Özyeğin Üniversitesi, Çekmeköy Kampüsü Nişantepe Mahallesi Orman Sokak 34794 Çekmeköy İstanbul

Telefon : +90 (216) 564 90 00

Fax : +90 (216) 564 99 99

info@ozyegin.edu.tr

Ara 23, 2022 - Oca 16, 2023

Psikolojik Gelişim Birimi - Psikoterapi ile İlgili Mitler ve Gerçekler

 

Psikoterapi, kişilerin duygu ve düşüncelerinin güvenli bir ortamda ele alındığı, durumların yargılanmadan anlamlandırılmaya çalışıldığı bir kendini anlama ve keşif sürecidir. Günümüzde kişilerin psikolojik destek ihtiyacını fark ederek destek alma oranları artmış olsa da hala psikoterapi ile ilgili doğru bilinen yanlışlar oldukça yaygındır. Bu bilgilendirici yazımızda psikoterapi ile ilgili mitler ve gerçekleri örneklerle anlatacağız.

  • Mit: ”Terapi seansından çıktığımda iyi hissetmeliyim.”

Gerçek: Psikoterapi, kişinin kendisine yaptığı bir yolculuktur. Bu yolculuk her zaman keyifli olmayabilir, iyi hissettirmeyebilir. Bazı seansların bitiminde seans odasını yükleriniz hafiflemiş bir şekilde terk ediyor olabilirsiniz. Bazı seanslardan ise zihninizde soru işaretleri ve yorgunluk ile ayrılıyor olabilirsiniz. Bunların her ikisi de olası ve çok doğaldır. Psikoterapi seanslarının amacı daha iyi hissetmek değildir.

  • Mit: ”Psikolog, sorunlarımı çözmek için bana önerilerde bulunacak/ öğüt verecek.” 

Gerçek: Psikologlar danışanlarına direkt olarak öneride bulunmaz ya da öğüt vermezler. Psikoterapinin, kişinin kendisine yaptığı bir yolculuk olduğunu belirtmiştik. Bunu bir araba yolculuğu gibi düşünecek olursak, danışan sürücü koltuğunda direksiyonu elinde tutan kişi iken psikolog onun yan koltuğunda oturan kişidir. Psikolog, bu yolculukta alternatif yollar olduğu, dönüşlerden birini kaçırdığınızda bir başkasının da var olduğu, fark etmediğiniz bir trafik ışığı ya da levha varsa görmenize yardımcı olan kişidir. Psikoterapi sürecinde kişiler psikoloğun rehberliğinde kendilerine dair farkındalık kazanarak, yaşadıkları güçlüklere yönelik kendi baş etme yöntemlerini geliştirirler.

  • Mit: ”Terapiye gidiyorsam mutlaka fayda göreceğim.”

Gerçek: Psikoterapiden fayda görmek, çok bireysel bir deneyim olmakla beraber pek çok faktörün bir araya gelmesi ile sağlanır. Fayda görmek odaklı gidilen seanslarda kişi yeterince rahat, açık ve esnek davranamayabilir. Bu durum, psikoterapi sürecinin ilerleyişine ket vurabilir. Kişi bazen seanslardan fayda görmediğini düşünse de uzun vadede düşünsel ya da davranışsal değişikliklerini fark edebilir. Psikoterapinin iyileştirici gücü danışan ve psikolog arasında kurulan ilişkiden gelir. Etik ilkelere uygun, sağlıklı, uyumlu bir ilişkinin kurulması önemlidir. Bu ilişkinin kurulmasında danışan ve psikoloğun kişilik özellikleri, danışanın sürece hazır olup olmaması, danışanın seansları düzenli takip edip etmediği, psikoterapide çalışılan konular gibi faktörler etkilidir. Psikoloğun mesleki yönelimi ve kullandığı teknikler, danışanın bu yönelim ve tekniklere uyumu da sürecin işleyişinde etkilidir. 

  • Mit: ”Psikoloğa güçsüz insanlar/ hastalar/ deliler gider.”

Gerçek: Günlük hayatta birçok insan farklı nedenlerle psikoterapiye gider. Bazı kişiler depresyon, kaygı veya bağımlılık tedavisi için başvurabilirler. Bazıları işlerini kaybetmeleri, boşanmaları veya değer verdikleri birinin ölümü gibi hayatlarındaki büyük yaşantısal değişimlerle başa çıkabilmek için destek almaya ihtiyaç duyarlar. Birçoğumuzu etkileyebilecek stres yaratan faktörleri daha iyi yönetebilmek için destek arayabilir.  Geçmişte psikolojik destek almak ile ilişkilendirilen deli, hasta, güçsüz gibi etiketler kişileri bu desteği almaktan uzak tutuyorken, günümüzde yardıma ihtiyaç duyduğunu fark etmek ve bunun için adım atmak kişinin ihtiyaçlarını fark edebilen ve tüm zorluklarıyla beraber harekete geçebilen güçlü bir birey olduğunu gösterebilmektedir. 

  • Mit:”Kişi gerçekten isterse kendi sorununu çözebilir, psikoloğa gerek yoktur.”

