştır.
Anahtar Kelime: Aile işlevleri; Ana-babaların duyguları sosyalleştirme davranışları; Anne davranışı; Anneler; Duygu sosyalizasyonu; Psikopatolojik semptomlar; Sosyoekonomik durum; Sosyoekonomik etki; Çocukluk dönemi
Advisor:Asiye Kumru -
Bengi Saral (2020) "Social Competence of Preschool Children in the Context of the Adult-Child Relationship"
ABSTRACT
Children's relationship with adults (e.g., teachers and parents) and within-family relationships (e.g., Parent-Parent) are important drivers for development of children's social competence (Acar et al., 2018; Diener & Kim, 2004). The aim of the current study was to investigate the contributions of adult-child relationships (parent-child and teacher-child) and parent-parent relationships to children's social competence in early childhood. The current study also investigated the moderating roles of teacher-child relationship on the association between parent-child relationships and children's social competence and parent-parent relationships and children's social competence. Participants were parents and teachers of 127 Turkish children (M: 54.65, SD: 9.22 months). Parents reported on parent-child (closeness and conflict) and parent-parent relationships (cooperation, conflict, and triangulation) and teachers reported on their relationships (closeness and conflict) with children and social competence of children. Hierarchical regression models accounting for nesting structure of the data were run to test the hypotheses. Results showed that there were no associations between parent-child relationship and children's social competence. In addition, it was found that there was no association between parent-parent relationship and children's social competence. However, there was a significant association between teacher-child relationship and children's social competence. Teacher-child closeness was positively and teacher-child conflict was negatively associated with children's social competence. Results also showed that teacher-child closeness moderated the association between parent-parent conflict and children's social competence. Simple slopes analyses showed that combinations of high levels of parent-conflict and low levels of teacher-child closeness undermined the children's social competence. The findings highlight the importance of both parent-parent and teacher-child relationships for children's social competence. In the light of the findings, it was discussed through previous studies, considering the limitation, future directions, and implications.
Keyword: Parent-child relationship; Preschool children; Social skill; Social competence; Teacher-student relations
ÖZET
Çocukların yetişkinlerle olan ilişkileri (ör. öğretmenler ve ebeveynler) ve aile içi ilişkiler, çocukların sosyal yeterliliğinin geliştirilmesi için önemlidir (Acar ve ark., 2018; Diener ve Kim, 2004). Bu çalışmanın amacı, yetişkin-çocuk ilişkilerinin (ebeveyn-çocuk ve öğretmen-çocuk) ve ebeveyn-ebeveyn ilişkilerinin erken çocukluk döneminde çocukların sosyal yeterliliğine katkılarını incelemektir. Bu çalışma aynı zamanda öğretmen-çocuk ilişkisinin ebeveyn-çocuk ilişkileri ile çocukların sosyal yeterliliği ve ebeveyn-ebeveyn ilişkileri ile çocukların sosyal yeterliliği arasındaki ilişki üzerindeki ılımlı rollerini incelemiştir. Katılımcılar 127 Türk çocuğun ebeveynleri ve öğretmenleridir (ortalama yaş: 54.65, SS: 9,22 ay). Ebeveynler ebeveyn-çocuk (yakınlık ve çatışma) ve ebeveyn-ebeveyn ilişkileri (iş birliği, çatışma ve üçgenleme) hakkında, öğretmenler de çocuklarla ilişkileri (yakınlık ve çatışma) ve çocukların sosyal yeterliliği hakkında rapor verdiler. Verilerin iç içe geçme yapısını açıklayan hiyerarşik regresyon modelleri, hipotezi test etmek için çalıştırılmıştır. Sonuçlar, ebeveyn-çocuk ilişkisi ile çocukların sosyal yeterlikleri arasında hiçbir ilişki olmadığını göstermiştir. Ayrıca, ebeveyn-ebeveyn ilişkisi ve çocukların sosyal yeterlilikleri arasında herhangi bir ilişki olmadığı bulunmuştur. Öğretmen-çocuk yakınlığı pozitif ve öğretmen-çocuk çatışması çocukların sosyal yeterlilikleri ile negatif ilişkiliydi. Ancak, öğretmen-çocuk ilişkisi ve çocukların sosyal yeterliliği arasında anlamlı bir ilişki vardır. Sonuçlar ayrıca öğretmen-çocuk yakınlığının ebeveyn-ebeveyn çatışması ve çocukların sosyal yeterliliği arasındaki ilişkiyi denetlediğini göstermiştir. Basit eğim analizleri, yüksek düzeyde ebeveyn çatışması ve düşük düzeyde öğretmen-çocuk yakınlığı kombinasyonlarının çocukların sosyal yeterliliğine zarar verdiğini göstermiştir. Bulgular hem ebeveyn-ebeveyn hem de öğretmen-çocuk ilişkilerinin çocukların sosyal yeterliliği açısından önemini vurgulamaktadır. Bulgular ışığında, sınırlılıklar ve olası uygulamalar dikkate alınarak önceki çalışmalarla tartışılmıştır.
Anahtar Kelime: Ana-baba çocuk ilişkileri; Okul öncesi çocuklar; Sosyal beceri; Sosyal yeterlilik; Öğretmen-öğrenci ilişkileri
Advisor:İbrahim Hakkı Acar -
Gözde Topgüloğlu Danışman (2020) "Marriage and Mother-in-Law/Father-in-Law Relationships: Perceived Social Support, Emotional Closeness and Marital Satisfaction"
ABSTRACT
The study aimed to examine the relationship between perceived support from both mothers-in-law and fathers-in-law and the marital satisfaction of individuals through the indirect effect of emotional closeness with each parent-in-law. As marriage affects the places and roles of both parents-in-law and children-in-law in the interrelated family systems and there is a need for realignment of in-law relationships, The Family System Theory (Minuchin, 1974) and The Expanded Family Life Cycle (McGoldrick & Carter, 1999) were used as theoretical backgrounds of the study. The study has been conducted with 560 individuals (279 females and 281 males) with the 10.14 years of marriage in average (SD = 9.31) and the inclusion criteria were being fluent in Turkish, being married for at least 3 months in their first marriages, stating their sexual orientation as heterosexual and having at least one parent-in-law alive. Gender was chosen as a moderator in the model of conditional indirect effect performed by PROCESS Macro (Hayes, 2018). Results revealed that the conditional direct effect of support from parents-in-law predicted marital satisfaction and tended to be higher for males than female individuals through the emotional closeness with parents-in-law. While the indirect effect of support from fathers-in-law was found as a significant predictor for female individuals' marital satisfaction through the level of emotional closeness, there was no significant effect regarding the relational dynamics of male individuals with their fathers-in-law, females' and males' relationships with mothers-in-law. In specific, in-law relationships were not moderated by gender in the current study. The contributions, limitations, and clinical implications were also discussed.
Keyword: Family relations; Perceived support; Groom; Romantic relationship; Marriage; Marital satisfaction; Bride; Relational closeness
ÖZET
Bu çalışmanın amacı; kişilerin kayınvalide ve kayınpederinden algıladıkları destek ile evlilik memnuniyetleri arasındaki ilişkiyi duygusal yakınlık değişkenini kullanarak koşullu dolaylı etki üzerinden incelemektir. Evlilik, kayınvalide/kayınpeder ve gelin/damadın birbirleriyle ilişkili olan aile sistemlerindeki yerini ve rolünü etkilediği için; bu ilişkilerin yeniden düzenlenmesine ihtiyaç vardır. Bununla ilişkili olarak, çalışmamız Aile Sistemleri Teorisi (Minuchin, 1974) ve Genişletilmiş Aile Yaşam Döngüsü Teorisi (McGoldrick & Carter, 1999) baz alınarak oluşturulmuştur. Çalışmanın örneklemi ortalama evlilik süreleri 10.14 yıl (SD = 9.31) olan 560 katılımcıdan (279 kadın, 281 erkek) oluşmaktadır. Araştırmaya katılım kriterleri Türkçe bilmek, ilk evliliğinde en az 3 aydır evli olmak, cinsel yönelimini heteroseksüel olarak belirtmiş olmak ve kayınvalide/kayınpederden en az birinin hayatta olmasıdır. Katılımcıların cinsiyeti düzenleyici değişken olarak, koşullu dolaylı etki modeli için seçilmiş ve analiz PROCESS Macro (Hayes, 2018) ile tamamlanmıştır. Sonuçlar, duygusal yakınlıkları aracılığıyla kayınvalide ve kayınpeder tarafından sağlanan desteğin koşullu doğrudan etkisinin, evlilik memnuniyetini yordadığı görülürken; bu etkinin erkeklerde daha yüksek olma eğilimi gösterdiği bulunmuştur. Ayrıca, kayınpederlerden gelen desteğin dolaylı etkisi sadece kadınların evlilik memnuniyeti için duygusal yakınlık yoluyla anlamlı bir yordayıcı olarak bulunurken; böyle bir etki kadınların kayınvalideleriyle ve erkeklerin kayınvalide ve kayınpeder ilişkisinde bulunmamıştır. Bu araştırmada, katılımcıların cinsiyetinin düzenleyici bir etkisi görülmemiştir. Çalışmanın bulguları, katkı ve sınırlılıklarının yanında klinik uygulamalara olası etkisi tartışılmıştır.
Anahtar Kelime:Aile içi ilişkiler; Algılanan destek; Damat; Duygusal ilişki; Evlilik; Evlilik doyumu; Gelin; İlişkisel yakınlık
Advisor:Selenga Gürmen -
Cansu Ece (2020) "The Effects of Marital Satisfaction on Coparenting in Turkish Families: A Dyadic Perspective"
ABSTRACT
Coparenting is an executive relationship in a family and refers to how parents interact with each other regarding child-rearing issues. Coparenting relationship is associated with many factors in family system including child and parent characteristics; parent and child adjustment; and relationships such as marital relationship. Dyadic-level overall interparental relationship is one of the most important factors in terms of quality of coparenting relationship (Kitzmann, 2000). Therefore, it is important to examine the association between marital and coparenting relationship. Although there are many studies that shows the association between marital and coparenting relationship, these are different concepts. According to family systems theory (Minuchin, 1985; Minuchin, 1974), it can be concluded that coparenting is an executive subsystem and interconnected with marital subsystem. However, less is known about the association between marital and coparenting relationship in Turkish families. Therefore, current study aimed to investigate the effects of marital satisfaction on coparenting relationship from a dyadic perspective in Turkish families with preschool age children. The participants comprised 249 married co-parent dyads (249 mothers and 249 fathers) having a child between the ages of 3 and 7 (M =56.96, SD =15.16). Both parents reported their marital satisfaction on Couples Satisfaction Index (Funk & Rogge, 2007) and coparenting relationship as three dimensions (cooperation, conflict and triangulation) on Coparenting Inventory for Parents with Preschoolers (CI-PA) (Pinquart & Teubert, 2015). Three different the actor–partner interdependence model (APIM) including marital satisfaction and coparenting cooperation; marital satisfaction and coparenting conflict; and marital satisfaction and coparenting triangulation were conducted to clarify the interdependence between partners and to test for possible actor and partner effects (Cook & Kenny, 2005). Results from actor partner interdependence models revealed that (1) marital satisfaction influenced coparenting cooperation positively for both parents (actor effect). Also, father's marital satisfaction had a positive effect on mother's coparenting cooperation (partner effect from father to mother). (2) marital satisfaction influenced coparenting conflict negatively for both parents (actor effect). (3) marital satisfaction influenced coparenting triangulation negatively for both parents (actor effect). Also, father's marital satisfaction had a negative effect on mother's coparenting triangulation (partner effect from father to mother). Finding actor and partner effect on these associations was consistent with both Family System Theory (Minuchin, 1988) and previous works. Clinical implications were discussed. Keywords: Actor-partner interdependence model; Coparenting; Dyadic; Marital satisfaction, preschool children
Keyword:Parents; Marital satisfaction; Interdependence; Preschool children; Coparenting relationship; Turkish family; Child rearing
ÖZET
Ortak ebeveynlik, ebeveynlerin çocuk yetiştirme konusunda nasıl etkileşimde olduklarını içeren yönetsel bir ilişki türüdür. Ortak ebeveynlik, aile sistemi içerisinde çocuk ve ebeveyn özellikleri, ebeveyn ve çocuk uyum problemleri ve evlilik ilişkisi gibi bir çok kavram ile ilişkilidir. Kaliteli bir ortak ebeveynlik ilişkisi için en önemli parçalardan biri çift düzeyinde anne baba arasındaki ikili ilişkidir (Kitzmann, 2000). Dolayısıyla evlilik ilişkisi ile ortak ebeveynlik arasındaki bağlantıyı araştırmak önemlidir. Mevcut araştırmalar evlilik ilişkisi ve ortak ebeveynlik ilişkisi arasında bağlantı olduğunu göstermesine ragmen, bu kavramların birbirinden farklı olduğu vurgulanmıştır. Aile sistemleri teorisine (Minuchin, 1985; Minuchin, 1974) göre, ortak ebeveynlik yönetsel bir alt sistemdir ve evlilik ilişkisi alt sistemi ile birbirine bağlıdırlar. Tüm bu bilgilere ragmen, Türk ailelerinde evlilik ilişkisi ve ortak ebeveynlik arasındaki ilişkiye dair çok az şey bilinmektedir. Buradan yola çıkarak, bu araştırmanın amacı okul öncesi çağda çocuğu olan Türkiye'deki ailelerde evlilik memnuniyetinin ortak ebeveynlik ilişkisine etkisini çift perspektifi ile araştırmaktır. Araştırmanın örneklemini 3 ve 7 yaş arasında (M =56.96, SD =15.16) çocuk sahibi olan 249 evli çift (249 anne, 249 baba) oluşturmaktadır. Hem anne hem de babalar evlilik memnuniyetlerini ve 3 boyutlu (iş birliği, çatışma, üçgenleşme) ortak ebeveynlik ilişkilerini değerlendirmişlerdir. Üç farklı Aktör Partner Karşılıklı Bağımlılık Modeli (APKM) yürütülerek eşler arasındaki karşılıklı bağlılık ve olası aktör ve partner etkiler test edilmiştir (Cook & Kenny, 2005). Aktör Partner Karşılıklı Bağımlılık Modeli (APKM) sonuçlarına göre (1) her iki ebeveyn için evlilik memnuniyeti ortak ebeveynliğin iş birliği boyutunu olumlu yönde etkilemektedir (aktör etkisi). Buna ek olarak, babaların evlilik memnuniyetinin annelerin ortak ebeveynliklerinin iş birliği boyutu üzerinde olumlu etkisi vardır (partner etkisi) (2) her iki ebeveyn için evlilik memnuniyeti ortak ebeveynliğin çatışma boyutunu olumsuz yönde etkilemektedir (aktör etkisi) (3) her iki ebeveyn için evlilik memnuniyeti ortak ebeveynliğin üçgenleşme boyutunu olumsuz yönde etkilemektedir (aktör etkisi). Buna ek olarak, babaların evlilik memnuniyetinin annelerin ortak ebeveynliklerinin üçgenleşme boyutu üzerinde olumsuz etkisi vardır (partner etkisi).
Anahtar Kelime: Ebeveynler; Evlilik doyumu; Karşılıklı bağımlılık; Okul öncesi çocuklar; Ortak ebeveynlik ilişkileri; Türk ailesi; Çocuk yetiştirme
Advisor:Selenga Gürmen -
Burak Savcı (2020) "Experiences of Fathers Raising a Child With Autism Spectrum Disorder: A Qualitative Study"
ABSTRACT
The purpose of this study was to describe the experiences of fathers who have an only-child with Autism Spectrum Disorder (ASD) using Ambiguous Loss framework. Sample was consisted of 10 fathers, one father being the pilot of the study. Main foci of the research were whether ambiguous loss is a contributing factor in relation with stress levels of fathers raising a child with ASD. Moreover, whether their personal experiences of ambiguous loss impacted family systems through boundary ambiguity was also explored. Semi-structured interviews were conducted with each father. The qualitative method of thematic analysis gave rise to 2 super-ordinate themes, 9 themes and 10 subthemes. First super-ordinate theme "Process of Acceptance" included 5 themes and 8 sub-themes: 1) "konduramama": straining self to accept ASD; 2) incomprehensibility of ASD; 3) emotional processes, 3a) feelings of guilt, 3b) pendulum of hope, 3c) concern for future; 4) receiving proper education, 5) making peace with ASD, 5a) increasing knowledge of disorder, 5b) reframing the situation, 5c) solution-orientedness, 5d) maintaining stability, 5e) attributions to something greater. This theme explained the stress increasing factors that fed fathers' inner conflict regarding the acceptance or rejection of the ASD and the ambiguity it brings. Moreover, those factors helping fathers to deal with the stress was explained. It is seen that most fathers were resilient enough to learn to live with the stress that their ambiguous loss brought. The second super-ordinate theme was "Impact on Family Life" and it included 5 themes and 2 sub-themes as follow: 6) shaping the world around ASD; 7) impact on couple relationship, 7a) emotional turmoil, 7b) positive emotional shift; 8) father as an outside support system; 9) estrangement of relationships. The fathers' experiences confirmed that ambiguous loss has increased their stress on their acceptance process of the disorder as well as on their family lives. Moreover, the boundary ambiguity was seen to be the main stressor on the impact on family life. It created an ambiguity on the roles and identities of the family member by changing the structure of the family in various ways. Ambiguous loss provides a unique understanding to the losses that are hard to capture. The results can inform interventions in couple and family therapies such as normalizing and externalization of the stressful father and families' experiences. Future studies can focus more on social relationship component of ASD from a paternal and familial context. Limitations and further information is discussed.
Keyword: Father-child relationship; Father-child interaction; Fathers; Ambiguous loss; Autistic disorder; Autistic children; Autism spectrum disorder; Child rearing
ÖZET
Bu çalışmanın amacı Belirsiz Kayıp çerçevesini kullanarak çocuğu Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) olan, tek çocuklu babaların deneyimlerini anlatmaktır. Örneklem 10 babadan oluşmakta olup, 1 baba çalışmanın pilotudur. Araştırmanın ana odaklarından ilki, belirsiz kaybın ASD'li bir çocuğu yetiştiren babaların stres düzeylerine katkıda bulunan bir faktör olup olmadığıdır. Ikinci odağı ise, belirsiz kayıp deneyimlerinin sınır belirsizliği yoluyla aile sistemlerini etkileyip etkilemediğidir. Her baba ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Nitel bir araştırma yöntemi olan tema analizi ile 2 üst düzey tema, 9 tema ve 10 alt tema ortaya konmuştur. İlk üst düzey tema olan "Kabul Süreci", 5 tema ve 8 alt temayı içermektedir. Bunlar sırasıyla: 1) "konduramama": ASD'yi kabul etmek için kendini zorlama; 2) ASD'nin anlaşılmazlığı; 3) Duygusal süreçler, 3a) Suçluluk duygusu, 3b) Umut sarkaçı, 3c) Ggelecek için endişe; 4) Uygun eğitimi almak, 5) ASD ile barış yapmak, 5a) OSB bilgisini arttırmak, 5b) Durumu yeniden çerçevelendirmek, 5c) Çözüm odaklılık, 5d) İstikrarı korumak, 5e) Daha büyük bir şeye atıflar. Bu tema, babalara ASD'nin kabulü veya reddi ve getirdiği belirsizlikler ile ilgili iç çatışmaların besleyen stress faktörleri ile beraber, strese yardımcı faktörleri açıklamaktadır. Çoğu babanın belirsiz kayıplarının getirdiği stresle yaşamayı öğrenecek kadar dirençli olduğu görülmektedir. İkinci üst düzey tema olan "Aile Hayatı Üzerindeki Etki" ise 5 tema ve 2 alt tema içermektedir: 6) Dünyayı OSB çevresindeki şekillendirmek; 7) Çift ilişkisine etkisi, 7a) Duygusal kargaşa, 7b) Olumlu duygusal değişimler; 8) Dış destek sistemi olarak baba; 9) İlişkilerde uzaklaşma. Babaların deneyimleri, belirsiz kaybın, OSB'nin aile yaşamları üzerindeki stresini de arttırdığını doğruladı. Ayrıca, sınır belirsizliğinin aile hayatı üzerindeki etkisinin ana stres unsurlarından olduğu görülmektedir. Sınır belirsizliğinin ailenin yapısını çeşitli şekillerde değiştirerek aile üyelerinin rolleri ve kimlikleri konusunda bir belirsizlik yarattığı ortaya konmuştur. Belirsiz kayıp, fark edilmesi zor olan kayıplara benzersiz bir anlayış sağlamaktadır. Sonuçlar, babaların ve ailelerin mücadelesinin normalleştirilmesi ve dışsallaştırılması gibi, çift ve aile terapilerinde sıklıkla kullanılan müdahaleleri şekillendirebilir. Gelecekteki çalışmalar, baba ve ailesel bağlamdan ASD'nin sosyal ilişki bileşenine daha fazla odaklanabilir. Sınırlılıklar ve daha fazla detay yazının geri kalanında tartışılmaktadır.
Anahtar Kelime: Baba- çocuk ilişkisi; Baba-çocuk etkileşimi; Babalar; Belirsiz kayıp; Otistik bozukluklar; Otistik çocuklar; Otizm spektrum bozukluğu; Çocuk yetiştirme
Advisor:Fehime Senem Zeytinoğlu Saydam -
Aysoltan Ymamgulyyeva (2020) "The Relationship Between Social Dominance Orientation, Relationship Power and Dyadic Adjustment: Examining Actor-Partner Effects"
ABSTRACT
This study examined the direct actor and partner effects between social dominance orientation and dyadic adjustment, as well as, indirect effects between social dominance orientation and dyadic adjustment via relationship power and ambivalent sexism (hostile sexism and benevolent sexism) among heterosexual married couples in Turkey. This study was conducted with a sample of 90 (90 women and 90 men) heterosexual couples married for at least 2 years (M = 179.9, SD = 116.48 in months) and with children older than 2 years of age (among couples who had children). Participants came from a diverse range of economic, educational, occupational and geographic backgrounds recruited via the snowball sampling method. Data were collected online via Qualtrics. Participants were asked to fill out the following measures: Social Dominance Orientation (Pratto et al., 1994), Couple Power Scale (Day et al., 2011, in Kaynak-Malatyalı, 2014), Revised Dyadic Adjustment Scale (Busby et al., 1995), Ambivalent Sexism Inventory (Glick & Fiske, 1996) and Demographic Information Form. Actor Partner Interdependence Model (APIM) and Actor Partner Interdependence Model of Mediation (APIMeM) analyses were conducted. Three different APIMeM models were run with relationship power, benevolent sexism and hostile sexism as mediators aimed at understanding the relationship between social dominance orientation and dyadic adjustment. Results indicated a statistically significant positive relationship between women's social dominance orientation and men's dyadic adjustment (direct partner effect, women to men). Moreover, a statistically significant negative relationship between men's own social dominance orientation and men's own dyadic adjustment was found (direct actor effect, men). Although the indirect effects of relationship power were not significant, indicating that social dominance orientation was not related to dyadic adjustment though relationship power, statistically significant indirect effects were found in APIMeM analyses with benevolent sexism and hostile sexism. Women's own social dominance orientation had a negative indirect effect on their husbands' dyadic adjustment through women's own benevolent sexism (indirect women to men actor-partner effect). Men's own social dominance orientation was negatively indirectly related to men's own dyadic adjustment through their own hostile sexism (indirect men actor-actor effect). The implications of these findings were discussed in terms of the existing body of literature and the theoretical framework. Finally, contributions of this study, its limitations, and suggestions for future research were discussed.
Keyword:Perceived power ; Gender roles ; Married couples ; Marital satisfaction ; Marital adjustment ; Power ; Social dominance ; Gender ; Appropriateness of couples ; Scales
ÖZET
Bu çalışmanın sosyal baskınlık yönelimi ile çift uyumu arasındaki doğrudan aktör ve partner etkilerinin yanı sıra ilişkideki güç ve çelişik duygulu cinsiyetçilik yoluyla sosyal baskınlık yönelimi ile çift uyumu arasındaki dolaylı etkileri inceledi. Bu çalışma, en az 2 yıl (M = 179.9, SD = 116.48 ay) evli olan ve 2 yaşından büyük çocukları olan (çocuk sahibi çiftler arasında) 90 heteroseksüel çiftin (90 kadın ve 90 erkek) örneklemiyle gerçekleştirildi. Katılımcılar çeşitli ekonomik, eğitimsel, mesleki ve coğrafi geçmişlerden gelmektedir ve kartopu örnekleme yöntemi ile toplanmıştır. Veriler Qualtrics aracılığıyla online olarak toplandı. Katılımcılardan aşağıdaki ölçekleri doldurmaları istendi: Sosyal Baskınlık Yönelimi (Pratto ve ark., 1994), Çift Güç Ölçeği (Day ve diğerleri, 2011, akt. iç. Kaynak-Malatyalı, 2014), Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği (Busby ve ark., 1995), Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik Ölçeği (Glick & Fiske, 1996) ve Demografik Bilgi Formu. Aktör-Partner Karşılıklı Bağımlılık Modeli (APIM) ve Aktör-Partner Karşılıklı Bağımlılık Aracılık Modeli (APIMeM) analizleri yapılmıştır. Sosyal baskınlık yönelimi ile çift uyum arasındaki ilişkiyi anlamayı amaçlayan ara değişken olarak ilişkideki güc, korumacı cinsiyetçilik ve düşmanca cinsiyetçilik ile üç farklı APIMeM modeli yürütülmüştür. Sonuçlar, kadınların sosyal baskınlık yönelimi ile erkeklerin çift uyumu (doğrudan partner etkisi, kadından erkeğe) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir pozitif ilişki olduğunu göstermektedir. Ayrıca, erkeklerin kendi sosyal baskınlık yönelimi ile erkeklerin kendi çift uyumu arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif bir ilişki bulunmuştur (doğrudan aktör etkisi, erkek). İlişkideki gücünün dolaylı etkileri anlamlı olmamakla birlikte, sosyal baskınlık yönelimin ilişkideki gücün üzerinden çift uyumla ilişkili değildi olmadığını gösterirken, korumacı cinsiyetçilik ve düşmanca cinsiyetçilik ile APIMeM analizlerinde istatistiksel olarak anlamlı dolaylı etkiler bulunmuştur. Kadınların kendi sosyal baskınlık yönelimi, kadınların kendi korumacı cinsiyetçiliği (kadınan erkeğe dolaylı aktör-partner etkisi) yoluyla eşlerinin çift uyumu üzerinde olumsuz dolaylı bir etkiye sahipti. Erkeklerin kendi sosyal baskınlık yönelimleri, dolaylı olarak erkeklerin kendi düşmanca cinsiyetçiliği (dolaylı erkek aktör-aktör etkisi) yoluyla kendi çift uyumu ile olumsuz bir şekilde ilişkiliydi. Bu bulguların sonuçları, mevcut literatür ve teorik çerçeve açısından tartışılmıştır. Son olarak, bu çalışmanın katkıları, sınırlılıkları ve gelecekteki araştırmalar için öneriler tartışılmıştır.
Anahtar Kelime: Algılanan güç ; Cinsiyet rolleri ; Evli çiftler ; Evlilik doyumu ; Evlilik uyumu ; Güç ; Sosyal baskınlık ; Toplumsal cinsiyet ; Çift uyumu ; Ölçekler
Advisor:Nilüfer Kafescioğlu -
Merve Fidan (2020) "Ways of Coping in Emerging Adulthood: The Role of Positive Development Indicators and Basic Psychological Need Satisfaction"
ABSTRACT
The aim of the present study was to examine the relationship between coping resources that emerging adults have and their coping strategies as mediated by their stress appraisals. A path model was tested which links emerging adults' perception of both basic psychological needs satisfaction and frustration (autonomy, relatedness, competence), from their characteristics of positive youth development (confidence, competence, character, connection, care) to coping strategies (fatalistic, optimistic, problem-solving, helplessness) as through stress appraisals (threat, challenge, uncontrollability, control-by-self, control-by-other). A total of 466 emerging adults (359 females, 105 males, 2 other) aged between 18 and 30 (Mage = 22.7, SD= 2.89) completed a computer-assisted questionnaire. The path analysis indicated that emerging adults' control-by-self appraisal mediated the relationship between need satisfaction and three of the four coping strategies (i.e., optimistic, problem-solving and helplessness). Control-by-self appraisal mediated the relationship between need frustration and problem solving strategy, and the relationship between positive development and optimistic and problem-solving coping strategies. While uncontrollability appraisal mediated the link between need frustration and optimistic and problem-solving coping strategies, threat appraisal mediated the relationship between need frustration and helplessness coping strategy. The findings of this study identified important facilitators and frustrators of emerging adults' coping strategies.
Keyword: Coping ; Youngs ; Psychological needs ; Stress ; Coping with stress ; Adults ; Need satisfaction
ÖZET
Bu çalışmanın amacı, genç yetişkinlerin başa çıkma kaynakları ve baş etme yöntemleri arasındaki stresi değerlendirme aracılığıyla olan ilişkiyi incelemektir. Genç yetişkinlerin temel psikolojik ihtiyaçlarının tatmin edilme ve engellenme (özerklik, ilişkisellik, yeterlilik) algılarını ve pozitif gelişim özelliklerini (kendin-güven, yeterlilik, karakter, ilişkileri ilgililik), stresi (bilişsel) değerlendirme (tehdit edici, kişilik gelişimi için fırsat, kontrol-dışı, kendilik kontrolü, diğerleri tarafından sağlanacak katkı ile kontrol edilebilir algılama) aracılığıyla başa çıkma yöntemlerine ( kaderci, iyimser, problem-çözücü, çaresizlik) bağlayan bir yol modeli varsayılmıştır. Toplamda 466 (359 kadın, 105 erkek, 2 diğer) genç yetişkinin katıldığı bu çalışmada (ortalama yaş =22.7, SS= 2.89, ranj=18-30), katılımcılar bilgisayar-destekli anket formunu doldurmuşlardır. Yol analizi, genç yetişkinlerin "kendilik kontrolü" değerlendirmesinin, ihtiyaç tatmini ve dört başa çıkma stratejisinin üçü (iyimser, problem-çözücü, çaresizlik) arasındaki ilişkiye aracılık ettiğini göstermiştir. "Kendilik kontrolü" değerlendirmesi, ihtiyaç engellenmesi ve problem-çözücü baş etme arasındaki ilişkiye ve pozitif gelişim özellikleri ve iyimser ve problem-çözücü baş etme arasındaki ilişkiye aracılık etmiştir. "Kontrol-dışı" değerlendirmesi ihtiyaç engellenmesi ve iyimser ve problem-çözücü baş etme arasındaki ilişkiye aracılık ederken, "tehdit adici" değerlendirme, ihtiyaç engellenmesi ve çaresizlik baş etme arasındaki ilişkiye aracılık etmiştir. Bu çalışmanın bulguları, genç yetişkinlerin baş etme yöntemlerinin önemli destekleyicilerini ve engelleyicilerini tespit etmiştir.
Anahtar Kelime: Başa çıkma ; Gençler ; Psikolojik ihtiyaçlar ; Stres ; Stresle başetme ; Yetişkinler ; İhtiyaç doyumu
Advisor:Ayfer Dost Gözkan -
Pelda Çoko Şehir (2020) "Examining the Role of Culture, Attachment to Parents and Peers, and Parental Peer Management Practices on the Qualities of Friendships Among Turkish University Students"
ABSTRACT
High quality friendships have been associated with psychosocial well-being of adolescents; therefore, it is important to find the potential contributing factors in the process of becoming mentally healthy individuals. There is an increasing number of studies examining the amount of time and activities shared among peers through early and middle adolescence. However, there are limited numbers of studies focusing on friendship quality in late adolescence. The purpose of the current study was to examine the role of culture, attachment to parents and peers, and parental peer management practices on the positive and negative friendship quality. Also, age, sex, and family SES in friendship qualities were added as control variables in this study. Positive friendship quality involved companionship, security, help, and closeness shared in dyadic interactions. Negative friendship quality included the amounts of conflicts experienced in mutual associations. The total of 719 university students (402 females, 317 males) with the mean age of 19.71 (SD = 1.23) ranging from 16.97 to 22.90 years from Bolu and Ankara participated in the present study. The data collection tools were as follows: Friendship Qualities Scale (Bukowski, Hoza, & Boivin, 1994), Individualistic-Collectivistic Views of Family Scale (Hui, 1988), Inventory of Parent and Peer Attachment (Armsden & Greenberg, 1987), and Parental Management of Peers Inventory (Mounts, 2002). Two separate hierarchical regression analyses were conducted for positive and negative friendship quality. Results showed that there was a sex difference in terms of positive and negative friendship quality. Accordingly, female students scored higher in the positive friendship quality while male scored higher in negative friendship quality. Parental support for peer relations, attachment to peers, and collectivistic values were positive predictors of positive friendship quality. Prohibiting from parents positively and peer attachment negatively predicted negative friendship quality. In addition to these findings, regression analysis demonstrated the mediator role of peer attachment on the association between parent attachment and friendship qualities. We conducted a mediation analysis by controlling for age, sex, and family SES, even though it was not our research question. Results supported the mediator role of peer attachment on the relationship between parent attachment and positive and negative friendship quality. Our findings suggested the significant role of culture, parents, and peers on the socialization process of adolescents. Therefore, future studies examining friendship qualities should focus on how to foster positive parent and peer associations considering the importance of culture. Key Words: positive friendship quality, negative friendship quality, individualistic values, collectivistic values, peer management, parent, and peer attachment
Keyword: Peer attachment ; Parental bonding ; Friendship ; Values ; Culture ; Social values ; Scales ; University student
ÖZET
Çalışmalar yüksek nitelikli arkadaşlıkların ergenlik döneminde psikososyal iyi oluşla ilişkili olduğunu göstermiştir, bu nedenle arkadaşlık niteliğine etkisi olan faktörlerin incelenmesi, ruhsal olarak sağlıklı bireylerin yetişmesi konusuna katkıda bulunacaktır. Erken ve orta ergenlik döneminde arkadaşlar ile paylaşılan zamanı ve aktiviteleri inceleyen çalışmalar artmaktadır. Ancak, alanyazın incelendiğinde, sınırlı sayıda çalışmanın geç ergenlik dönemine odaklandığı görülmüştür. Bu çalışmanın amacı kültürün, ebeveyne ve akrana bağlanmanın ve ebeveyn akran yönetimi pratikleri gibi faktörlerin olumlu ve olumsuz arkadaşlık niteliğine etkisini incelemektir. Ayrıca, çalışmamızda yaş, cinsiyet ve ailenin sosyoekonomik düzeyi de kontrol değişkeni olarak eklenmiştir. Olumlu arkadaşlık niteliğini ikili ilişkilerde deneyimlenen yoldaşlık, yardım, yakınlık ve güven oluşturmaktadır. Olumsuz arkadaşlık niteliği ise ilişkilerdeki çatışmaları içermektedir. Çalışmaya Ankara ve Bolu illerinde okuyan yaş ortalaması 19.71 (SS = 1.23) ve yaş aralığı 16.97- 22.90 olan 719 (402 kadın, 317 erkek) üniversite öğrencisi katılmıştır. Çalışmanın veri toplama araçları şu şekildedir: Arkadaşlık Niteliği Ölçeği (Bukowski, Hoza, & Boivin, 1994), Ailenin Bireyci Toplulukçu Bakış Açısı Ölçeği (Hui, 1988), Ebeveyne ve Akrana Bağlanma Envanteri (Armsden & Greenberg, 1987) ve Ebeveyn Akran Yönetimi Ölçeği (Mounts, 2002). Olumlu ve olumsuz arkadaşlık niteliği için 2 ayrı hiyerarşik regresyon analizi yapılmıştır. Sonuçlar, olumlu ve olumsuz arkadaş niteliğinde cinsiyet farklılığını ortaya koymuştur. Buna göre, kadın öğrenciler olumlu arkadaşlık niteliğinde daha yüksek puanlar alırken, erkek öğrenciler olumsuz arkadaşlık niteliğinde daha yüksek puanlar almıştır. Ebeveynin akran ilişkilerini desteklemesi, akrana bağlanma ve ergenin toplulukçu değerlere sahip olması olumlu arkadaşlık niteliğini pozitif yordamıştır. Ebeveynin akran ilişkilerini yasaklaması olumsuz arkadaşlık niteliğini pozitif, arkadaşa bağlanma ise olumsuz arkadaşlık niteliğini negatif yordamıştır. Bu bulgulara ilave olarak regresyon analizi akrana bağlanmanın ebeveyne bağlanma ve arkadaşlık niteliği arasındaki ilişkide aracı rolünün olabileceğini ortaya koymuştur. Bunun üzerine, araştırma sorumuz olmamasına rağmen, yaş, cinsiyet ve sosyoekonomik durum kontrol edilerek aracı değişken analizi yapılmıştır. Bulgular akrana bağlanmanın aynı zamanda ebeveyne bağlanma ile olumlu ve olumsuz arkadaşlık niteliği arasındaki ilişkide aracı rol oynadığını ortaya koymuştur. Bulgularımız ergenlerin sosyalleşme sürecinde kültürün, ebeveynlerin ve arkadaşların önemli bir rol oynadığını göstermiştir. Bu nedenle, gelecekte arkadaşlık niteliğini inceleyen çalışmalar, kültürün etkisi göz önüne alınarak olumlu ebeveyn ve akran ilişkilerinin nasıl geliştirileceğine odaklanmalıdır. Anahtar kelimeler: olumlu arkadaş niteliği, olumsuz arkadaş niteliği, bireyci değerler, toplulukçu değerler, ebeveyn akran yönetimi, ebeveyne ve akrana bağlanma
Anahtar Kelime: Akrana bağlanma ; Ana-babaya bağlanma ; Arkadaşlık ; Değerler ; Kültür ; Sosyal değerler ; Ölçekler ; Üniversite öğrencileri
Advisor:Asiye Kumru -
Çağla Nur Ünal Öztürkci (2020) "A Person-Centered Examination of Adolescent Conflict Resolution Behavior and Psychological Well-Being in Parent and Best-Friend Relationship Contexts"
ABSTRACT
The current study aimed to examine adolescents' conflict resolution patterns in their relationships with their mother, father, and best-friend and to investigate how these patterns differ in adolescents' well-being (i.e., life satisfaction, problem solving confidence, trait-anxiety). Participants were 1033 Turkish adolescents between the ages of 11 to 19. Adolescents' conflict resolution behaviors were examined with a person-centered approach through cluster analysis which revealed four groups of adolescents who differ in their conflict resolution patterns. The first cluster which labeled as "Confrontational and Withdrawing" was characterized by low levels of problem-solving and high levels of conflict engagement, withdrawal and compliance. The second cluster which labeled as "Problem Solver" was characterized by high levels of problem solving and low levels of conflict engagement, withdrawal, compliance. The third cluster "Confrontational but not Withdrawing" was characterized by high levels of conflict engagement and low levels of withdrawal, problem solving, compliance. The fourth cluster "Problem Solver but Withdrawing" was characterized by low levels of conflict engagement and high levels of withdrawal, problem solving, compliance. Univariate ANCOVAs, conducted to examine how these clusters differ in psychological well-being revealed that "Problem Solver" had the highest scores in well-being indicators while "Confrontational and Withdrawing" had the lowest scores. Overall, findings revealed how combinations of different resolution styles differ in well-being and highlighted the importance of developing constructive resolution behaviors in adolescence.