Gerçek: Birçok insan psikoterapi sürecine başlamadan önce haftalarca, aylarca ve belki yıllarca problemlerini kendi başlarına çözmeye çalışmış olabilir ancak bir noktada bunun yeterli olmadığını fark ederler. Psikoterapiye başlamaya karar vermek başarısız olduğunuz anlamına gelmez, tıpkı kendi arabanızı tamir edemediğinizde başarısız olduğunuz anlamına gelmediği gibi. Bazı psikolojik tanıların biyolojik kökenli bileşenleri olduğunu unutmamak gerekir. Bu nedenle kişi ne kadar çabalarsa çabalasın kendi başına bu sorunla başa çıkması çok zor olacaktır. Bu noktada kendinize hatırlatmanız gereken yardıma ihtiyacınız olduğunu kabul etme cesaretine sahip olmanın, zayıflıktan ziyade bir güç işareti ve daha iyi hissetmenin ilk adımı olduğudur.

  • Mit:”Bir iki seans gideceğim ve bütün sorunlarım çözülecek.” (Buradan çeviriye başladım)

Gerçek: Sorun dediğiniz durumların içeriği, şiddeti, ne kadar süredir var olduğu, hangi faktörlerin sorunların varlığını sürdürmesine katkıda bulunduğu vb birçok değişken psikoterapi sürecinin süresini etkilemektedir. Hızlı çözümler ve hap bilgiler beklentisi ile bu sürece başlamak danışanın kısa sürede hayal kırıklığı yaşaması ile sonuçlanabilir. Sorunlarımız bir anda oluşmadığı gibi bir anda çözülmesi gerçekçi bir beklenti olmayacaktır. 

  • Ø Mit: Ailemle veya arkadaşlarımla konuşmak psikoterapiye gitmek kadar etkilidir.  

Gerçek: Zor zamanlarda aile ve arkadaşların yanında olmasını istemek ve onlara ihtiyaç duymak doğaldır. Psikologlar, kişi için karmaşık ve zor olan sorunları anlama ve tedavi etme konusunda uzun yıllar boyunca eğitim alarak uzmanlaşmış ve deneyim kazanmışlardır. Yakın çevrenin sorunlara olan yaklaşımı çoğu zaman objektif çerçeveden olamayacağı için kişinin içinde bulunduğu durum yanlı bakış açısıyla doğru olarak değerlendirilemeyebilir. Psikologlar aldığı eğitim ve deneyimleri sayesinde davranış ve düşünce kalıplarını fark eder, bunlar ile ilgili tarafsız gözlem ve açıklamalar sunabilir. Psikoloğun bir yabancı oluşu kişinin yaşantısını tüm açıklığıyla anlatabilmesini de sağlamaktadır.  

  • Mit: ”Psikolog, ben anlatmasam da aklımı okuyup beni anlamalıdır.”

Gerçek: Psikologlar danışanın yaşadığı güçlükleri, bunlarla ilişkili duygu ve düşüncelerini danışan paylaşmadığı sürece bilemez. Kimse akıl okuyamaz. Psikologlar danışanın aktardığı bilgiler ile davranışlarınız hakkında gözlemler yaparak çalışırlar. Örneğin danışanın zor bir anısını anlattığı sırada; psikolog danışanın gözlerinin dolduğunu, elleriyle oynadığını ve bacağını salladığını gözlemlemektedir. Psikoloğun danışanına bu konu hakkında konuşmanın danışan için zor olsa gerek demesi psikoloğun akıl okuyor olduğunu değil, sadece kişinin davranışlarını gözlemlediğini gösterir.

  • Mit: İlaç psikoterapiden daha etkili bir tedavi yöntemidir. 

Gerçek: İlaç her tedavi için geçerli değildir. İnsanlar ilaç tedavisinin daha hızlı ve etkili bir çözüm yöntemi olduğuna inanabilirler. Ayrıca sadece ilaçla tedavinin yeterli olduğunu düşünebilirler. Ancak sadece ilaç tedavisi almak doğru bir çözüm yolu olmayabilir. İlaç ve psikoterapi birbirini tamamlayan tedavi yöntemleridir. İki sürecin de kendisine göre olumlu tarafları bulunmaktadır. İlaç kullanımının gerekliliği kişiden kişiye göre değişmektedir. Psikoterapinin daha uzun vadeli etkileri olan ve kişinin bu süreçte öğrendiği teknikleri daha sonra kendi hayatında uygulayabileceği bir tedavi yöntemi olduğu unutulmamalıdır. 

  • Mit: Psikoloğuma her şeyi anlatmamalıyım çünkü beni yargılayabilir. 

Gerçek: Psikoterapi sürecine başlarken çoğu kişi anlatacakları yüzünden psikolog tarafından yargılanacağını düşünebilir. Ancak psikolog bir yargıç olarak durumları değerlendirmez ve paylaştığınız konularda sizi yargılamaz. Örneğin birine zarar verme planınız vardır. Bunu paylaştığınızda psikoloğunuz sizi onaylamayabilir ancak sizi bu bu isteğinize dair yargılamaz. Neden bu şekilde düşündüğünüzü ve hissettiğinizi gündeme getirir ve sizi anlamaya çalışır.  Psikoloğunuz sizi dinlemek, anlamak ve rehberlik etmek için sizinle birlikte bu süreçte size eşlik etmektedir.