Keyword:Family relations ; Friendship ; Parents-child relation ; Adolescents ; Puberty ; Problem solving ; Conflict resolution
ÖZET
Bu çalışma ergenlik dönemindeki gençlerin anne, baba ve en yakın arkadaşlarıyla ilişkilerindeki çatışma çözme stillerinin (problem çözme, uyum gösterme, çatışmaya girme ve iletişimi kesme) örüntüsünü ve bu örüntülerin esenlik hali (problem çözme becerisine olan güven, yaşam-doyumu, sürekli kaygı) ile ilişkisini incelemeyi amaçlamıştır. 11-19 yaş arası 1033 kişinin katıldığı bu çalışmada birey odaklı yaklaşım izlenerek ergenlerin üç yakın ilişki bağlamında sergilediği çatışma çözme davranışları kümeleme analiziyle incelenmiş, analiz dört farklı küme ortaya çıkarmıştır. "Çatışmacı" olarak adlandırılan ilk küme problem çözme için düşük; çatışmaya girme, iletişimi kesme ve uyum gösterme için yüksek puanlara sahip oluşuyla karakterize edilmiştir. "Problem çözücü" olarak adlandırılan ikinci küme ise tam tersi bir örüntü ortaya koymuş ve problem çözme davranışı için yüksek, diğer çatışma çözme stilleri için düşük puanlarla karakterize edilmiştir. "Çatışmacı ama İletişimi Kesmeyen" şeklinde isimlendirilen üçüncü küme çatışmaya girme için yüksek; iletişimi kesme, problem çözme, uyum gösterme için düşük puanlarla karakterize edilmiştir. Dördüncü küme ise "Problem Çözücü ama İletişimi Kesen" şeklinde isimlendirilmiş ve çatışmaya girme için düşük; iletişimi kesme, problem çözme, uyum gösterme için yüksek puanlarla karakterize edilmiştir. Kümeler arasında psikolojik esenlik hali açısından bir fark olup olmadığını anlamak için tek değişkenli varyans analizi yapılmıştır. Analiz sonuçları "Problem Çözücü" adlı kümenin yaşam doyumu ve problem çözme becerisine güven için en yüksek ve sürekli kaygı için en düşük puanlara sahipken "Çatışmacı" adlı kümenin tam tersi puanlara sahip olduğunu ortaya koymuştur. Farklı çatışma çözme örüntülerinin psikolojik esenlik hali açısından farklılık gösterdiğini ortaya koyan bu bulgular, olumlu çatışma çözme davranışı geliştirmenin önemini vurgulamıştır.
Anahtar Kelime:Aile içi ilişkiler ; Arkadaşlık ; Ebeveyn-çocuk ilişkisi ; Ergenler ; Ergenlik ; Problem çözme ; Çatışma çözme
Advisor:Ayfer Dost Gözkan -
Şevval Çelebi (2021) "Children's Emotional States During COVID-19 Outbreak: Contributions of Parenting Stress and Child Temperament"
ABSTRACT
Children's emotional regulation and dysregulation emerge through the interaction between the child's individual (temperament) and the environmental (e.g., parenting stress) characteristics. The aim of the current study was to investigate the contributions of child temperament and parenting stress to children's emotional states during the COVID-19 outbreak. This study also examined the moderating role of parenting stress on the association between child temperament and children's emotional states. Participants were mothers of 219 (110 girls) Turkish preschool children whose ages ranged from 36 months to 76 months (M = 56.95 months, SD = 11.736 months). Mothers reported on children's emotional states (emotion regulation, emotion dysregulation, child aggression, and child anxiety), child temperament (persistence and reactivity), and parenting stress. Bivariate correlations and hierarchical regression models were run to test the hypotheses. Results indicated that persistence was negatively associated with emotion dysregulation and child aggression, whereas reactivity was negatively associated with emotion regulation and positively associated with emotion dysregulation, aggression, and anxiety. Besides, parenting stress was negatively associated with emotion regulation and positively associated with emotion dysregulation, aggression, and anxiety. Results from the hierarchical regression analyses revealed that parenting stress moderated the association between persistence, and emotion regulation, and child aggression. Simple slopes analyses showed that combinations of high persistence and low parenting stress increased emotion regulation, while combinations of low persistence and high parenting stress increased child aggression. The findings underline the significance of both child temperament and parenting stress for children's emotional states. In the light of previous studies, findings were discussed in the current study, considering limitations, future directions, and implications.
Keyword:COVID 19 ; Emotion regulation ; Emotion dysregulation ; Mood ; Parents ; Temperament ; Pandemics ; Stress ; Children
ÖZET
Çocukların duygu düzenleme ve düzensizlikleri çevre (ebeveynlik stresi) ve çocuğun bireysel karakteri (mizaç) arasındaki etkileşimle ortaya çıkar. Bu çalışmanın amacı, çocuğun mizacı ve ebeveynlik stresinin, COVID-19 karantina döneminde çocukların duygu durumlarına katkılarını incelemektir. Bu çalışma aynı zamanda ebeveynlik stresinin çocuğun mizacı ile çocukların duygu durumları arasındaki ilişki üzerindeki ılımlı rollerini incelemiştir. Katılımcılar 36 ay ve 76 ay arasında 219 (110 kız) Türk okulöncesi dönemdeki çocuğun anneleridir (ortalama yaş: 56.95 ay, SS: 11.736 ay). Ebeveynler, çocukların duygu durumları (duygu düzenleme, duygu düzensizliği, kızgınlık, anksiyete), çocuğun mizacı (sebatkarlık ve tepkisellik) ve ebeveynlik stresi hakkında rapor verdiler. İki değişkenli korelasyonlar ve hiyerarşik regresyon modelleri, hipotezi test etmek için çalıştırılmıştır. Sonuçlar, sebatkarlığı duygu düzensizliği ve kızgınlıkla negatif ilişkili gösterirken, tepkiselliği duygu düzenleme ile negatif, duygu düzensizliği, kızgınlık ve anksiyete ile pozitif ilişkili olarak göstermiştir. Ayrıca, ebeveynlik stresi duygu düzenleme ile negatif, duygu düzensizliği, kızgınlık ve anksiyete ile pozitif ilişkili bulunmuştur. Hiyerarşik regresyon analizi sonuçları ebeveynlik stresinin sebatkarlık ve, duygu düzenleme ve kızgınlık arasındaki ilişkiyi denetlediğini göstermiştir. Basit eğim analizleri, yüksek düzeyde sebatkarlık ve düşük düzeyde ebeveynlik stresi kombinasyonlarının çocukların duygu düzenlemesine katkı sağladığını gösterirken düşük düzeyde sebatkarlık ve yüksek düzeyde ebeveynlik stresi kombinasyonlarının çocukların kızgınlıklarını arttırdığını göstermiştir. Bulgular hem ebeveynlik stresinin hem de çocuğun mizacının çocukların duygu durumları açısından öneminin altını çizmektedir. Sınırlılıklar ve olası uygulamalar dikkate alınarak, önceki çalışmalar ışığında, sonuçlar tartışılmıştır.
Anahtar Kelime:: COVID 19 ; Duygu düzenleme ; Duygu düzenleme güçlüğü ; Duygudurum ; Ebeveynler ; Mizaç ; Pandemiler ; Stres ; Children
Advisor:İbrahim Hakkı Acar -
Zeynep Ezgi Mater (2021) "Coming Out Experiences of Lesbian and Gay Youth and Their Parents: A Qualitative Study in Turkey"
ABSTRACT
This study is aimed to explore deeply the experiences of lesbian and gay youth in coming out process. Ten families from Turkey who participated included mothers and lesbian/gay youth ranging in ages of 21 to 33. In participants of youth, three of them define themselves as lesbian, and rest defines as gay. Thematic analysis using Family Systems Theory as a base is used to analyse 20 interviews. Seven themes (numbers) and 13 subthemes (letters) have emerged from thematic analysis of coming out experiences of gay youth and parents as following: 1) youth's acceptance of self as a process, 1a) experiencing confusion and isolation in coming out to oneself, 1b) motivation to come out: the burden of being closeted, 2) suspicion prior to coming out, 2a) youth suspicion of family's suspicion, 2b) suspicion of parents, 3) youth's worries about the anticipated negative reactions, 3a) using the opportunity of the context to come out, 4) family adjustment 4a) initial reactions, 4b) acceptance as a process, 5) positive effects of coming out, 5a) youth feeling free to be themselves after relieving the burden of being closeted, 5b) better relationships in family after coming out, 6) social & cultural effects, 6a) social cultural effects being a hump for both parents and youth, 6b) lack of reliable sources and being uninformed as barriers, 6c) social support easing the process for both youth and parents, 7) coming out being a difficult process, 7a) continuing negative effects. Further subthemes of subthemes are explained in the results section with quotes from participants. Themes and subthemes are discussed in the framework of Family Systems Theory. Themes overall highlight the characteristics of coming out as a process in the line with other studies in the field. Moreover, clinical implications of the study are discussed.
Keyword:Family ; Family system ; Family systems theory ; Unveiling ; Homosexuality ; Youngs ; Lesbian, Gay, Bisexsual, Transsexsual
ÖZET
Bu çalışma, kendini eşcinsel olarak tanımlayan gençlerin açılma sürecindeki deneyimlerini derinlemesine araştırmayı amaçlamaktadır. Türkiye'den 10 aile ile yapılan bu çalışmada anneler ve yaşları 21 ile 33 arasında değişen lezbiyen ve gey gençler yer almaktadır. Katılan gençlerin üçü kendini lezbiyen, geri kalanı ise gey olarak tanımlamaktadır. Aile Sistemleri Teorisini temel alan tematik analiz, 20 görüşmeyi analiz etmek için kullanmıştır. Eşcinsel gençlerin ve ebeveynlerin ortaya çıkan deneyimlerinin tematik analizinden aşağıdaki gibi yedi tema (sayı) ve 13 alt tema (harf) ortaya çıkmıştır: 1) kendini kabul süreci, 1a) kendine açılma sürecinde kafa karışıklığı ve yalnızlık, 1b) açılma motivasyonu: saklanmanın yükü, 2) açılma öncesi şüpheler, 2a) gencin ailenin şüphelendiğinden duyduğu şüphe, 2b) ebeveynlerin şüphesi, 3) gencin beklenen olumsuz tepkilerden endişe duyması, 3a) bağlamı açılma fırsatı olarak kullanma, 4) ailenin uyumlanma süreci 4a) ilk tepkiler, 4b) bir süreç olarak kabullenme, 5) açılmanın olumlu etkileri, 5a) gençlerin saklanmanın yükünü hafiflettikten sonra kendilerini özgür hissetmeleri, 5b) açıldıktan sonra ailede daha iyi ilişkiler, 6) sosyal ve kültürel etkiler, 6a) sosyal kültürel etkilerin hem ebeveynler hem de gençler için bir kambur olması, 6b) güvenilir kaynakların olmaması ve bilgi sahibi olmamanın engel teşkil etmesi, 6c) hem gençler hem de ebeveynler için süreci sosyal desteğin kolaylaştırması, 7) açılmanın zor bir süreç olması, 7a) açılmanın olumsuz etkilerinin devam etmesi. Alt temaların diğer alt temaları, katılımcılardan alınan alıntılarla sonuçlar bölümünde açıklanmıştır. Temalar ve alt temalar Aile Sistemleri Kuramı çerçevesinde ele alınmaktadır. Temalar genel olarak alandaki diğer çalışmalarla örtüşen şekilde açılma deneyimlerini süreç olma özelliğini vurgulamaktadır. Ayrıca, çalışmanın klinik sonuçları ve limitasyonları tartışılmıştır.
Anahtar Kelime:: Aile ; Aile sistemi ; Aile sistemleri teorisi ; Açılma ; Eş cinsellik ; Gençler ; LGBT
Advisor:Fehime Senem Zeytinoğlu Saydam -
Melis Yüceer (2021) "Ethnicity-related partner selection experiences among young adults from Christian Armenian families: A qualitative study in Turkey"
ABSTRACT
In this paper partner selection experiences of young Armenian adults is examined through a qualitative study. The study is based on Ecological Systems Theory and Filter Theory as a theoretical basis. The historical background of partner selection literature, brief history of Armenians living in Anatolia and social context of Turkey for Armenian young adults, Ecological Systems Theory and Filter Theory are explained. The literature review of partner selection has reviewed in 5 subtitles as: theoretical foundations of partner selection, marriage market limitations in partner selection, cultural differences and universal dimensions in partner selection, interethnic partnering and marriage, and partner selection studies in Turkey. The study is conducted with 10 participants. Data is analysed by using thematic analysis via MAXQDA for determining emerging themes to examine common experiences of the participants. Nine themes and eight subthemes have emerged from interviews.Themes and Subthemes explained and discussed in results and dicussion sections.Emerged themes and subthemes have provided a detailed insight into partner selection experiences of young Armenian Adults. Key words: Partner selection, minorities, Ecological Systems Theory, qualitative study
Keyword:Armenians ; Ethnic ties ; Ethnic identity ; Marriage ; Mate selection ; Young adult ; Partner selection ; Adults
ÖZET
Bu çalışmada genç Ermeni yetişkinlerin partner seçimi deneyimleri nitel bir araştırma ile incelenmektedir. Çalışma teorik olarak Ekolojik Sistemler Teorisi ve Filtre Teorisi'ne dayanmaktadır. Çalışmada, partner seçimi literatürünün tarihsel arka planı, Anadolu'da yaşayan Ermenilerin kısa tarihi ve Ermeni genç yetişkinler için Türkiye'nin sosyal bağlamı açıklanmış, çalışmanın teorik perspektifi gözetilerek bu bağlamların partner seçim süreci ile etkileşimi ele alınmıştır. Partner seçimi ile ilgili literatür taraması partner seçiminin teorik temelleri, partner seçiminde seçiminde evlilik marketi sınırlamaları, eş seçiminde kültürel farklılıklar ve evrensel boyutlar, etnik gruplar arası partnerlik ve evlilik ve Türkiye'de eş seçimi çalışmaları olmak üzere 5 alt başlıkta incelenmiştir. Çalışma 10 katılımcı ile yürütülmüştür. Katılımcıların ortak deneyimlerini incelemek için ortaya çıkan temaları belirlenmesi MAXQDA aracılığıyla tematik analiz kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerden dokuz tema ve sekiz alt tema ortaya çıkmıştır. Temalar ve alt temalar sonuçlar ve tartışma bölümlerinde açıklanmış ve tartışılmıştır. Ortaya çıkan temalar ve alt temalar, genç Ermeni Yetişkinlerin eş seçimi deneyimlerine ayrıntılı bir bakış açısı sağlamıştır.
Anahtar Kelime:Ermeniler ; Etnik ilişkiler ; Etnik kimlik ; Evlilik ; Eş seçimi ; Genç yetişkinler ; Partner seçimi ; Yetişkinler
Advisor:Fehime Senem Zeytinoğlu Saydam -
Sena Kuzgun (2021) "The Role of Maternal Mentalization in Mothers' Emotional Availability and Toddlers' Attachment Security"
ABSTRACT
Secure attachment to a primary caregiver in early childhood is related with positive child outcomes in the short- and long-run. The formation of secure attachment is influenced by maternal cognitive and behavioral characteristics. In this study, I aimed to examine maternal mentalization as an aspect of maternal cognitive characteristics, emotional availability that encompasses sensitivity, structuring, non-hostility, and non-intrusiveness as maternal behavioral characteristics, and toddlers' attachment security in a low socio-economic-status (SES) group in Istanbul, Turkey. One hundred and thirteen mothers (Mage= 30.30 years, SD= 4.77) and their 11-38 months old toddlers (Mage= 23.22 months, SD= 6.84, 45.1% female) took part in the study. The participants were visited at home and videotaped for two hours. During these two hours, they went on their normal routines, engaged in instructed 10-minutes free play, and filled out a questionnaire pack. Maternal mentalization was assessed by self-report Parental Reflective Functioning Questionnaire (PRFQ; Luyten et al., 2009). Free play footages were coded for Emotional Availability Scales (EAS; Biringen, 2008) by 2 trained reliable coders. Two-hour naturalistic home observation of toddlers was coded by 2 trained reliable coders for attachment security using Attachment Q-Sort (AQS; Waters & Deane, 1995). The results showed that maternal pre-mentalizing, a subscale of PRFQ indicating maladaptive and hostile elements of mentalization, negatively predicted attachment security of toddlers. Mothers' interest and curiosity in their toddlers' mental states was positively related with maternal sensitivity, but other dimensions of mothers' emotional availability were not associated with maternal mentalization. Also, none of the dimensions of EAS were related with toddlers' attachment security. More than half of the mothers were assigned to complicated zone in EAS, which reflects insecure-ambivalent/resistant characteristics. Therefore, I conducted a subgroup analysis with 63 mother-toddler dyads in the complicated zone. Complicated mothers' pre-mentalizing modes negatively predicted maternal sensitivity and toddlers' attachment security. In addition, maternal sensitivity in EAS predicted attachment security and fully mediated the relationship between mentalization and attachment security. The results demonstrated that mentalization characteristics of mothers from low SES can vary based on their attachment-specific individual differences in dyadic relationships. Hence, interventions targeting low SES mothers should consider both mentalization and behavioral indicators.
Keyword: Mother-child interaction ; Mothers ; Motherhood ; Attachment ; Emotional availibility ; Attachment security ; Mentalization ; Children ;
ÖZET
Erken çocuklukta birincil bakım verene güvenli bağlanma, kısa ve uzun vadede çocuk gelişimiyle olumlu ilişkilidir. Güvenli bağlanmanın oluşumu, annenin bilişsel (Örn. zihinselleştirme) ve davranışsal (Örn. duygusal erişilebilirlik) özelliklerinden etkilenir. Bu çalışmada, düşük sosyoekonomik düzeydeki (SED) Türk örneklemindeki annelerin zihinselleştirilmesini, duyarlılık, yapılandırma, düşmanlık yapmama ve müdahaleci olmamayı kapsayan duygusal erişilebilirliğini ve 1-3 yaş aralığındaki çocukların bağlanma güvenliğini incelemeyi amaçladım. Çalışmaya yüz on üç anne (yaş ortalaması 30.30 yıl, SS = 4.77) ve küçük çocukları (yaş ortalaması 23.22 ay, SS = 6.84) katıldı. Katılımcılar evde ziyaret edildi ve iki saat boyunca videoya alındı, bu süre zarfında normal rutinlerine devam ettiler, 10 dakikalık serbest oyun oynadılar ve bir anket paketi doldurdular. Annenin zihinselleştirilmesi öz bildirim Ebeveyn İçsel Düşünme İşlevselliği Ölçeği (EİDİÖ; Luyten ve diğerleri, 2009) ile değerlendirildi. Serbest oyun görüntüleri 2 eğitimli güvenilir kodlayıcı tarafından Duygusal Erişilebilirlik Ölçekleri (EAS; Biringen, 2008) ile kodlanmıştır. Çocukların bağlanma güvenliği iki saatlik doğal ev gözlemine dayanarak Bağlanma Davranışları Sınıflandırma Seti (BDDS; Waters & Deane, 1995) ile 2 eğitimli güvenilir kodlayıcı tarafından kodlandı. Sonuçlar, zihinselleştirmenin olumsuz ve zararlı unsurlarını gösteren ve EİDİÖ'nün bir alt ölçeği olan zihinselleştirme öncesi tutumların, çocukların bağlanma güvenliğini olumsuz olarak yordadığını gösterdi. Annelerin çocukların zihinsel durumlarına ilgi ve merakları anne duyarlılığını olumsuz olarak yordadı. Duygusal erişilebilirliğin diğer boyutları annenin zihinselleştirilmesi ile ilişkili değildi. Ayrıca duygusal erişilebilirlik ölçeğinin alt boyutlarından hiçbiri çocukların bağlanma güvenliği ile anlamlı bir ilişki göstermedi. Annelerin yarısından fazlasının duygusal erişilebilirlik kategorilerinden güvensiz-kararsız / dirençli özellikleri taşıyan karmaşık kategoride yer almıştır. Bu nedenle karmaşık kategorideki 63 anne-çocuk çiftiyle bir alt grup analizi yaptım. Karmaşık kategorideki annelerin zihinselleştirme öncesi unsurları, annenin duyarlılığını ve çocukların bağlanma güvenliğini olumsuz olarak yordadı. Ek olarak, anne duyarlılığı bağlanma güvenliğini yordarken, zihinselleştirme ile bağlanma güvenliği arasındaki ilişkiye tam aracılık ettiği saptandı. Sonuçlar, düşük SED'deki annelerin zihinselleştirme özelliklerinin, ikili ilişkilerdeki bağlanmaya özgü bireysel farklılıklarına göre değişebileceğini göstermektedir. Bu nedenle, düşük SED'li anneleri hedefleyen müdahaleler hem zihinselleştirme hem de davranışsal göstergeleri dikkate almalıdır.
Anahtar Kelime:Ana-çocuk etkileşimi ; Anneler ; Annelik ; Bağlanma ; Duygusal erişilebilirlik ; Güvenli bağlanma ; Zihinselleştirme ; Çocuklar ; Ölçekler
Advisor:Fehime Senem Zeytinoğlu Saydam -
Ajla Hamza Ulusu (2021) "The Gratification of Basic Psychological Needs and Adolescent Conflict Resolution Behavior in Family Context"
ABSTRACT
In light of the self-determination theory (SDT) the aim of the present study was to test a mediational model in which the associations between the gratification of basic psychological needs (GBPN; autonomy, relatedness, and competence) in relationship with one's mother and father and adolescents' conflict resolution styles (positive problem solving, conflict engagement, withdrawal, and compliance) through disclosure to and secrecy from parents are examined. A cross-sectional data was derived from adolescents (N= 1605; 59,3% girls and 40,4% boys; M=15.03, SD= 1.50; range = 11 - 19 years). They were Turkish adolescents from nine different public schools in different districts of İstanbul, Turkey. Direct and indirect links between the perceived gratification of basic psychological needs and conflict resolution styles were examined using a path analysis with a bootstrapping approach (with 2500 bootstrapped samples), and significant associations were reported. In general, results indicated that as GBPN in relationship with each parent increases, adolescents tend to share more information about their personal life, feelings, and thoughts with their parents, to hide less information from them, and they tend to utilize more positive conflict resolution strategies (e.g., positive problem solving) when managing conflict with parents.
Keyword: Family ; Parents-child relation ; Adolescents ; Puberty ; Psychological needs ; Conflict resolution
ÖZET
Öz-belirleme kuramı temel alınarak gerçekleştirilen bu çalışmanın amacı, ergenlerin anne ve babaları ile ilişkilerinde temel psikolojik ihtiyaçların karşılanması (TPİ; özerklik, yakınlık ve yetkinlik) ile çatışma çözme stilleri (problem çözme, uyum gösterme, çatışmaya girme ve iletişimi kesme) arasındaki ilişkiyi ergenlerin anne ve babalarına bilgi açıklama ile sır saklama aracılığıyla test etmektir. Çalışmanın örneklemi İstanbul'un dokuz farklı bölgesindeki devlet okullarından öğrenim gören 1605 ergenden (%59,3 kız ve %40,4 erkek; M= 15.03, SD= 1.50; aralık = 11 - 19 yaş) oluşmaktadır. Yol analizi kullanılarak ergenlerin anne ve babaları ile ilişkilerinde algılanan temel psikolojik ihtiyaçların karşılanması ile çatışma çözme stilleri arasındaki istatistiksel olarak anlamlı doğrudan ve dolaylı bağlantılar tespit edilmiştir. Sonuçlar, ergenlerin anne ve babaları ile ilişkilerinde temel psikolojik ihtiyaçların karşılanma düzeyi arttıkça ebeveynleri ile özel yaşamları, duygu ve düşünceleri hakkında daha çok bilgi paylaştıklarını, anne ve babalarından daha az sır sakladıklarını, ve çatışma sırasında daha olumlu çözüm stilleri (örn., problem çözme) tercih ettiklerini göstermiştir.
Anahtar Kelime: Aile ; Ebeveyn-çocuk ilişkisi ; Ergenler ; Ergenlik ; Psikolojik ihtiyaçlar ; Çatışma çözme
Advisor:Ayfer Dost Gözkan -
Şevval Nur Sezer (2021) "The roles of coparenting and child routines on children's social-emotional competence"
ABSTRACT
The current study's main purpose was to examine the contributions of coparenting quality and child routines to children's social-emotional competence during the COVID-19. The current study also aimed to investigate the indirect effects of coparenting quality to children's social-emotional competence via child routines. The participants comprised 403 mothers of children between 23 and 102 months old (M = 59.23, SD = 10.92). Mothers reported their children's social-emotional competence, coparenting quality, and children's routines along with the effects of the COVID-19 pandemic. Results showed that coparental cooperation was positively, coparental conflict and triangulation were negatively associated with children's social-emotional competence. In addition, it was found that there was a positive association between child routines and children's social-emotional competence. Structural equation modeling (SEM) was used to test direct and indirect effects. The results showed that there was an indirect effect of coparenting on children's social-emotional competence through child routines. Overall, children with parents who showed higher coparenting quality tended to have children with more consistent routines and, in turn, more consistent child routines predicted higher levels of social-emotional competence. These findings suggest that coparenting and child routines may play a crucial role in the social-emotional competence of children. Findings are discussed considering their functioning during the COVID-19 pandemic. Limitations of the current study and future directions are also discussed.
Keyword: COVID 19 ; Emotional suficiency ; Coparenting relationship ;Routine ; Social competence ; Children
ÖZET
Mevcut çalışmanın ana amacı, COVID-19 sırasında ortak ebeveynlik ve çocuk rutinlerinin çocukların sosyal-duygusal yeterliliğine katkılarını incelemektir Bu çalışma aynı zamanda, ortak ebeveynlik kalitesinin çocukların sosyal-duygusal yeterliliğine çocuk rutinleri aracılığıyla dolaylı etkilerini araştırmayı da amaçlamaktadır. Katılımcılar 23-102 aylık çocuğu olan 403 anneden oluşmuştur (Ort = 59.23, S = 10.92). Anneler, COVID-19 pandemisinin etkileriyle birlikte çocuklarının sosyal-duygusal yeterliliğini, ortak ebeveynlik kalitelerini ve çocukların rutinleri değerlendirmişlerdir. Sonuçlar, ortak ebeveynliğin iş birliğinin boyutunun çocukların sosyal-duygusal yeterliliği ile olumlu, ortak ebeveynliğin çatışma ve üçgenleşme boyutlarıyla olumsuz ilişkili olduğunu göstermiştir. Ayrıca çocuk rutinleri ile çocukların sosyal-duygusal yeterliliği arasında olumlu ilişki olduğu tespit edilmiştir. Doğrudan ve dolaylı etkileri test etmek için yapısal eşitlik modellemesi (SEM) kullanılmıştır. Sonuçlar, ortak ebeveynlik yapmanın çocuk rutinleri aracılığıyla çocukların sosyal-duygusal yeterliliği üzerinde dolaylı bir etkisi olduğunu göstermiştir. Genel olarak, daha kaliteli ortak ebeveynlik ilişkileri sergileyen ebeveynleri olan çocuklar, daha tutarlı rutinlere sahip çocuklara sahip olma eğilimindeydiler ve daha tutarlı çocuk rutinleri, daha yüksek düzeylerde sosyal-duygusal yeterliliği öngörmüştür Bu bulgular, ortak ebeveynlik ve çocuk rutinlerinin çocukların sosyal-duygusal yeterliliğinde çok önemli bir rol oynayabileceğini göstermektedir. Bulgular, COVID-19 salgını sırasındaki işlevleri dikkate alınarak tartışılmıştır. Mevcut çalışmanın sınırlılıkları ve ilerki yönleri de tartışılmaktadır.
Anahtar Kelime: COVID 19 ; Duygusal yeterlilik ; Ortak ebeveynlik ilişkileri ; Rutin ; Sosyal yeterlilik ; Çocuklar
Advisor:İbrahim Hakkı Acar -
Derin Eralp (2021) "The Relationship Between Parental Acceptance-Rejection, Marital Satisfaction and Rejection Sensitivity in Turkish Newlyweds: A Dyadic Mediation Analysis"
ABSTRACT
This research examined the dyadic relationships between remembered parental acceptance- rejection and marital satisfaction of Turkish and Turkish Cypriot newlyweds with the mediating mechanism of rejection sensitivity. The study's sample consisted of 111 heterosexual spouses (111 wives and 111 husbands; age range from 21 to 53 years) who have been married for at most 5 years. Both wives and husbands completed all questionnaires: Adult Parental Acceptance-Rejection Questionnaire Short Form (both the mother and the father form; Rohner, 2005), Adult Rejection Sensitivity Questionnaire (Berenson et al., 2009) Satisfaction Level Sub-scale of Investment Model Scale (Rusbult et al., 1998) and demographic information form. The Actor-Partner Interdependence Model (APIM) and APIM Mediation Model (APIMeM) analyses were conducted. Results indicated statistically significant relationship between husbands' maternal acceptance and their own marital satisfaction (direct actor effect, husbands) and between husbands' maternal acceptance and their wives' marital satisfaction (direct partner effect, husbands to wives). Wives' maternal acceptance as well as paternal acceptance had positive indirect effects on wives' marital satisfaction through wives' rejection sensitivity (indirect actor effects, wives). Similarly, husbands' maternal and paternal acceptance had positive indirect effects on husbands' marital satisfaction through husbands' rejection sensitivity (indirect actor effects, husbands). The implications of these findings are discussed in relation to previous literature and Parental Acceptance-Rejection Theory (Rohner, 1986), Family System Theory (Bowen, 1978) and Rejection Sensitivity Model (Downey & Feldman, 1996). Clinical implications of these dyadic findings are discussed.
Keyword: Parantel acceptance-rejection ; Married couples ;Marriage ; Marital satisfaction ; Interdependence ; Turkish Republic of Northern Cyprus ; Cyprus Tuks ; Rejection sensitivity ; Turkish family ; Scales
ÖZET
Bu araştırmada Türk ve Kıbrıslı Türk yeni evlilerin hatırlanan ebeveyn kabul-reddi ve evlilik doyumu arasındaki ilişkide, reddedilme duyarlılığının aracı mekanizması aktör partner ilişkilerine bakarak incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini en fazla 5 yıldır evli olan 111 heteroseksüel eş (111 kadın ve 111 erkek; yaş aralığı 23 – 54 yıl) oluşturdu. Hem kadınlar hem de erkekler araştırmanın bütün anketlerini tamamladı: Yetişkin Ebeveyn Kabul-Red Ölçeği Kısa Formu (anne ve baba formları; Rohner, 2005), Yetişkin Reddedilme Duyarlılığı Ölçeği (Berenson ve ark., 2009) Yatırım Modeli Ölçeğinin İlişki Doyumu Düzeyi Alt Ölçeği (Rusbult ve ark., 1998) ve demografik bilgi formu. Aktör-Partner Karşılıklı Bağımlılık Modeli (APIM) ve APIM Aracılık Modeli (APIMeM) analizleri yapılmıştır. Sonuçlar, erkeklerin anne kabulü ile kendi evlilik tatmini arasında (doğrudan aktör etkisi, erkekler) ve erkeklerin anne kabulü ile kadınların evlilik doyumu arasında (erkekten kadına doğrudan partner etkisi) istatistiksel olarak anlamlı bir pozitif ilişki olduğunu göstermektedir. Kadınların hem anne hem de baba kabulü, kadınların kendi reddedilme duyarlılığı yoluyla, kendi evlilik doyumları üzerinde olumlu dolaylı bir etkiye sahipti (dolaylı aktör etkileri, kadınlar). Benzer şekilde, erkeklerin hem anne hem de baba kabulü, erkeklerin kendi reddedilme duyarlılığı yoluyla, kendi evlilik doyumları üzerinde olumlu dolaylı bir etkiye sahipti (dolaylı aktör etkileri, erkekler). Bu bulguların sonuçları, önceki literatür ve Ebeveyn Kabul-Red Kuramı (Rohner, 1986), Aile Sistemleri Teorisi (Bowen, 1978) ve Reddetme Duyarlılığı Modeli (Downey ve Feldman, 1996) ışığında tartışılmıştır. Bu çift analizi bulgularının klinik çıkarımları da tartışılmıştır.
Anahtar Kelime:Ebeveyn kabul veya reddi ; Evli çiftler ; Evlilik ; Evlilik doyumu ; Karşılıklı bağımlılık ; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ; Kıbrıs Türkleri ; Reddedilme duyarlılığı ; Türk ailesi ; Ölçekler
Advisor:Nilüfer Kafescioğlu -
Çağla Aktün Koçer (2021) "A Dyadic Analysis of the Link Between Couples' Perfectionism and Attachment Behaviors "
ABSTRACT
Recently, perfectionism has been a more important construct due to its links with adverse individual as well as relational outcomes. In this regard, perfectionism's association with people's actions, particularly with the attachment behaviors predicting secure feelings in a romantic relationship, was focused on in this work. Further, attributions were considered as an essential factor in the way how people behave in their relationships. Following the relation between perfectionism and the way people interpret events, attributions were examined as a mediator in the link between perfectionism and attachment behaviors. Consecutively, the present work aimed exploring the direct actor and partner effects between perfectionism and attachment behaviors, as well as, indirect effects between perfectionism and attachment behaviors through attributions with a sample of heterosexual married couples in Turkey. Particularly, 91 heterosexual couples (91 women and 91 men) who were married for at least 2 years (M = 164.9, SD = 135.5 in months) participated in the study. Thanks to snowball sampling, individuals from various geographical, educational, and economic background were reached. As for online data collection process, the couples filled out Demographic Information Form, Multidimensional Perfectionism Scale (Hewitt & Flett, 1991), Brief Accessibility, Responsiveness, and Engagement Scale (Sandberg, Busby, Johnson, & Yoshida, 2012), and Relationship Attribution Measure (Fincham & Bradbury, 1992) via Qualtrics. To test hypotheses, Actor Partner Interdependence Model (APIM) and Actor Partner Interdependence Model of Mediation (APIMeM) analyses were carried on. Results demonstrated that men's own perfectionism and their wives' attachment behaviors were negatively related (direct partner effect, men to women). Moreover, the adverse association between men's perfectionism and women's attachment behaviors through men's attributions was appeared to be significant (indirect men to women actor-partner effect). These findings were interpreted in terms of their implications on the basis of the existing literature and the relative theoretical framework. Lastly, the present work's contributions to the field were argued, together with limitations and future research recommendations.
Keyword:Attribution(Eğitim) ; Citations ; Attachment ; Married couples ; Heterosexsüality ; Perfectionism ; Partner behaviour
ÖZET
Son zamanlarda, mükemmeliyetçilik olumsuz bireysel ve ilişkisel sonuçları sebebiyle daha da önemli bir kavram haline geldi. Bu bağlamda, bu çalışmada mükemmeliyetçiliğin insanların eylemleriyle, özellikle de bir romantik ilişkideki güven hissini öngören bağlanma davranışlarıyla olan ilişkisine odaklanıldı. Ayrıca, atıflar, insanların ilişkilerinde nasıl davrandıkları konusunda önemli bir faktör olarak görüldü. Mükemmeliyetçilik ile insanların olayları yorumlama şekli arasındaki ilişkinin ardından, atıflar mükemmeliyetçilik ve bağlanma davranışları arasındaki ilişkide ara değişken olarak incelendi. Bu çalışma, Türkiye'de heteroseksüel evli çiftlerden oluşan bir örneklemle, mükemmeliyetçilik ve bağlanma davranışları arasındaki doğrudan aktör ve partner toplam etkilerinin yanı sıra, dolaylı etkilerin de atıflar yoluyla araştırılmasını amaçladı. Çalışmaya en az 2 yıldır evli olan 91 heteroseksüel çift (91 kadın ve 91 erkek) (M = 164.9, SD = 135.5 ay) katıldı. Kartopu örneklemesi sayesinde çeşitli coğrafi, eğitimsel ve ekonomik geçmişten bireylere ulaşıldı. Çevrimiçi veri toplama sürecine gelindiğinde, çiftler Demografik Bilgi Formu, Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (Hewitt & Flett, 1991), Kısa Duyarlılık, Ulaşılabilirlik ve Yakınlık Ölçeği (Sandberg, Busby, Johnson, & Yoshida, 2012) ve İlişkilerde Yükleme Ölçeği'ni (Fincham & Bradbury, 1992) Qualtrics üzerinden doldurdu. Hipotezleri test etmek için AktörPartner Karşılıklı Bağımlılık Aracılık Modeli (APKAM) analizi yapıldı. Sonuçlar erkeklerin kendi mükemmeliyetçiliğinin ve eşlerinin bağlanma davranışlarının olumsuz ilişkili olduğunu gösterdi (doğrudan partner toplam etkisi, erkekten kadına). Ayrıca, erkeklerin mükemmeliyetçiliği ile kadınların bağlanma davranışları arasındaki olumsuz ilişkinin erkeklerin atıfları yoluyla anlamlı olduğu ortaya çıktı (erkekten kadına dolaylı aktör-partner etkisi). Bu bulgular, mevcut literatür ve ilgili teorik çerçeve temelinde etkileri açısından yorumlandı. Son olarak, bu çalışmanın alana katkıları, sınırlılıkları ve gelecekteki araştırma önerileri ile birlikte tartışıldı.
Anahtar Kelime: Atıf ; Atıflar ; Bağlanma ; Evli çiftler ; Heteroseksüellik ; Mükemmeliyetçilik ; Partner davranışları
Advisor:Nilüfer Kafescioğlu -
Duygu İngeç (2022) "The Contributions of Intolerance of Uncertainty, Resilience, and Coping Strategies on Emerging Adults' Future Career Anxiety and Test Anxiety"
ABSTRACT
The purpose of the current study was to examine the indirect effect of resilience and certain coping strategies (seeking social problem-solving solving coping, avoidance) on associations between emerging adults' intolerance of uncertainty, future career anxiety, and test anxiety in the COVID-19 pandemic. The sample consisted of 481 (357 female, 121 male, and 3 non-binary) emerging adults aged between 18 and 30 (Mage = 22.03, SD= 2.62). Participants completed the study questionnaire online. The indirect effects of resilience and coping strategies on association between intolerance of uncertainty, future career anxiety, and test anxiety were tested. Findings showed that intolerance of uncertainty was positively, resilience was negatively associated with future career anxiety and test anxiety. Moreover, problem-focused coping was positively associated with future career anxiety. Additionally, results showed that intolerance of uncertainty was indirectly linked with future career anxiety and test anxiety via resilience. Also, intolerance of uncertainty was indirectly linked with future career anxiety via problem-focused coping. Findings of the current study are discussed considering limitations and future directions.
Keyword:Coping strategies ; Coping ; Intolerance of uncertainty ; COVID 19 ; Development psychology ; Young adult ; Career anxiety ; Examination ; Test anxiety ; Resistivity
ÖZET
Mevcut çalışmanın amacı, COVID-19 pandemisi sırasında genç yetişkinlerin sahip olduğu psikolojik direncin ve başa çıkma stratejilerinin (sosyal destek arama, problem çözme, kaçınma), belirsizliğe karşı tahammülsüzlük, ileriye yönelik kariyer kaygısı ve sınav kaygısı üzerindeki dolaylı etkisini incelemektir. Örneklem 18-30 yaşları arasında (Ort = 22.03, S = 2.62) toplam 481 genç yetişkinden oluşmaktadır (357 kadın, 121 erkek ve 3 diğer). Katılımcılar, ortalama 15 dakika süren çevrimiçi araştırma anketini internet üzerinden doldurdurmuştur. Yol analizi, belirsizliğe karşı tahammülsüzlükle, ileriye yönelik kariyer kaygısı ve sınav kaygısı arasında olumlu bir bağıntı olduğunu göstermiştir. Problem odaklı başa çıkma yöntemiyle, ileriye yönelik kariyer kaygısı arasında da olumlu bir bağıntı bulunmuştur. Ayrıca, psikolojik dirençle, ileriye yönelik kariyer kaygısı ve sınav kaygısı arasında olumsuz bir bağıntı olduğu görülmüştür. Bunlara ek olarak, belirsizliğe karşı tahammülsüzlüğün psikolojik direnç düzeyi aracılığı ile dolaylı olarak da kariyer kaygısı ve sınav kaygısı ile bağıntılı olduğu görülmüştür. Belirsizliğe karşı tahammülsüzlüğün problem odaklı başa çıkma düzeyi aracılığı ile dolaylı olarak, ileriye yönelik kariyer kaygısı ile bağınlı olduğu bulunmuştur. Bulgular, mevcut çalışmanın sınırlılıkları ve gelecekteki çalışmaların hangi unsurlara dikkat etmesi esas alınarak tartışılmıştır.
Anahtar Kelime: Baş etme stratejileri ; Başa çıkma ; Belirsizliğe tahammülsüzlük ; COVID 19 ; Gelişim psikolojisi ; Genç yetişkinler ; Kariyer kaygısı ; Sınav ; Sınav kaygısı ; Öz direnç
Advisor:Ayfer Dost Gözkan -
Sezercan Uçar (2022) "The Experiences of Noncustodial Fathers After Divorce and Custody: A Phenomenological Study About Parental Alienation"
ABSTRACT
Parental alienation is one of the outcomes that divorced families may experience during and after the divorce process. In parental alienation, the child is consciously alienated from the targeted parent by the targeting one by using different strategies and manipulations. By using family systems theory as the fundamental framework, the current study explores the experiences of noncustodial fathers in the context of parental alienation after the divorce and custody processes from a multidisciplinary lens. Seven fathers, who scored higher on the Rowland Parental Alienation Scale than the average score of the sampling pool that is consisted of noncustodial fathers, were purposefully selected. Parental alienation experiences of fathers were clustered by using interpretative phenomenological analysis, and it yielded six group experiential themes: "Ways of parental alienation", "Fathers' psychological outcomes", "Father-child relationship outcomes", "Experiences with professional services", "Gender-based inequality", and "Ways to light up darkness", and a total 24 subthemes. Current study findings are discussed in the context of the family systems theory, existing literature around divorce and parental alienation, strengths, limitations, future research directions, and clinical and legal implications.
Keyword: Fathers ; Divorce ; Parents ; Phenomenology ; Social alienation ; Custody ; Parental alienation ; Alienation ; Interpretative phenomenological analysis
ÖZET
Ebeveyn yabancılaşması, boşanmış ailelerin boşanma sürecinde ve sonrasında yaşayabileceği sonuçlardan biridir. Ebeveyn yabancılaşmasında çocuk, hedef gösteren ebeveyn tarafından farklı stratejiler ve manipülasyonlar kullanılarak bilinçli olarak hedef gösterilen ebeveyne karşı yabancılaştırılır. Aile sistemleri teorisini temel çerçeve olarak kullanan bu çalışma, çocuğunun velayeti olmayan babaların boşanma ve velayet süreçlerinden sonra ebeveyn yabancılaşması bağlamında deneyimlerini multidisipliner bir lensle araştırmaktadır. Velayeti olmayan babalardan oluşan bir örneklem havuzunun Rowland Ebeveyn Yabancılaşma Ölçeği'ndeki ortalama puanından daha yüksek puan alan yedi baba amaçlı örnekleme yapılarak seçilmiştir. Yorumlayıcı olgubilim analizi kullanılarak babaların ebeveyn yabancılaşma deneyimleri "Ebeveyn yabancılaşmasının yolları", "Babaların psikolojik çıktıları", "Baba-çocuk ilişkisi çıktıları", "Profesyonel servislerle deneyimler", "Cinsiyet temelli eşitsizlik" ve "Karanlığı aydınlatmanın yolları" olmak üzere altı ana tema ve toplamda 24 alt tema altında kümelendirilmiştir. Çalışmanın bulguları; aile sistemleri teorisi, boşanma ve ebeveyn yabancılaşması etrafındaki mevcut literatür, güçlü yönler, kısıtlı kaldığı noktalar, gelecekteki araştırmalar için öneriler ve klinik ve yasal uygulamalar bağlamında tartışılmaktadır.
Anahtar Kelime: Babalar ; Boşanma ; Ebeveynler ; Fenomenoloji ; Toplumsal yabancılaşma ; Velayet ; Velayetin tevdii ; Yabancılaşma ; Yorumlayıcı fenomenolojik analiz
Advisor: Münevver Selenga Gürmen -
Beyza Kökçü (2022) "Adult Children's Experiences With Parental Infidelity in Childhood"
ABSTRACT
This qualitative study aims to investigate children's experiences with parental infidelity in their childhood by using the interpersonal trauma perspective as a framework. The sample consisted of ten participants, 3 men, and 7 women. A semi-structured interview was held and it took approximately 60 minutes to complete. The ten participants' ages ranged from 25 to 30 years. The analysis revealed four main themes and 13 subthemes on two levels: intrapersonal and interpersonal. Three intrapersonal themes and related subthemes were identified, namely 1) growing up before their time, 1a) child as a bridge between parents 1b) emotional parentification 1c) knowledge about parental sexual experience; 2) emotional rollercoaster around parental infidelity 2a) repressed anger 2b) disgust about third-party 2c) fear of resembling parent(s) 3) coping with parental infidelity 3a) social support as a coping strategy 3b) hard to remember details of parental infidelity 3c) normalization of infidelity 3d) try to emotional cut off from offending parent and one interpersonal theme was 4) challenges in romantic relationship 4a) hardship in trusting others 4b) multigenerational transmission of infidelity 4c) selectivity in a romantic partner. These intrapersonal themes specified the individual's own process in terms of a new adult like position in the family system, emotional ambivalence around parental infidelity, and the mechanisms they used for dealing with the incidence. Additionally, the interpersonal theme indicated the romantic relationship level for adult children's experiences. The findings of this study provide valuable information for clinical practitioners who work with individuals and couples and families by using a trauma perspective. Future studies can focus more on gender-specific parental infidelity experiences. It can also be investigated by crystalizing parental relationship status after revealed infidelity.
Keyword: Deception ; Experience ; Parenting behaviors ; Parental differential treatment ; Parents ; Parenting experiences ; Young adult ; Adults ; Childhood traumas
ÖZET
Bu çalışmanın amacı kişiler arası travma çerçevesini kullanarak ebeveynlerinden birinin aldatmasını bilen çocukların çocuklarındaki deneyimlerini araştırmayı amaçlamaktadır. Örneklem 3 erkek ve 7 kadın olmak üzere on katılımcıdan oluşmaktadır. Yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmış olup, görüşmeler ortalama 60 dakika sürmüştür. On katılımcının yaşları 25 ile 30 arasındadır. Tematik analiz sonucunda iki farklı seviyede, 4 tema ve 13 alt tema ortaya çıkmıştır. Bu iki seviye; içsel kişilik ve romantik ilişki seviyesi olarak belirlenmiştir. İçsel kişilik seviyesinde üç tema ve alt temaları oluşturmuştur. 1) zamanından önce büyümek zorunda kalmak 1a) ebeveynler arasında bir köprü olarak çocuk 1b) duygusal ebeveynleşme 1c) ebeveyn cinsel deneyimlerini bilme 2) ebeveyn aldatması etrafında duygusal dalgalanmalar 2a) bastırılan öfke 2b) üçüncü şahıstan iğrenme 2c) ebeveynlere benzeme korkusu 3) ebeveyn aldatması deneyimi ile ilgili başa çıkma stratejileri 3a) başa çıkma mekanizması olarak sosyal destek 3b) ebeveyn aldatması ayrıntılarını zor hatırlama 3c) aldatmanın normalleştirilmesi 3d) aldatan ebeveynden duygusal olarak kopmaya çalışmak. İlişki seviyesinde ise 1 tema ve 3 alt tema ortaya çıkmıştır: 4) romantik ilişkideki zorluklar 4a) başkalarına güvenmede zorluk 4b) aldatmanın kuşaklararası aktarımı 4c) romantik partnerde seçicilik. Bu içsel temalar, bireyin kendi sürecini aile sistemi üzerindeki yeni yetişkin rolünü, ebeveyn aldatması etrafındaki duygusal dalgalanmalarını ve bu olay ile başa çıkmak için geliştirdikleri baş etme stratejilerini içermektedir. Buna ek olarak, ilişki seviyesinde ise katılımcıların romatik ilişkilerinde olan deneyimleri göstermektedir. Bu çalışmanın bulguları, kişiler arası travma perspektifi baz alınarak; birey, çift ve ailelerle çalışan klinisyenler için değerli bilgiler sunmaktadır. Gelecekteki çalışmalar, cinsiyete özgü ebeveyn aldatma deneyimi üzerinden araştırma yapılabilir. Aynı zamanda ebeveyn aldatması ortaya çıktıktan sonra ebeveynlerin medeni durumuna göre kristalize edilerek de bu değişimler araştırma konuları olabilir.
Anahtar Kelime:Aldatma ; Deneyim ; Ebeveyn davranışı ; Ebeveynin farklılaşan davranışı ; Ebeveynler ; Ebeveynlik deneyimleri ; Genç yetişkinler ; Yetişkinler ; Çocukluk çağı travmaları
Advisor:Münevver Selenga Gürmen -
İrem Özbilgin (2022) "Exploring Differentiation of Self and Relationship Happiness in Newly Married Women: The Mediating Role of Attachment Styles and Attachment Behaviors"
ABSTRACT
The aim of the present study was to investigate the direct and indirect contributions of differentiation of self, attachment styles, and attachment behaviors, on relationship happiness. The sample consisted of 194 Turkish women. Eligibility criteria included being a woman, being above the age of 25, being married for the first time and for a maximum of 5 years. The participation was online via Qualtrics. The survey set included demographic form, Differentiation of Self Inventory – Revised (DSI-R), Experiences in Close Relationships – Revised (ECRR), Brief Accessibility, Responsiveness, Engagement Scale (BARE) and Relationship Happiness Questionnaire (RHQ) (Işık & Bulduk, 2015; Saydam et al., 2020; Sümer, 2006; Tuterel-Kışlak, 2002). Bivariate correlations and path analysis were run to test the hypotheses. The serial mediation model revealed that DoS predicted attachment behaviors through attachment avoidance, and attachment avoidance predicted relationship happiness through attachment behaviors. Overall, the ability to self-regulate and to remain both autonomous and connected in intimate relationships decreased the individual's discomfort with intimacy, and in turn, enabled the person to remain accessible, responsive, and engaged with their partner, which in turn improved their relationship happiness. These findings suggest that the ability to self-regulate is a prerequisite for avoidantly attached individuals to be able to coregulate with their partners, which will in turn enhance their relationship happiness. Findings are discussed in light of the previous literature considering clinical implications, limitations and future directions.
Keyword: Attachment ; Attachment styles ; Ego ; Differentiation of self ; Romantic relationship ; Married women ; Women ; Happiness
ÖZET
Mevcut çalışmanın amacı, benliğin ayrımlaşmasının, bağlanma stillerinin ve bağlanma davranışlarının ilişki mutluluğu üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkilerini incelemektir. Örneklem 194 Türk kadınından oluşmaktadır. Katılım için uygunluk kriterleri kadın olmayı, 25 yaşından büyük olmayı, bir kez evlenmiş ve en fazla 5 senedir evli olmayı içermektedir. Araştırmaya katılım Qualtrics üzerinden online olarak gerçekleşmiştir. Demografik form, Benliğin Ayrımlaşması Ölçeği (BAÖ), Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri (YİYE), Duyarlılık, Ulaşılabilirlik, Yakınlık Ölçeği (DUY) ve İlişkilerde Mutluluk Ölçeği (İMÖ)'nden oluşan bir anket paketi oluşturulmuştur (Işık & Bulduk, 2015; Saydam et al., 2020; Sümer, 2006; Tuterel-Kışlak, 2002). İki değişkenli korelasyonlar ve yolak çözümlemesi hipotezleri test etmek için çalıştırılmıştır. Seri aracı modeli benliğin ayrımlaşmasının kaçıngan bağlanma üzerinden bağlanma davranışlarını yordadığını ve kaçıngan bağlanmanın bağlanma davranışları üzerinden ilişki mutluluğunu yordadığını ortaya koymuştur. Genel olarak, özdüzenleme becerisi ve samimi ilişkilerde özerk ve aynı zamanda ilişkili kalabilmenin kişinin yakınlığa dair rahatsızlığını azalttığı, azalan rahatsızlığın kişinin partnerine duyarlı, ulaşılabilir ve yakın kalmasını sağladığı, bunun da ilişki mutluluğunu arttırdığı anlaşılmıştır. Bu bulgular, kaçıngan bağlanan kişilerin partnerleriyle ortak düüzenleme yapabilmeleri ve bunun etkisiyle ilişki mutluluklarını arttırabilmeleri için özdüzenleme becerisinin önşart olduğuna işaret etmektedir. Önceki çalışmalar ışığında klinik uygulamalar, sınırlılıklar ve ileriki yönler dikkate alınarak bulgular tartışılmıştır.
Anahtar Kelime:Bağlanma ; Bağlanma stilleri ; Benlik ; Benliğin ayrımlaşması ; Duygusal ilişki ; Evli kadınlar ; Kadınlar; Mutluluk
Advisor: Fehime Senem Zeytinoğlu Saydam -
Gökçen Avcılar (2022) "Encoding Inferential Evidence for Events in Language: Evidence From Turkish Speaking Children and Adults"
ABSTRACT
Learning and communicating about events are fundamental aspects of an individual's life. Yet, how people learn about events often vary with some events perceived in their entirety and others are inferred based on available evidence. Here we investigate how children and adults linguistically encode the sources of their event knowledge. We focus on Turkish – a language that obligatorily encodes sources of information for past events using two evidentiality markers. Children (4- to 5-year-olds and 6- to 7-year-olds) and adults watched and described events that they directly saw or inferred based on visual cues. The indirectness of the visual evidence giving rise to an inference was also manipulated. The results revealed that participants modified the evidential marking in their descriptions depending on (a) whether they saw or inferred the event and (b) the indirectness of the visual cues giving rise to an inference. There were no differences across age groups. These findings suggest that Turkish- speaking children and adults' use of evidentiality markers in language are sensitive to the indirectness of the inferential evidence.
Keyword:Mother tonque ; Grammar ; Development psychology ; Visual perception ; Visual language ; Visual interactive ; Argument ; Evidence-based practice ; Turkish ; Inference
ÖZET
Olaylar hakkında bilgi edinmek ve bunlarla ilgili iletişim kurmak, insan yaşamının önemli bir parçasıdır. Ancak, insanların olaylar hakkındaki bilgileri hangi yoldan edindikleri olayların tamamına şahit olup olmadıklarına ya da mevcut kanıtlardan çıkarım yapmalarına bağlı olarak değişiklik gösterir. Bu çalışmada çocukların ve yetişkinlerin olaylar hakkındaki bilgileri nasıl edindiklerini dilsel olarak nasıl ifade ettikleri araştırılmıştır. Bunun için, iki kanıtsallık eki kullanılarak geçmiş olaylar için edinilen bilginin kaynağını belirtmenin dilbilgisi açısından zorunlu olduğu Türkçeye odaklanılmıştır. Anadili Türkçe olan çocuklar (4-5 yaşındakiler ve 6-7 yaşındakiler) ve yetişkinlerden, doğrudan gördükleri veya görsel ipuçlarına dayanarak çıkarım yapmak durumunda oldukları olayları izleyip gördüklerini anlatmaları istenmiştir. Araştırma sonucunda hem çocukların hem de yetişkinlerin (a) olayı görüp görmediklerine veya çıkarımlarına ve (b) bir çıkarıma yol açan görsel ipuçlarının dolaylılığına bağlı olarak anlatımlarındaki kanıtsallık eklerini değiştirdikleri bulunmuştur. Bu bulgular, Türkçe konuşan çocukların ve yetişkinlerin dilde kanıtsallık eklerini kullanmalarının onların çıkarımsal kanıtların dolaylılığına duyarlı olduğunu göstermiştir.
Anahtar Kelime: Anadil ; Dil bilgisi ; Gelişim psikolojisi ; Görsel algılama ; Görsel dil ; Görsel etkileşim ; Kanıt ; Kanıta dayalı uygulamalar ; Türkçe ; Çıkarım
Advisor:Ercenur Ünal -
İrem Buselay Özer (2022) "The Relationship Between Maternal Emotional Availability, Child Negative Emotionality and Maternal Emotion Socialization in a Socio-Economic Risk Group"
ABSTRACT
Parental emotion socialization is an important aspect of parent-child relationship. Child characteristics (e.g., temperamental negative emotionality), parent characteristics (e.g., general parenting practices), and socio-economic status (SES) of the family play role in parents' emotion socialization processes. In this study, I aim to examine the relationship between maternal emotion socialization, maternal emotional availability that encompasses mother's sensitivity, structuring, non-intrusiveness, and non-hostility and child negative emotionality in a low SES group in İstanbul, Turkey. One hundred and two mothers (Mage = 30.44 years, SD = 4.7) and their 11-38 months old toddlers (Mage = 23.25 months, SD = 6.7) participated a 2-hour long home-visit. During the home observations, mothers were given toys and asked to play with their children for 10-minutes. In the final hour, they were given a questionnaire pack including Coping with Toddler's Negative Emotions Scale (CTNES; Spinrad, et al., 2004) and Emotionality Activity Sociability Temperament Survey (EAS; Buss, et. al., 1984). Video-recorded 10-minutes free-play sessions were coded for Emotional Availability Scales (EAS; Biringen, 2008) by two certificated reliable coders. The results showed that maternal non-intrusiveness was positively related to expressive encouragement reactions and non-hostility was positively correlated with emotion-focused reactions. But other dimensions of maternal emotional availability were not related to maternal emotion socialization. Also, child negative emotionality negatively predicted distress emotion socialization reactions after controlling for maternal education level. More than half of the mothers (n=60) are rated in the complicated categorical zone in EAS which carries anxious attachment style characteristics (Biringen, 2008). In the complicated zone, non-hostility was positively related to both emotion and problem focused emotion socialization reactions. Also, non-intrusiveness was positively correlated with emotion-focused reactions. These findings support that child negative emotionality may play a crucial role in the distress reactions of mothers. Also, mothers' non-intrusive and non-hostile behaviours may enable them to accept children's negative emotions more and respond accordingly. Findings of the current study are discussed, and how they can guide intervention programs are covered.
Keyword: Mothers ; Mother's physical and psychological availability ; Emotion socialization ; Emotional competence ; Sentimentality ; Macroeconomic factors ; Negative mood ; Accessibility
ÖZET
Ebeveyn duygu sosyalizasyonu, ebeveyn-çocuk ilişkisinin önemli bir yönüdür. Çocuk özellikleri (örn. Mizaçsal olumsuz duygusallık), ebeveyn özellikleri (örn. Genel ebeveynlik davranışları), ve ailenin sosyo-ekonomik durumu (SED), ebeveynlerin duygu sosyalleştirme süreçlerinde rol oynar. Bu çalışmada, İstanbul, Türkiye'de düşük SED grubunda annenin duygu sosyalleşmesi, annenin duyarlılığını, yönlendirici desteğini, müdahaleci olmayan davranışlarını ve düşmanca olmayan davranışlarını kapsayan annenin duygusal ulaşılabilirliği ile çocuk olumsuz duygusallığı arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçladım. Yüz iki anneye (yaş ortalaması 30.44 yıl, SS=4.7) ve onların 11-38 aylık küçük çocuklarına (yaş ortalaması 23.25 ay, SS=6.7) 2 saatlik bir ev ziyareti yapıldı. Ev gözlemi esnasında annelere oyuncaklar verilmiş ve çocuklarıyla 10 dakika oynamaları istenmiştir. Son bir saatte, annelere Çocukların Olumsuz Duygularıyla Baş Etme Ölçeği (CCNES; Spinrad ve diğerleri, 2004) ve Duygusallık Aktivite Sosyallik Mizaç Anketi'ni (EAS; Buss ve diğerleri, 1984) içeren bir anket paketi verildi. Videoya kaydedilen 10 dakikalık serbest oyun oturumları, iki sertifikalı güvenilir kodlayıcı tarafından Duygusal Erişilebilirlik Ölçekleri (EAS; Biringen, 2008) ile kodlanmıştır. Sonuçlar, annenin müdahaleci olmayan davranışlarının, duygu ifadesini kolaylaştıran tepkileriyle pozitif olarak ilişkili olduğu gösterdi. Ayrıca, annenin düşmanca olmayan davranışları, duygu odaklı tepkilerle pozitif ilişkili bulunmuştur. Ancak annenin duygusal ulaşılabilirliğinin diğer boyutları anne duygu sosyalleşmesi ile ilişkili bulunmadı. Annenin eğitim düzeyi kontrol edildikten sonra, çocuğun olumsuz duygusallığı, ebeveynde sıkıntı tepkilerini olumsuz yönde yordamaktadır. Bu çalışmada, annelerin yarısından fazlası (n=60) kaygılı bağlanma stili özellikleri taşıyan EAS'de karmaşık kategorik bölgede derecelendirilmiştir (Biringen, 2008). Karmaşık bölgede, düşmanca olmayan davranışlar, hem duygu hem de problem odaklı duygu sosyalleştirme tepkileri ile pozitif ilişkilidir. Ayrıca, müdahaleci olmayan davranışlar ile duygu odaklı tepkiler arasında pozitif bir ilişki bulunmuştur. Bu bulgular, çocuğun olumsuz duygusallığının annelerin sıkıntı tepkilerinde önemli bir rol oynayabileceğini desteklemektedir. Ayrıca annelerin müdahaleci olmayan ve düşmanca olmayan davranışları, çocukların olumsuz duygularını daha fazla kabul etmelerini ve buna göre tepki vermelerini sağlayabilir. Mevcut çalışmanın bulguları tartışılmakta ve müdahale programlarına nasıl rehberlik edebileceği ele alınmaktadır.
Anahtar Kelime: Anneler ; Annenin fiziksel ve psikolojik ulaşılabilirliği ; Duygu sosyalizasyonu ; Duygusal yetkinlik ; Duygusallık ; Makroekonomik faktörler ; Olumsuz duygulanım ; Ulaşılabilirlik
Advisor:Gizem Arıkan -
Özge Barata (2022) "The Contributions of Child Temperament, Parenting Stress, and Bedtime Routines to Children's Sleep Behaviors During the COVID-19 Pandemic"
ABSTRACT
The current study examined the direct and indirect contributions of children's temperament (reactivity, persistence, and rhythmicity), parenting stress, and bedtime routines to Turkish children's sleep behaviors during the COVID-19 pandemic. Furthermore, this study also examined the moderating role of parenting stress between children's temperament and bedtime routines. The sample was 313 mothers of children between 16 and 84 months (M = 52.42, SD= 12.36). Mothers reported their children's sleep behaviors, children's bedtime routines, parenting stress, and children's temperament. Multivariate path analyses were run to test the direct, indirect, and moderating effects. Results indicated that parenting stress was negatively related to children's sleep behaviors. Further, it was found that consistency of bedtime routine environments was positively associated with children's sleep behaviors. For the indirect associations, children's temperament (rhythmicity and reactivity) was indirectly associated with children's sleep behaviors via consistency of bedtime routines. For moderating effects, parenting stress moderated the association between persistence and consistency of bedtime routine behaviors. In detail, persistence served as a protector factor for the consistent bedtime routine behaviors in the existence of parenting stress. Findings underline the importance of child temperament, parenting stress, and bedtime routines for children's sleep behaviors. The implications of the findings are discussed in the light of previous research and the bioecological model of human development (Bronfenberenner & Morris, 2007) in considering their functioning during the COVID-19 pandemic.
Keyword: COVID 19 ; Parenting behaviors ; Parents ; Mood disorders ; Pandemics ; Stress ; Sleep ; Sleep disorders ; Sleep problem ; Child behavior
ÖZET
Mevcut çalışma, çocukların mizacının (tepkisellik, sebatkârlık ve ritmiklik), ebeveynlik stresinin ve yatma zamanı rutinlerinin COVID-19 salgını sırasında Türk çocuklarının uyku davranışlarına doğrudan ve dolaylı katkılarını incelemiştir. Bunun yanında, bu çalışma ebeveynlik stresinin çocukların mizaçları ve yatma zamanı rutinleri arasındaki düzenleyici rolünü de incelemiştir. Örneklem, 16 ila 84 ay arasında çocuğu olan 313 anneden oluşmuştur (Ort. = 52.42, SS= 12.36). Anneler, çocuklarının uyku davranışlarını, çocukların uyku rutinlerini, ebeveynlik stresini ve çocukların mizacını değerlendirmişlerdir. Doğrudan, dolaylı ve etkileşimsel etkileri test etmek için çok değişkenli yol analizleri yapılmıştır. Sonuçlar, ebeveynlik stresinin çocukların uyku davranışlarıyla olumsuz ilişkili olduğunu göstermiştir. Ayrıca, yatma zamanı rutin ortamlarının tutarlılığının, çocukların uyku davranışları ile pozitif olarak ilişkili olduğu bulunmuştur. Dolaylı ilişkilerde, çocukların mizacının (ritmiklik ve tepkisellik), yatma zamanı rutinlerinin tutarlılığı yoluyla çocukların uyku davranışlarıyla dolaylı olarak ilişkili olduğu görülmüştür. Denetleyici etkilerde, ebeveynlik stresinin yatmadan önce rutin davranışların tutarlılığı ve sebatkârlık arasındaki ilişkiyi denetlediği görülmüştür. Detaylı olarak, sebatkârlık, ebeveynlik stresinin varlığında tutarlı yatma zamanı rutin davranışları için bir koruyucu faktör olarak hizmet etmiştir. Bulgular, çocukların uyku davranışları için çocuk mizacının, ebeveynlik stresinin ve yatma zamanı rutinlerinin önemini vurgulamaktadır. Sonuçlar önceki araştırmaların ve insan gelişiminin Biyoekolojik m-Modelinin (Bronfenberenner & Morris, 2007) ışığında, COVID-19 salgını sırasındaki işlevleri göz önünde bulundurularak tartışılmıştır.
Anahtar Kelime: COVID 19 ; Ebeveyn davranışı ; Ebeveynler ; Mizaç bozuklukları ; Pandemiler ; Stres ; Uyku ; Uyku bozuklukları ; Uyku sorunu ; Çocuk davranışları
Advisor:İbrahim Hakkı Acar -
Gözde Yazıcı (2022) "The Experiences of Children With Learning Disabilities During the COVID-19 Pandemic"
ABSTRACT
All children, particularly those with special needs, have been adversely affected by the COVID-19 pandemic. This qualitative study explored the experiences of children with learning disabilities (LD) during the COVID-19 Pandemic. A criterion sample of twenty-three children ranging in ages from 7 to 10 (M= 8.56, SD= 1.12) from Turkey was interviewed. Thematic analysis was used to analyze the collected data. Six themes and thirteen subthemes were generated: 1) pre-pandemic activities, 2) activities during the pandemic, 3) perceived changes, 4) educational process, 5) feelings during the pandemic, and 6) support during the pandemic. Overall, findings from the present study provided insights into the experiences of children with LD during the COVID-19 pandemic. Themes and subthemes are discussed in the framework of Ecological Systems Theory.
Keyword: COVID 19 ; Experience ; Pandemics ; Special education ; Handicapped children who need special education ; Specific learning disability
ÖZET
Başta özel ihtiyaçları olanlar olmak üzere tüm çocuklar COVID-19 pandemisinden olumsuz etkilenmiştir. Bu nitel çalışma, COVID-19 Pandemisi sırasında öğrenme güçlüğü (LD) olan çocukların deneyimlerini araştırdı. Türkiye'den 7-10 (Ort= 8.56, SS= 1.12) yaşları arasında 23 çocuktan oluşan bir ölçüt örneklem ile görüşme yapılmıştır. Toplanan verilerin analizinde tematik analiz kullanılmıştır. Altı tema ve on üç alt tema oluşturulmuştur: 1) pandemi öncesi faaliyetler, 2) pandemi sırasındaki faaliyetler, 3) algılanan değişiklikler, 4) eğitim süreci, 5) pandemi sırasındaki duygular, 6) pandemi sırasında destek. Genel olarak, bu çalışmadan elde edilen bulgular, COVID-19 pandemisi sırasında öğrenme güçlüğü olan çocukların deneyimlerine ilişkin içgörüler sağlamıştır. Temalar ve alt temalar Ekolojik Sistemler Teorisi çerçevesinde tartışılmıştır.
Anahtar Kelime: COVID 19 ; Deneyim ; Pandemiler ; Özel eğitim ; Özel eğitime muhtaç çocuklar ; Özgül öğrenme güçlüğü
Advisor:İbrahim Hakkı Acar -
Refia Tezer Çakmak (2022) "The Roles of Attachment Behaviors and Conflict Resolution Styles in Relationship Satisfaction: A Comparison of Long-Distance and Geographically Close Romantic Relationships"
ABSTRACT
The present study investigated how people in long-distance relationships (LDRs) and geographically close relationships (GCRs) differ in perceiving attachment behaviors and dyadic coping skills, using conflict resolution styles during the Covid-19 pandemic, and how they are related to their relationship satisfaction. The sample comprised 201 individuals 18 to 31 years old who had been in a romantic relationship for at least 12 months. Perceived attachment behaviors were assessed via the Brief Accessibility, Responsiveness, and Engagement (BARE) Scale. In contrast, Conflict Resolution Styles Scale (CRSS) was used to determine which style they were using during conflicts. The outcome variable was relationship satisfaction, measured via the Relationship Assessment Scale (RAS). Participants were asked questions about their stress level, dyadic coping skills, and negative experiences during the Covid-19 pandemic. The self-reports determined the relationship type for some analyses. Hierarchical multiple regression analysis showed that negative and positive resolution style, dyadic coping, and perceived attachment behaviors explained significant variances in relationship satisfaction for both LDRs and GCRs. However, there was no additional variation from the relationship type over and beyond the main effects of the focal predictors. Exploratory mediation analysis revealed that dyadic coping partially mediated the relation between attachment behaviors and relationship satisfaction. The results and related discussion were provided as well as implications and future research directions. Keywords: Long-distance relationships, geographically close relationships, attachment behaviors, dyadic coping, conflict resolution styles, relationship satisfaction, comparison
Keyword: Attachment ; Attachment styles ; COVID 19 ; Romantic relationship ; Interpersonal conflict ; Pandemics ; Long distance marriages ; Adult attachment ; Conflict resolution ; Relationship satisfaction
ÖZET
Bu çalışma, uzak ve yakın mesafe romantik ilişkisi olan insanların Covid-19 salgını sırasında bağlanma davranışlarının ve ikili başa çıkma becerilerinin nasıl algılandığını ve çatışma çözme stillerini kullanmada nasıl farklılık gösterdiğini ve buna bağlı olarak bunların ilişki doyumlarıyla ilişkilerini araştırdı. Örneklemi, 18-31 yaş aralığında ve en az 12 aydır romantik ilişki içinde olan 201 birey oluşturmuştur. Bağlanma davranışları Duyarlılık, Ulaşılabilirlik ve Yakınlık (DUY) Ölçeğiyle; çatışmalarda hangi stili kullandıkları ise Çatışma Çözme Stilleri Ölçeği (ÇÇSÖ) ile ölçülmüştür. Bağımlı değişken, İlişki Değerlendirme Ölçeği (İDÖ) ile ölçülen ilişki memnuniyetiydi. Katılımcılara, Covid-19 salgını sırasındaki stres düzeyleri, algılanan başa çıkma becerileri ve olumsuz deneyimleri hakkında bir dizi soru soruldu. İlişki durumu, öz-bildirimlerle belirlendi. Hiyerarşik çoklu regresyon analizi, olumsuz ve olumlu çözümleme tarzının, çift olarak başa çıkmanın ve algılanan bağlanma davranışlarının, hem uzak hem de yakın mesafe ilişkileri için ilişki memnuniyetinde önemli farklılıkları açıkladığını gösterdi. Bununla birlikte, başlıca yordayıcıların ana etkilerinin üzerinde ve ötesinde ilişki durumundan gelen ek bir varyasyon olmadığı bulundu. Açımlayıcı aracılık analizi, ikili başa çıkmanın bağlanma davranışları ile ilişki doyumu arasındaki ilişkiye kısmen aracılık ettiğini ortaya koymuştur. Detaylı bulgular, ilgili tartışma, uygulama ve gelecek çalışma önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Uzak mesafe romantik ilişkiler, coğrafi olarak yakın ilişkiler, bağlanma davranışları, çatışma çözme stilleri, ilişki memnuniyeti, karşılaştırma
Anahtar Kelime: Bağlanma ; Bağlanma stilleri ; COVID 19 ; Duygusal ilişki ; Kişiler arası çatışma ; Pandemiler ; Uzak mesafe evlilikleri ; Yetişkinlerde bağlanma ; Çatışma çözme ; İlişki doyumu
Advisor:Fehime Senem Zeytinoğlu Saydam -
Lale Hanöz (2022) "Parentification of Adult Siblings With Typical Development of Individuals With Special Needs"
ABSTRACT
Systemic perspective seeks to understand the reason of parentification, why it appears in the moment and what function it contains for the family. The purpose of the study is to explore the caregiving experiences of young adult siblings with typical development of individuals with Autism Spectrum Disorder (ASD) and Intellectual Disabilities (ID). These experiences are interpreted using the systemic theory, ecological systems theory and the term parentification. The results indicate that young adult siblings with typical development experience parentification towards their siblings with special needs as well as to their parents. According to the emerged themes, the siblings with typical development perceive both positive aspects of parentification such as a strong sibling relationship, a special communication, developing empathy skills whereas challenging aspects of parentification such as sacrificing their own needs. Siblings of typical development who have families that lack a sufficient support from each parent show parentification towards their parents as well. Additionally, having a sibling with special needs have effects on future expectations such as roles in couple relationships, spousal choice, having a child. In conclusion, siblings with typical development experience parentification by caregiving their sibling with special needs and their parents. The experience of parentification has influences on a wide area of their life. Further research should be conducted with a larger number of people and higher number of siblings to understand the gender effect on the caregiving practices.
Keyword:Caregivers ; Parentification ; Brothers ; Autism spectrum disorder ; Mentally retarded children ; Special education ; Handicapped children who need special education ; Children with special needs
ÖZET
Bu çalışma tipik Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) ile Zihinsel Engelli (ZE) tanılı kardeşin olan ve tipik gelişim gösteren genç yetişkin kardeşlerin bakımverme deneyimlerini araştırmaktadır. Bu deneyimler Sistemler Teorisi, Ekolojik Sistemler Teorisi ve ebeveynleşme kavramı çevresinde araştırılmıştır. Bulgulara göre tipik gelişim gösteren genç yetişkin kardeşler hem gelişimsel bozukluğu olan kardeşlerine hem de ebeveynlerine yönelik ebeveynleşme tutumları sergilemektedir. Oluşan temalara göre, tipik gelişim gösteren kardeşler ebeveynleşmenin hem olumlu hem de olumsuz yanlarını deneyimlemekteler. Olumlu yanları güçlü kardeşlik ilişkisi, özel bir iletişim ve empati becerilerinin gelişmesi gibi bulunurken, olumsuz yanları ise kendi ihtiyaçlarından ödün vermek olarak bulunmuştur. Tipik gelişim gösteren kardeşlerden ailesindeki her iki ebeveynin eşit derecede sorumluluk almadığı bireylerde ebeveyne yönelik ebeveynleşme tutumları da olduğu bulunmuştur. Buna ek olarak, özel ihtiyaçlı kardeşe sahip olmanın tipik gelişim gösteren kardeşlerin eş seçimi, romantik ilişkilerde üstlendikleri roller ve çocuk sahibi olma isteği gibi birçok gelecek kararına da etki ettiği bulunmuştur. Sonuç olarak, ebeveynleşme deneyimi tipik gelişim gösteren kardeşlerin hayatının geniş bir bölümüne etki etmektedir. Bundan sonra yapılacak araştırmalarda daha geniş bir örneklem kullanılması ve daha fazla erkek tipik gelişim gösteren kardeş ile cinsiyet etkisine de bakılması önerilmektedir.
Anahtar Kelime: Bakım verenler ; Ebeveynleşme ; Kardeşler ; Otizm spektrum bozukluğu ; Zihinsel engelli çocuklar ; Özel eğitim ; Özel eğitime muhtaç çocuklar ; Özel gereksinimli çocuklar
Advisor:Fehime Senem Zeytinoğlu Saydam -
Melike Kızıltaş (2022) "Examining the Role of Interparental Relationship Quality and Parents' Emotion Regulation on Child's Emotion Regulation During COVID-19 Pandemic Period"
ABSTRACT
The COVID-19 pandemic has been a stressful situation with a variety of repercussions on family systems such as economic changes, fear of disease, or social isolation. In a time when so many various stressful events arise, it is crucial to investigate how parents and children regulate their emotions since it might be more challenging for parents and children to manage tough emotions like stress and anxiety during this time. In the family, each part dependent on each other as systems as well as they are independent. In this regard, the interparental relationship is just as crucial to children's ability to control emotions as their parents. Due to the potential for both dependent and independent influences on each member of the family, it is critical to study emotion regulation during COVID-19 within the family systems of the parents, children, and interparental relationship. The aim of the current study is to investigate the relationship among parent emotion regulation, interparental relationship quality, and child emotion regulation in the COVID-19 pandemic. Also, this study attempted to examine the indirect role of maternal emotion regulation in the association between interparental relationship quality and the emotion regulation of children. Also, child age, child gender and family SES were used as control variables. The data was obtained from mothers. The sample consisted of 204 mothers who have 2- to -6 years old children (M: 3.84, SD: 1.34; 55.2% boys, 44.8% girls). The data collection tools were as follows: the Dyadic Adjustment Scale (DAS; Spanier, 1976), the Emotion Regulation Questionnaire (ERQ; Gross & John, 2003), the Emotion Regulation Checklist (ERC; Shields & Cicchetti, 1999), and the COVID-19 Perceived Stress Scale (Acar et al., 2020). Two separate hierarchical regression analyses were conducted for child emotion regulation and child lability. Results showed that mothers' expressive suppression and interparental relationship consensus predicted the child lability. Also, emotion regulation was predicted by mothers' expressive suppression, but none of the interparental relationship quality dimensions. Moreover, the mediation analysis revealed that of interparental relationship quality did not predict child emotion regulation through maternal emotion regulation. This study highlights the importance of the influences of interparental relationship and mothers' emotion regulation on the child's emotion regulation.
Keyword:Family relations ; COVID 19 ; Emotion regulation ; Affect regulation ; Parenting behaviors ; Parents-child relation ; Parents ; Pandemics
ÖZET
COVID-19 salgını, aile sistemi üzerinde ekonomik değişiklikler, hastalık korkusu, sosyal izolasyon, gibi çeşitli yan etkileri olan stresli bir süreç olmuştur. Çeşitli birçok stresli olayların ortaya çıktığı bu dönemde, çocukların ve ailelerin stres ve endişe gibi ağır duyguları düzenlemesinin zor olmasından dolayı, ailelerin ve çocukların duygularını nasıl düzenledikleri ayrıca önem arz etmektedir. Ailedeki her sistem birbirine bağımlı olduğu gibi aynı zamanda birbirinden bağımsızdır. Bu bağlamda, ebeveynler arası ilişki niteliği de çocuğun duygu regülasyonu üzerinde ebeveynin kendisi kadar önemli olabilir. Her bir aile üyesi birbiri ile hem bağlı hem de birbirinden bağımsızdır. Birbirlerine olan bu potansiyel etkilerinden dolayı, COVID-19 salgını boyunca aile sistemindeki ebeveynlerin ve çocukların duygu düzenlemesini ve ebeveynler arasındaki ilişkinin niteliğini çalışmak oldukça kritiktir. Bu çalışmanın amacı, COVID-19 salgınında ebeveynlerin duygu regülasyonu, ebeveynler arası ilişki kalitesi ve çocuk duygu regülasyonu arasındaki ilişkiyi incelemektir. Ayrıca, ebeveynler arası ilişki kalitesi ve çocukların duygu regülasyonunun arasındaki ilişkide annenin duygu düzenlemesinin dolaylı rolünü incelemeye çalışmaktadır. Ayrıca çocuk yaşı, cinsiyeti ve aile sosyoekonomik düzeyi kontrol değişkenleri olarak kullanılmıştır. Veriler annelerden alınmıştır. Örneklem 2-6 yaş arası çocuklara (ortalama yaş: 3.84, SS: 1.34; 55.2% oğlan çocukları, 44.8% kız çocukları) sahip 204 anneden alınmıştır. Veri toplama araçları şu şekildedir: Çift Uyum Ölçeği (ÇUÖ; Spanier, 1976), Duygu Düzenleme Ölçeği (DDÖ; Gross & John, 2003), Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği (DDBÖ; Shields & Cicchetti, 1999), ve Algılanan COVID-19 Stresi Ölçeği (Acar et al., 2020). Çocukların duygu düzenlemesi ve duygusal değişkenlik/olumsuzluk alt ölçekleri için iki ayrı hiyerarşik regresyon analizi yürütülmüştür. Sonuçlar, annenin duygu ifadesinin bastırılması ve ebeveynler arası ilişkinin niteliğinin çocuğun duygusal değişkenliğini istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde yordadığını göstermektedir. Ayrıca, annenin duygu ifadesinin bastırılması çocuğun duygu regülasyonunu anlamlı olarak yordamaktadır; ancak, ebeveynler arası ilişkilerin niteliğinin hiçbir alt boyutunun çocuk duygu regülasyonunu yormadığı görülmüştür. Üstelik, aracı değişken analizinin ortaya çıkardığı üzere ebeveynler arası ilişkinin niteliği, çocuğun duygu regülasyonunu annenin duygu regülasyonu üzerinden yordamamaktadır. Bu çalışma ebeveynler arası ilişkinin ve annelerin duygu regülasyonunun çocuğun duygu regülasyonu üzerindeki etkilerinin önemini vurgular niteliktedir.
Anahtar Kelime: Aile içi ilişkiler ; COVID 19 ; Duygu düzenleme ; Duygu regülasyonu ; Ebeveyn davranışı ; Ebeveyn-çocuk ilişkisi ; Ebeveynler ; Pandemiler
Advisor:Asiye Kumru -
Mukaddes Kevser Kırbaşoğlu (2022) "Development of Multimodal Expressions of Space in Speech and Gesture: The Case of Sagittal and Topological Spatial Relations"
ABSTRACT
Previous literature has shown that learning to communicate about space follows a lengthy timetable. However, prior work has shown that children can express some concepts, including spatial relations, in gestures prior to expressing them in speech. Do children use gestures with under-informative descriptions for spatial relations that are acquired earlier in development such as topological and viewpoint dependent sagittal spatial relations? Furthermore, within those spatial relations that are acquired earlier, are there differences in the use of under-informative speech plus gesture combinations? Finally, when speech and gesture are both considered, do developmental differences between adults and children diminish or disappear completely? The present study addresses these questions by looking at children's spatial expressions in speech only, gestures, and speech plus gesture. We contrasted descriptions of two spatial descriptions that vary in their complexity. Participants (24 children and 23 adults) were monolingual Turkish speakers who described a target picture (indicated by an arrow) to an addressee. Target pictures depicted either topological relations (in-on) or viewpoint-dependent relations in the sagittal axis (front-behind). Our results showed that children and adults produced informative spatial expressions equally frequently for topological spatial relations in their speech. However, children produced informative spatial expressions less frequently than adults for viewpoint dependent sagittal spatial relations in their speech. Children produced spatial expressions that informative when gesture were considered more for viewpoint dependent sagittal spatial relations. Children produced spatial expressions that informative when gesture were considered less for topological spatial relations because they were already informative in their speech. Lastly, children's frequency of informative spatial expressions reached the adults' level in speech plus gestures. Gestures revealed earlier expression of viewpoint dependent sagittal spatial relations. However, the total speech plus gesture frequency of informative spatial expression did not add new information for topological spatial relations. This study demonstrated the interactions between multimodal expressions of spatial relations and their complexity as seen in their order of acquisition.
Keyword: Mother tonque ; Gesture ; Speech ; Topology ; Turkish ; Spatial language ; Spatial thinking ; Space
ÖZET
Önceki çalışmalar uzamsal alanda iletişim kurmanın uzun bir gelişimsel çizelgeyi takip ettiğini göstermektedir. Ancak, yine önceki çalışmalar çocukların uzamsal ilişkiler de dahil olmak üzere bazı kavramları jest kullanarak konuşmalarından daha erken ifade edebildiklerini de göstermektedir. Çocukların nesneler arasındaki ilişkiyi yeterince açıklamayan kelimeler ile birlikte jest kullanıp kullanmadıkları, topolojik ve sagital eksendeki uzamsal ilişkiler gibi gelişimsel olarak daha erken yaşlarda öğrenilen uzamsal ilişkilerde test edilmemiştir. Ayrıca, daha erken öğrenilen uzamsal ilişkiler arasında yeterince açıklayıcı olmayan kelimeler ile jest kullanımında bir fark olup olmadığı incelenmemiştir. Son olarak, konuşma ve jest beraber değerlendirildiğinde, çocuklar ve yetişkinler arasındaki gelişimsel farkların azalıp azalmadığı veya tamamen kaybolup kaybolmadığı bilinmemektedir. Bu çalışmada, çocukların ve yetişkinlerin konuşmalarına, jestlerine, konuşma ve jestlerine birlikte bakılarak bu sorulara cevap aranmıştır. Bunun için çocuk ve yetişkinlerin zorluk derecelerinde farklılık gösteren iki uzamsal ilişkiyi konuşma ve jestlerinde nasıl ifade ettikleri kıyaslanmıştır. Anadili olarak Türkçe konuşan katılımcılardan (24 çocuk ve 23 yetişkin) farklı uzamsal ilişkileri gösteren 4 fotoğraf arasından ok ile gösterilen hedef fotoğrafı tanımlamaları istenmiştir. Bu görseller arasında ok ile gösterilen hedef uzamsal ilişkiler topolojik (içinde-üstünde) ya da sagital eksendeki bakış açısına göre değişen uzamsal ilişkilerden oluşmaktadır. Sonuçlar çocuk ve yetişkinlerin konuşmalarında topolojik uzamsal ilişkileri eşit sıklıkla bilgilendirici ifade ettiklerini göstermektedir. Ancak, çocukların konuşmalarında sagital eksendeki bakış açısına göre değişen uzamsal ilişkileri yetişkinlere göre daha az sıklıkla bilgilendirici ifade edebileceği bulunmuştur. Çocukların nesneler arasındaki ilişkiyi yeterince açıklamayan ifadeler ile birlikte jest kullanımının, sagital eksendeki bakış açısına göre değişen uzamsal ilişkileri tanımlamada topolojik ilişkileri tanımlamaya göre daha sıklıkla kullandıkları bulunmuştur. Çocukların nesneler arasındaki ilişkiyi yeterince açıklamayan ifadeler ile birlikte jestleri topolojik ilişkiler için daha az kullandıkları bulunmuştur. Buna sebep olarak çocukların topolojik uzamsal ilişkilerin konuşma ile ifadesinde zaten yeterince bilgilendirici oldukları gösterilebilir. Son olarak, konuşma jestler ile birlikte değerlendirildiği zaman, çocuklar ile yetişkinler arasındaki gelişimsel farkların kapandığı gözlemlenmiştir. Çocuklar jestleri aracılığı ile sagital eksendeki bakış açısına göre değişen uzamsal ilişkilerde erken gelişim göstermişlerdir. Ancak, konuşma ve jestlerin toplam bilgilendirici sıklığı topolojik uzamsal ilişkilerin ifade edişine yeni bir bilgi eklememiştir. Bu çalışma farklı uzamsal ilişkilerin ve bu ilişkilerin edinim sırasına göre zorluk derecelerinin konuşma ve jestlerde ifade edilişinde bir etkileşim bulmuştur.
Anahtar Kelime: Anadil ; Jest ; Konuşma ; Topoloji ; Türkçe ; Uzamsal dil ; Uzamsal düşünme ; Uzay
Advisor:Ercenur Ünal -
Elif Balcıoğlu (2023) "Individual Therapy in Systemic Approach: Perceived Therapeutic Change From the Perspective of Therapists and Clients"
ABSTRACT
Therapeutic change is well-studied construct in psychotherapy process and outcome studies, providing the basis for how psychotherapy practices are effective in individuals wellbeing. The current study explores the experiences of therapists and clients regarding how therapeutic change is experienced in individual therapy from systemic perspective by using systems theory as the fundamental framework. 12 clients (2 men, 10 women) and 12 therapists (1 men, 11 women) were recruited as participants from Bilgi University Psychological Counseling Center and Özyeğin University Couple and Family Center. Both therapists' and clients' experiences are investigated with semi-structured interviews using thematic analysis (TA). Results revealed three main themes for therapists: "Going Beyond One-to-one Relationship in Therapy", "Increasing Relational Awareness", "Shift in Clients' Attitudes Towards Boundaries with Significant Others", and a total of two subthemes. Regarding clients' perspective, the results yielded three main themes: "Sense- making the Problems Through Relational Awareness", "Acceptance in Relationships", and "Manifesting the Differentiated Self in Relationship", and total of two subthemes. Current study findings are discussed in the context of the systems theory literature, limitations, strengths, future research directions, and clinical implications.
Keyword: Psychotherapy ; System theory ; Thematic analysis ; Therapy ; Therapist ; Therapeutic change
ÖZET
Terapötik değişim, psikoterapi süreç ve sonuç araştırmalarında yaygın olarak araştırılan bir değişkendir ve psikoterapi uygulamalarının bireylerin iyi oluş halinde nasıl etkili olduğunun temelini oluşturur. Mevcut çalışma, sistem teorisini temel çerçeve olarak kullanarak, bireysel terapide terapötik değişimin sistemik bir bakış açısıyla nasıl deneyimlendiğine ilişkin terapistlerin ve danışanların deneyimlerini araştırıyor. Bilgi Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık Merkezi ve Özyeğin Üniversitesi Çift ve Aile Merkezi'nden 12 danışan (2 erkek, 10 kadın) ve 12 terapist (1 erkek, 11 kadın) katılımcı olarak alınmıştır. Hem terapistlerin hem de danışanların deneyimleri, tematik analiz (TA) kullanılarak yarı yapılandırılmış görüşmelerle araştırılmıştır. Sonuçlar terapistler için "Terapide Birebir İlişkinin Ötesine Geçmek", "İlişkisel Farkındalığı Artırmak", "Danışanların Yakın İlişkilerinde Sınırlara Karşı Tutumlarında Değişim" olmak üzere üç ana tema ve toplam iki alt tema ortaya çıkmıştır. Danışanların bakış açısına bakıldığında, sonuçlar "İlişki Farkındalığı Yoluyla Sorunları Anlamlandırma", "İlişkilerde Kabul" ve "İlişkilerde Ayrımlaşan Benliği Ortaya Koyma" olmak üzere üç ana tema ve toplam iki alt tema ortaya çıkmıştır. Mevcut çalışma bulguları, sistem teorisi literatürü, sınırlılık, güçlü yönler, gelecek araştırma önerileri ve klinik çıkarımlar bağlamında tartışılmaktadır.
Anahtar Kelime: Psikoterapi ; Sistem teorisi ; Tematik inceleme ; Terapi ; Terapist ; Terapötik değişim
Advisor:Selenga Gürmen -
Cemile Yıldızhan (2023) "Emotion regulation in emotionally focused therapists working with high-conflict couples"
ABSTRACT
Therapist emotion regulation is an important factor in the therapy process and cited among the common factors that explain change in effective therapy models. This study was conducted to explore emotional experiences and emotion regulation strategies of emotionally focused therapists who use primary emotions as a change mechanism while working with high-conflict couples. 21 psychotherapists who use emotionally focused therapy (EFT) and have experience working with the high-conflict couple(s) were recruited and interviewed. Thematic analysis was conducted to understand the common themes and patterns of EFT therapists working with high conflict couples. The results indicated five main themes: "Different Compelling Emotional Experiences of the Therapists", "Relief After Sessions as a Positive Emotion", "Triggers of Therapists' Emotions", "Perceived Adaptive Emotion Regulation Strategies", and "Positive Impact of the Therapist's Regulation Strategies on the Therapy Process". Results from the current study are discussed based on the literature on emotion regulation and the person-of-the therapist training model. Strengths, limitations, possible future research, and clinical implication are presented.
ÖZET
Ortak faktörler teorisinde terapistin duygu düzenlemesinin, terapi sürecinde önemli bir faktör olduğu ortaya konmuştur. Bu çalışma, terapide değişim mekanizması olarak kırılgan duyguları kullanan duygu odaklı çift terapistlerinin, terapide daha stresli bir ortam yaratabilen yüksek çatışmalı çiftlerle çalışırken deneyimledikleri duyguları ve bu duyguları düzenlemek için kullandıkları duygu düzenleme becerilerini keşfetmek amacıyla yürütülmüştür. Duygu odaklı çift terapisi uygulayan ve yüksek çatışmalı çiftle çalışma deneyimi olan 21 psikoterapist bu çalışmaya katılmış ve onlarla yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Ortak temaları ve örüntüleri anlamak amacıyla tematik analiz kullanılmıştır. Sonuçlar, alt temalarıyla beraber beş ana temayı ortaya çıkarmıştır: : "Terapistlerin Farklı Zorlayıcı Duygusal Deneyimleri", "Olumlu Bir Duygu Olarak Seanslardan Sonra Rahatlama", "Terapistlerin Duygularının Tetikleyicileri", "Algılanan İşlevsel Duygu Düzenleme Stratejileri" ve "Terapist Düzenleme Stratejilerinin Terapi Sürecine Olumlu Etkisi". Mevcut çalışmanın sonuçları, duygu düzenleme ve terapistin kendi yaşantısı eğitim modeli ile ilgili literatüre dayalı olarak tartışılmıştır. Güçlü yönler, sınırlamalar, gelecekteki olası araştırmalar ve klinik çıkarımlar sunulmuştur.
Advisor:Nilüfer Kafescioğlu -
Bahar Filiz (2023) "The association between adult attachment orientations and the phenomenological properties of autobiographical memory: Examining actor-partner effects"
ABSTRACT
The present study aimed to investigate the link between adult attachment orientations and the phenomenological properties of romantic relationship-related autobiographical memories, examining the actor-partner effect on the partner's phenomenological properties of memories. The sample consisted of 108 heterosexual couples. Inclusion criteria required a as minimum two years romantic relationships and non-pregnancy for women. Demographic information forms, Experiences in Close Relationships-Revised (ECR-R) (Fraley et al., 2000), and Memory Experience Questionnaire-Short Form (MEQ-SF) (Luchetti, & Sutin, 2015) were filled out by both partners. Partial Correlation Analyses and The Actor-Partner Interdependence Model (APIM) were used to analyze hypotheses. Partial Correlation Analyses showed that there is a positive correlation between attachment anxiety, sharing, and emotional intensity for negative memories. For positive memories, there was a positive correlation between attachment avoidance and distancing for both females and males. A negative correlation between male attachment avoidance sensory details, and emotional intensity was found. For females, there was a negative association between attachment avoidance, and vividness, sensory details, emotional intensity, and sharing. For negative memories, there was a negative correlation between males' attachment anxiety emotional intensity, and coherence. According to APIM results, males' attachment anxiety and female's sharing of positive memories were positively related (direct partner effect). Females' attachment avoidance and males' sharing of negative memories were positively related (direct partner effect). Clinical implications of these dyadic findings are discussed in terms of the existing body of literature. The study's limitations and future research suggestions are discussed.
Keyword: Memory ; Autobiographical memory ; Intimate relationship ; Adult attachment
ÖZET
Bu çalışma, yetişkin bağlanma stilleri ile romantik ilişkilerle ilişkilendirilen otobiyografik anıların fenomenolojik özellikleri arasındaki ilişkiyi ve partnerlerin anılar üzerindeki aktör-partner etkisini incelemiştir. Çalışma, 108 heteroseksüel çifti içermektedir. Seçim kriterleri, en az iki yıl birlikte olmayı ve kadınlar için hamile olmamayı içermektedir. İki partner, demografik bilgi formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YIYE-II) (Fraley et al., 2000) ve Bellek Deneyimler Anketi- Kısa Form (Luchetti, & Sutin, 2015) doldurmuştur. Hipotezler için Kısmi Korelasyon Analizi ve Aktör-Partner Karşılıklı Bağımlılık Modeli kullanılmıştır. Kısmi Korelasyon Analizine göre, kaygılı bağlanma stili ile negatif anılar için paylaşım ve duygusal yoğunluk arasında pozitif bir ilişki bulunmuştur. Pozitif anılar için ise, kaygılı bağlanma stili ile tutarlılık arasında anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir. Kaçıngan bağlanma stili ile anıdan uzaklaşma arasında erkekler ve kadınlar için pozitif bir ilişki saptanmıştır. Erkeklerin kaçıngan bağlanma stili ile duyusal ayrıntılar ve duygusal yoğunluk arasında negatif bir ilişki vardır. Kadın katılımcılar için kaçıngan bağlanma stili ile anının canlılığı, duyusal ayrıntılar, duygusal yoğunluğu ve anının paylaşımı arasında negatif bir ilişki belirlemiştir. Negatif anılar için, erkeklerin kaçıngan bağlanma stili ile anıların duygusal yoğunluğu ve tutarlılığı arasında negatif bir ilişki bulunmuştur. Aktör-Partner Karşılıklı Bağımlılık Modeline göre, pozitif anılar için erkeklerin kaygılı bağlanma stili ile kadınların anılarını paylaşması arasında pozitif bir ilişki tespit edilmiştir (partner etkisi). Negatif anılar için kadınların kaçıngan bağlanma stili ile erkeklerin anılarını paylaşması arasında pozitif bir ilişki gözlenmiştir (partner etkisi). Çift analizi bulgularının klinik çıkarımları, mevcut literatür bağlamında tartışılmıştır. Bu çalışmanın sınırlılıkları ve gelecekteki araştırma önerileri ele alınmıştır.
Anahtar Kelime: Bellek ; Otobiyografik bellek ; Yakın ilişkiler ; Yetişkinlerde bağlanma
Advisor:Nilüfer Kafescioğlu -
Pelin Güre (2023) "Exploring Parents' General Psychological Distress and Coparenting in Families With Young Children: The Mediating Role of Couple Satisfaction"
ABSTRACT
Coparenting relations are a crucial component of family functioning, and cooperation of parents in child related issues have been highlighted as a protective factor for family cohesion especially when parents are in distress. This research explored the relationships between general psychological distress and coparenting dimensions of cooperation, conflict, and triangulation through the mediating role of couple satisfaction on a dyadic level among Turkish parents with young children. The sample was composed of 184 heterosexual parents (184 mothers, 184 fathers, age range from 25 to 57 years) married for 10 years on average. Parents completed demographic information form, Depression Stress Anxiety Scale, Couple Satisfaction Index, and Coparenting Inventory for Parents with Preschoolers. Results of the Actor-Partner Interdependence Model (APIM) and APIM Mediation Model (APIMeM) analyses demonstrated statistically significant relationships between mothers' and fathers' psychological distress and all three of their own coparenting dimensions (direct actor effects) and between mothers' psychological distress and fathers' coparenting cooperation (direct partner effect, mothers to fathers). Mothers' and fathers' psychological distress had significant indirect effects on all three of their own coparenting dimensions through their own couple satisfaction (indirect actor effects). Furthermore, fathers' psychological distress had significant indirect effects on all three dimensions of mothers' coparenting through mothers' couple satisfaction, plus on mothers' coparenting triangulation through fathers' couple satisfaction (indirect partner effects, fathers to mothers). Findings of this study were in line with Family System Theory and prior research. Clinical implications are discussed.
Keyword: Mother-child interaction ; Father-child interaction ; Diadic relations ;Parents-child relation ; Parents ; Interdependence ; Preschool children ; Coparenting relationship ; Psychological distress ;Relationship satisfaction
ÖZET
Anne-babaların ortak ebeveynlik ilişkileri, aile işleyişinin çok önemli bir bileşenidir. Ebeveynler psikolojik sıkıntıdayken, anne-babanın çocukla ilgili konularda işbirliğinin aile uyumu için koruyucu bir faktör olduğu özellikle vurgulanmıştır (Margolin ve ark., 2001). Bu araştırma, küçük çocuklu Türk ebeveynlerde genel psikolojik sıkıntı ile ortak ebeveynlik boyutları (işbirliği, çatışma, üçgenleme) arasındaki diyadik ilişkileri, ilişki doyumunun rolü aracılığıyla araştırmıştır. Araştırmanın örneklemini ortalama 10 yıldır evli olan 184 anne ve baba (yaş aralığı 25-57) oluşturmuştur. Anne ve babalar: demografik bilgi formu, Depresyon Stres Kaygı Ölçeği, İlişki Doyum İndeksi, ve Okul Öncesi Çocuklu Ebeveynler için Ortak Ebeveynlik Envanterini yanıtlamıştır. Aktör-Partner Karşılıklı Bağımlılık Modeli (APIM) ve APIM Aracılık Modeli (APIMeM) analizlerinin sonuçları, annelerin ve babaların psikolojik sıkıntıları ile kendi ortak ebeveynlik boyutlarının hepsi arasında (doğrudan aktör etkileri) ve annelerin psikolojik sıkıntıları ile babaların ortak ebeveynlik işbirliği (anneden babaya doğrudan partner etkisi) arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler olduğunu göstermiştir. Annelerin ve babaların psikolojik sıkıntılarının, kendi ilişki doyumları aracılığıyla, kendi ortak ebeveynlik boyutlarının hepsi üzerinde de istatistiksel olarak anlamlı etkileri bulunmuştur (dolaylı aktör etkileri). Ayrıca, babaların psikolojik sıkıntılarının annelerin ilişki doyumu aracılığıyla annelerin ortak ebeveynliğinin üç boyutu üzerinde, ve ek olarak babaların ilişki doyumu aracılığıyla annelerin ortak ebeveynlik üçgenlemesi üzerinde de anlamlı etkileri bulunmuştur (babalardan annelere dolaylı partner etkileri). Bu çalışmanın bulguları, Aile Sistemi Teorisi ile uyumludur ve önceki araştırmaları gözeterek incelenmiştir. Klinik çıkarımlar tartışılmıştır.
Anahtar Kelime: Ana-çocuk etkileşimi ; Baba-çocuk etkileşimi ; Diyadik ilişkiler ; Ebeveyn-çocuk ilişkisi ; Ebeveynler ; Karşılıklı bağımlılık ; Okul öncesi çocuklar ; Ortak ebeveynlik ilişkileri ; Psikolojik sıkıntı ; İlişki doyumu
Advisor:Selenga Münevver -
Nesibe Musti (2023) "Cyberbullying Involvement, Basic Psychological Need Satisfaction, And Socio-Emotional Competencies: A Person Centered Analysis"
ABSTRACT
The current study aimed to explore the cyberbullying involvement (i.e., bully, victim, and witness) trends of adolescents with a person-centered approach, and to examine how cyberbullying involvement profiles differ from each other in terms of socio-emotional skills and satisfaction of basic psychological needs (autonomy, relatedness, and competence) in their close relationships (i.e., with their mother, father, and best friend). The sample consisted of 1176 high-school students (Mage= 15.17, SDage = 1.07) from Eskişehir, Turkey. The latent profile analysis revealed four profiles, three of which were characterized by the co-existence of different cyberbullying involvement types (which were named as High Witness-Moderate Bully-Victim, High Victim-Witness-Low Bully, and High in all), while the fourth profile was characterized by very low involvement in cyberbullying (named as Not-Involved). The findings showed that adolescents in the Not-Involved (79.1%) profile had significantly higher levels of basic psychological needs satisfaction in their relationships with their parents compared to adolescents from other three profiles. They also exhibited significantly higher empathy and self-control skills than High Witness-Moderate Bully-Victim (11.6%) and High in all (2.6%) profiles, and higher emotion-control skills than High Victim-Witness-Low Bully (6.7%) profile. On the other hand, adolescents in the High Witness-Moderate Bully-Victim profile exhibited the highest assertiveness levels, significantly differing from the low assertiveness observed in the Not-Involved profile. The indications of these results are further discussed.
Keyword: Adolescents ; Psychological needs ; Cyberbullying ; Social-emotional skills ; Intimacy ; Sufficiency ; Autonomy
ÖZET
Bu çalışma, ergenlerin siberzorbalığa (zorba, kurban ve tanık olarak) dahil olma örüntülerini birey merkezli bir yaklaşımla incelemeyi ve siberzorbalığa dahil olma profillerinin sosyal-duygusal beceriler ve yakın ilişkilerde (anne, baba ve en yakın arkadaş) temel psikolojik ihtiyaçların (özerklik, yeterlilik ve yakınlık) karşılanması açısından birbirlerinden nasıl farklılaştıkları incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın örneklemi Eskişehir'de okuyan 1176 lise öğrencisinden (Myaş= 15.17, SDyaş = 1.07) oluşmaktadır. Profil analizlerinin ortaya koyduğu dört profilden üçünde farklı siberzorbalık rollerine katılımın birlikte gerçekleştiği (Yüksek Tanık-Orta Seviye Zorba-Kurban, Yüksek Kurban-Tanık-Düşük Zorba ve Hepsinde-Yüksek profilleri) gözlemlenmiş olup dördüncü profilde (Katılmama profili) oldukça düşük siberzorbalık katılımı gözlemlenmiştir. Bulgular, Katılmama (79.1%) profilindeki ergenlerin ebeveynleriyle olan ilişkilerinde, diğer üç profildeki akranlarına kıyasla, temel psikolojik ihtiyaçlarının daha çok karşılandığını göstermiştir. Bu ergenler aynı zamanda Yüksek Tanık-Orta Seviye Zorba-Kurban (11.6%) ve Hepsinde-Yüksek (2.6%) profillerinden daha yüksek empati ve öz-kontrol, Yüksek Kurban-Tanık-Düşük Zorba (6.7%) profilinden daha yüksek duygu-kontrolü seviyesine sahiptirler. Diğer yandan Yüksek Tanık-Orta Seviye Zorba-Kurban profili en yüksek girişkenlik seviyesine sahip olup, Katılmama profilinden anlamlı bir farkla farklılaşmaktadır. Çalışmada, bu sonuçların ne anlama geldiği daha detaylı bir şekilde tartışılmıştır.
Anahtar Kelime: Ergenler ; Psikolojik ihtiyaçlar ; Siber zorbalık; Sosyal-duygusal beceri; Yakınlık ; Yeterlilik ; Özerklik
Advisor:Ayfer Dost Gözkan -
-
Merve Nur Altundal (2023) "Preschool Children's Self-Regulation, Parental Feeding Styles And Emotional Eating Behaviors: A Short-Term Longitudinal Study"
ABSTRACT
Children's emotional eating could be driven by their individual characteristics and parenting behaviors. From this perspective, in this study, we tested the child-driven and parent-driven antecedents of emotional eating to understand the underlying mechanisms of emotional eating in children. In detail, we explored the transactional association among parental feeding styles, mealtime technoference, and children's self-regulation in predicting emotional eating during preschool years. We collected data from 231 children at two-time points, the fall and spring semesters. Children's ages ranged between 36 to 76 months (M = 58.49, SD = 9.07) in the fall and aged between 44 to 80 months (M = 65.26, SD = 8.27) in the spring. Parents reported children's eating behaviors, feeding styles, and mealtime technoference in the fall and spring semesters. Researchers measured children's performance-based self-regulation. Cross-lagged path analyses were conducted for a total of six different models. We found a bidirectional relationship between mealtime technoference and children's emotional overeating behaviors but could not find bidirectional relations between parental feeding styles (emotional and control feeding) and children's emotional eating behaviors. However, emotional overeating was predicted by parental emotional feeding and child self-regulation; parental control feeding was predicted by emotional undereating. These results show that emotional eating is an outcome of both child- and parent-driven factors. The results are discussed in detail within the Transactional Human Development Model (THDM) framework.
Keyword: Feeding methods ; Emotional eating ; Preschool children ; Social emotional development ; Technology ; Self-regulation skill
ÖZET
Çocukların bireysel özellikleri ve ebeveyn davranışları, çocukların duygusal yeme davranışlarını yordamaktadır. Mevcut çalışmada, duygusal yeme davranışının altında yatan mekanizmaları anlamak amacıyla, duygusal yemenin çocuk ve ebeveyn kaynaklı öncülleri test edilmiştir. Nitekim, okul öncesi yaştaki çocukların duygusal yeme davranışlarını yordayan ebeveyn besleme stilleri, yemek vakitlerindeki teknoloji kaynaklı ebeveyn-çocuk etkileşim kesintileri (yemek vakti teknolojik kesintiler) ve çocukların öz-düzenleme becerileri arasındaki çift yönlü ilişkiyi araştırılmıştır. 231 çocuktan güz ve bahar dönemlerinde olmak üzere iki farklı zaman diliminde veri toplanmıştır. Örneklemi oluşturan çocukların yaşları güz döneminde 36 ila 76 ay arasında (Ort. = 58,49, SS = 9,07) ve bahar döneminde 44 ila 80 ay arasında (Ort. = 65,26, SS = 8,27) değişmiştir. Ebeveynler hem güz hem bahar dönemlerinde çocukların duygusal yeme davranışlarını, ebeveyn besleme stillerini ve yemek vakti teknolojik kesintileri raporlamıştır. Ayrıca çocukların öz-düzenleme becerileri araştırmacılar tarafından okul ortamında ölçülmüştür. Altı farklı model için çapraz bağlanmış panel analizleri yürütülmüştür. Bulgular, yemek vakitlerindeki teknolojik kesintiler ile çocukların duygusal aşırı yeme davranışları arasında çift yönlü bir ilişki göstermiştir. Ancak, ebeveyn besleme stilleri (duygusal ve kontrollü besleme) ile çocukların duygusal yeme davranışları arasında çift yönlü ilişkiler bulunamamıştır. Bununla birlikte, ebeveyn duygusal besleme ve öz-düzenleme becerileri duygusal aşırı yeme davranışını yordamıştır ve duygusal az yeme davranışı ebeveyn kontrollü besleme davranışını yordamıştır. Sonuçlar, duygusal yemenin hem çocuk hem de ebeveyn kaynaklı öncüllerle ilişkili olduğunu göstermektedir. Sonuçlar Etkileşimli İnsan Gelişim Modeli çerçevesinde detaylıca tartışılmıştır.
Anahtar Kelime:Besleme yöntemleri; Duygusal yeme; Okul öncesi çocuklar; Sosyal duygusal gelişim; Teknoloji; Öz düzenleme becerisi
Danışman:İbrahim Hakkı Acar -
Zeynep Yalçıntaş (2023) "Children's Emotion Regulation in Family Context: Contributions of Coparenting and Parents' Self-Compassion"
ABSTRACT
The purpose of the current study was to examine the dyadic relationship between parents' self-compassion and children's emotion regulation in early childhood, with a specific focus on the mediating role of the coparenting relationship (cooperation, conflict, and triangulation). The sample of this study consisted of 361 parental dyads (361 mothers and 361 fathers) who had at least one child between 29 and 118 months (M = 70.15, SD = 18.08). Both parents reported their level of self-compassion, the coparenting quality, and their child's emotion regulation. The Actor–Partner Interdependence Model (APIM) and Actor–Partner Interdependence Mediation Model (APIMeM) analyses were conducted. APIM results showed a significant and positive relationship between parents' self-compassion and their report of child emotion regulation. In partner effects, only fathers' self-compassion was significantly and positively associated with mother-reported child emotion regulation. Additionally, both parents' self-compassion was associated with higher quality of coparenting relationship (higher cooperation, and lower conflict and triangulation) reported by themselves and their partner. However, fathers' self-compassion was not significantly associated with mothers' cooperation. Also, fathers' cooperation mediated the relationship between mothers' self-compassion and father-reported child emotion regulation, as well as the relationship between fathers' self-compassion and report of child emotion regulation. Additionally, mothers' conflict mediated the relationship between their self-compassion and father-report of child emotion regulation, as well as the relationship between fathers' self-compassion and mother-reported child emotion regulation. Implications of the findings, limitations, and future directions were discussed.
Keyword: Emotion regulation ; Parents ; Interdependence ; Preschool period ; Preschool children ; Coparenting relationship ; Self compassion
ÖZET
Bu çalışmanın amacı, ebeveynlerin öz-şefkati ile erken çocukluk dönemindeki çocukların duygu düzenlemesi arasındaki ilişkide, ortak ebeveynlik ilişkisinin aracı rolünü (işbirliği, çatışma ve üçgenleşme) aktör-partner ilişkilerine bakarak incelemektir. Bu araştırmanın örneklemini 29-118 aylık (M=70.15, SD=18.08) çocuğu olan 361 ebeveyn ikilisi (361 anne ve 361 baba) oluşturmuştur. Her iki ebeveyn de öz-şefkat düzeylerini, ortak ebeveynlik kalitesini ve çocuğun duygu düzenlemesini bildirdiler. Aktör-Partner Karşılıklı Bağımlılık Modeli (APIM) ve Aktör-Partner Karşılıklı Bağımlılık Aracılık Modeli (APIMeM) analizleri yapıldı. APIM sonuçları, her iki ebeveynin öz-şefkati ile kendilerinin bildirdikleri çocuğun duygu düzenlemesi arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki olduğunu gösterdi. Partner etkisininde de, yalnızca babaların öz-şefkati, anne tarafından bildirilen çocuğun duygu düzenlemesi ile anlamlı ve pozitif bir şekilde ilişkiliydi. Ek olarak, her iki ebeveynin de öz-şefkatinin, kendileri ve eşleri tarafından bildirilen daha kaliteli ortak ebeveynlik ilişkisi (daha yüksek işbirliği ve daha düşük çatışma ve üçgenleşme) ile ilişkili olduğu bulundu. Ancak babaların öz-şefkatinin, annelerin işbirliği ile anlamlı bir şekilde ilişkili olmadığı bulundu. Ayrıca, babaların işbirliği, annelerin öz-şefkati ile babanın bildirdiği çocuğun duygu düzenlemesi arasındaki ilişkiye ve ayrıca babaların öz-şefkati ile babanın bildirdiği çocuğun duygu düzenlemesi arasındaki ilişkiye aracılık etmiştir. Ek olarak, annelerin çatışması, kendilerinin öz-şefkati ile baba tarafından bildirilen çocuğun duygu düzenlemesi arasındaki ilişkiye ve ayrıca babaların öz-şefkati ile anne tarafından bildirilen çocuğun duygu düzenlemesi arasındaki ilişkiye aracılık etmiştir. Bulguların çıkarımları, sınırlamalar ve gelecekteki yönelimler tartışılmıştır.
Anahtar Kelime:Duygu düzenleme ; Ebeveynler ; Karşılıklı bağımlılık ; Okul öncesi dönem ; Okul öncesi çocuklar ; Ortak ebeveynlik ilişkileri ; Öz duyarlılık
Advisor:İbrahim Hakkı Acar -
Şeyma Öztürk Akkuş (2023) "Parentification and Psychological Distress in Adulthood: The Moderating Effect of Differentiation of Self"
ABSTRACT
The present study aimed to investigate the contributions of childhood parentification and differentiation of self (DoS) on psychological distress. Also, the moderating role of DoS was examined in the relationship of parentification with psychological distress. The sample consisted of 475 adults. Inclusion criteria were determined as being above the age of 25, having no child, and not currently caring for a parent. The data was collected online via Qualtrics. The participants were offered demographic information form, Parentification Inventory (PI), Differentiation of Self Inventory-Revised (DSI-R), and Kessler Psychological Distress Scale (K10) (Hooper, 2009; Skowron and Schmitt, 2003; Kessler et al., 2003) respectively. Bivariate correlations, hierarchical regressions, and moderation analysis were conducted to test the hypotheses. The moderation model indicated that DoS moderated the relationship between perceived benefits from parentification and psychological distress. Higher levels of DoS strengthened the negative association between perceived benefits from parentification experience and psychological distress. However, the interaction of differentiation of self with parent-focused parentification and sibling-focused parentification were not statistically significant in predicting psychological distress. These findings suggest that the interaction of different DoS levels with parentification has no significant effect on psychological distress. The findings are discussed in light of the previous literature regarding clinical implications, limitations, and future research.
Keyword: Differentiation of self ; Parentification ; Moderation techniques ; Psychological distress ; Scales
ÖZET
Bu çalışma, çocuklukta ebeveynleşme ve benliğin ayrımlaşmasının psikolojik sıkıntı düzeyine katkılarını araştırmayı amaçlamıştır. Ayrıca, ebeveynleşmenin psikolojik sıkıntı ile ilişkisinde benliğin ayrımlaşmasının düzenleyici rolü incelenmiştir. Örneklem 475 yetişkinden oluşmaktadır. 25 yaşın üzerinde olmak, çocuk sahibi olmamak ve güncel durumda bir ebeveyne bakım vermiyor olmak katılımcı kriterleri olarak belirlenmiştir. Veriler, Qualtrics aracılığıyla çevrimiçi olarak toplanmıştır. Katılımcılara sırasıyla demografik bilgi formu, Ebeveynleşme Envanteri (EE), Benliğin Ayrımlaşması Ölçeği (BAÖ), Kessler Psikolojik Sıkıntı Ölçeği (K10) (Hooper, 2009; Skowron and Schmitt, 2003; Kessler ve ark., 2003) sunulmuştur. Hipotezleri test etmek için iki değişkenli korelasyonlar, hiyerarşik regresyon ve moderasyon analizi yürütülmüştür. Moderasyon modeli, benliğin ayrımlaşmasının ebeveynleşmeden algılanan fayda ile psikolojik sıkıntı arasındaki ilişkide düzenleyici etkisi olduğunu göstermiştir. Daha yüksek ayrımlaşma seviyeleri, ebeveynlik deneyiminden algılanan faydalar ile psikolojik sıkıntı arasındaki negatif ilişkiyi güçlendirmektedir. Bununla birlikte, benliğin ayrımlaşmasının ebeveyn odaklı ebeveynleşme ve kardeş odaklı ebeveynleşme ile etkileşimi, psikolojik sıkıntıyı yordamada istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Bu bulgular, farklı ayrımlaşma düzeylerinin ebeveynleşme ile etkileşiminin psikolojik sıkıntı üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığını göstermektedir. Bulgular, önceki literatür ışığında klinik çıkarımlar, sınırlılıklar ve gelecekteki araştırmalar açısından tartışılmıştır.
Anahtar Kelime:Benliğin ayrımlaşması; Ebeveynleşme; Moderasyon teknikleri ; Psikolojik sıkıntı ; Ölçekler
Advisor:Nilüfer Kafescioğlu -
Hande Nur Akyıldız (2023) "The Relationship of Conflict Resolution Styles With Dyadic Adjustment in Newlyweds"
ABSTRACT
This study examined the relationship between conflict resolution styles (positive, negative, subordination, and retreat conflict resolution styles) and dyadic adjustment among newlywed couples in Turkey. This study was conducted with 252 couples married for less than 15 months. The present study is part of a more extensive longitudinal study conducted at Ozyegin University by Kafescioğlu and colleagues funded by TÜBİTAK (Grant Number: 113K538). Data were collected in four waves at seven monthly intervals. For the current study, the first wave data on conflict resolution styles and the second wave data on dyadic adjustment were used. Participants filled out the following measures: Demographic Information Form, Conflict Resolution Styles Scale (CRSS), and Dyadic Adjustment Scale (DAS). Latent Profile Analysis (LPA) and ANCOVA were conducted to examine research questions. Results showed that the two-profile model was the best-fitted model considering fit statistics among the four models. The profiles differed in three conflict resolution styles: wives' positive conflict resolution style, husbands' retreat, and subordination conflict resolution styles. The first profile had a low level in all three conflict resolution styles, named "Less Positive Wife- More Engaged Husband." In contrast, couples in the second profile used the three conflict resolution styles more, so the profile was named "Positive Wife- Avoidant Husband." ANCOVA analysis indicated insignificant differences in dyadic adjustment between profiles. The findings were discussed in light of existing literature and theoretical framework. Finally, research contributions, limitations, and future research suggestions were presented.
Keyword: Conflict resolution styles, Dyadic adjustment, Newlywed couples
ÖZET
Çalışmanın amacı Türkiye'deki yeni evli çiftlerde çatışma çözüm stilleri (olumlu, olumsuz, boyun eğme ve geri çekilme çözüm stilleri) ve çift ilişkisindeki uyum arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu çalışma 15 aydan daha az süredir evli olan 252 çift ile gerçekleştirilmiştir. Mevcut çalışma, Özyeğin Üniversitesinde Kafescioğlu ve arkadaşları tarafından gerçekleştirilen ve TÜBİTAK (No: 113K538) tarafından fonlanan daha kapsamlı bir boylamsal çalışmanın parçasıdır. Veriler yedi ay aralıklı olarak dört aşamada toplanmıştır. Mevcut çalışma için ilk aşamada toplanmış olan çatışma çözüm stilleri verileri ve ikinci aşamada toplanmış olan çift uyum verileri kullanılmıştır. Katılımcılardan belirtilen ölçekleri doldurmuştur: Demografik Bilgi Formu, Çatışma Çözüm Stilleri Ölçeği (ÇÇSÖ), ve Çift Uyum Ölçeği (ÇUÖ). Çalışma sorularını incelemek için Örtük Profil Analizi ve Özet Kovaryans Analizi (ANCOVA) gerçekleştirilmiştir. Sonuçlar iki profilli modelin diğer modellerle uyum istatistikleri karşılaştırıldığında en iyi uyum gösteren model olduğunu göstermiştir. Profiller üç çatışma çözüm stilinde farklılaşmıştır: kadın eşlerin olumlu çatışma çözüm stilleri, erkek eşlerin geri çekilme ve boyun eğme çatışma çözüm stilleri. İlk profil her üç çatışma çözüm stilinde daha düşük bir seviyede olduğu için "Daha Az Olumlu Kadın Eş-Daha Çok Katılım Gösteren Erkek Eş" olarak isimlendirilmiştir. Aksine ikinci profildeki çiftler üç çatışma çözüm stilini daha çok kullanmıştır, bu nedenle "Olumlu Kadın Eş-Kaçıngan Erkek Eş" olarak isimlendirilmiştir. ANCOVA analizi profiller arasındaki çift uyumunun anlamlı bir farklılık olmadığını göstermiştir. Bulgular mevcut literatür ve teorik çerçeve ışığında tartışılmıştır. Son olarak, çalışmanın katkıları, kısıtlılıkları ve gelecek çalışma önerileri sunulmuştur.
Anahtar Kelime: Çatışma çözüm stilleri, Çift uyumu, Yeni evli çiftler
Advisor:Nilüfer Kafescioğlu
-
Mana Rauf (2016) "Self-Esteem and Life Satisfaction of Working and Non-Working Adolescents in Pakistan"