Özyeğin Üniversitesi, Çekmeköy Kampüsü Nişantepe Mahallesi Orman Sokak 34794 Çekmeköy İstanbul
Telefon : +90 (216) 564 90 00
Fax : +90 (216) 564 99 99
info@ozyegin.edu.tr

Ana Tema
Ana Tema
Ana Tema
ANTROPOSEN’DE PALİMPSEST KENTLERE ÇOKLU EKOLOJİK BAKIŞLAR
İnsanlığın ve yaşadığımız dünyanın daha önce hiç deneyimlemediği bir döneme tanıklık ediyoruz: Antroposen Çağı. Bilim insanları ve çevreciler tarafından “bildiğimiz dünyanın sonu” olarak nitelenen bu dönem (McKibben, 2011), insan kaynaklı etkilerin gezegenin jeolojik, biyolojik ve iklimsel sistemlerini geri dönüşsüz biçimde dönüştürdüğü radikal bir kırılmaya işaret etmektedir. Atmosferdeki sera gazlarının artışıyla yeryüzünün ısınması, kutuplardaki buzulların hızla erimesi, kuraklık, beklenmedik yangınlar, biyolojik çeşitliliğin azalması ve olağanüstü ekolojik yıkımlar bu dönüşümün yalnızca birkaç görünümüdür.
Antroposen’de kentler, hem bu dönüşümlere neden olan temel aktörlerden biri hem de bu dönüşümlerden doğrudan etkilenen kırılgan ekosistemler olarak karşımıza çıkar. İnsan kaynaklı çevresel dönüşümler yalnızca kentsel imgeleri ve mekânsal organizasyonları değil, aynı zamanda bu dönüşümlerin öznesi olan kentlilerin yaşam pratiklerini, belleğini ve duygu hallerini de derinden etkilemektedir (Özelçi, 2025). Bu yaklaşım, Antroposen’i yalnızca insan-merkezli bir jeolojik dönem olarak değil, insan ve insan-olmayan aktörlerin birlikte iz bıraktığı, maddi ve zamansal katmanların üst üste binerek okunabildiği ilişkisel bir yüzey olarak ele alan çağdaş kuramsal okumalarla örtüşmektedir (Latour, 2018; Haraway, 2016).
Son yıllarda küresel ölçekte tanık olduğumuz afetler, iklim krizinin yıkıcı etkileri, savaşlar, kitlesel göçler ve salgın hastalıklar hem kentlinin konumunu hem de kentlerin kendini yenileme, onarma ve yeniden örgütlenme kapasitelerini farklı biçimlerde sınamaktadır. Her yeni olay, kentin katmanlarına yeni izler eklerken, bazı geçmiş katmanların silinmesine ya da dönüşmesine neden olmaktadır. Bu beklenmedik kırılmalar, geleceğin çoğul ihtimallerini şimdiden şekillendirmektedir. Uzun vadeli ve küresel değişimler ile anlık ve yerel müdahaleler iç içe geçerken, ekolojik, sosyal, siyasal ve kültürel dönüşümler en görünür biçimde kentlerde yoğunlaşmaktadır. Savaşlar, depremler ve karar verici aktörlerin müdahaleleriyle dönüştürülen ya da yok edilen kentler ve kent parçaları, bu çok katmanlı kırılma haline dair güçlü okumalar sunar. Bu okumalar, kentleri sabit ve kapalı sistemler olarak ele alan yaklaşımlardan uzaklaştırarak, onları sürekliliklerin ve kopuşların, görünen ve silinen izlerin birlikte var olduğu açık uçlu süreçler olarak kavramsallaştırır (Ingold, 2011; DeLanda, 2006). Bu bağlamda dünya kentleri, organik ağlar sistemi içerisinde birbirine bağlı, çok katmanlı ve sürekli yeniden yazılan palimpsest yapılar olarak varlıklarını sürdürmektedir. Bu çok katmanlı yapı içerisinde, bir yandan kaybolmaya yüz tutmuş ya da silinmiş katmanların izini sürerken, diğer yandan “gelmekte olan”ın işaretlerini okumaya ve olası yeni katmanların nasıl biçimlenebileceğini düşünmeye çalışıyoruz. Bu kavramsal çerçevede “gelmekte olan”, doğrusal öngörülerle belirlenen sabit bir hedef veya senaryo olarak değil; mevcut katmanlar arasındaki gerilimlerden doğan, spekülatif, kültürel ve çoğul olasılıklar alanı olarak ele alınmaktadır.
Bu yaklaşımlar doğrultusunda, IAPS – Culture & Space Network – Kültür ve Mekân Buluşmaları 5, kentlerin geleceğini tartışırken çoklu ekolojik bir perspektifin (multi-ecologies perspective) geliştirilmesini merkezine almakta, palimpsest kentlerin çok katmanlı yapısı ile ekolojik çokluk kavramı arasında yeni bir ilişkisellik kurulmasını hedeflemektedir.
Çoklu ekolojik bakış, kentleri yalnızca çevresel sistemler olarak değil, toplumsal ilişkiler, öznel deneyimler ve türler arası karşılaşmaların birlikte üretildiği dinamik oluşumlar olarak ele alır. Guattari, ekolojiyi çevresel, toplumsal ve zihinsel/öznel düzlemlerin karşılıklı etkileşimi üzerinden tanımlayarak kentsel mekânın fiziksel olduğu kadar politik, kültürel ve duyusal bir üretim alanı olduğunu vurgular (Guattari, 1989). Anna Lowenhaupt Tsing ise ekolojileri, insan ve insan-olmayan varlıkların tarihsel, ekonomik ve teknolojik süreçler içinde kurduğu kırılgan, geçici ve çoğul karşılaşmalar ağı olarak ele alır; bu yaklaşım, kentsel ekosistemleri durağan yapılar yerine belirsizlik, çatışma ve birlikte-oluş üzerinden okumaya imkân tanır (Tsing, 2015). Bruno Latour, doğa ve toplum arasındaki modern ayrımı sorgulayarak kentleri insan ve insan-olmayan aktörlerin birlikte şekillendirdiği hibrit ve politik ekolojik ağlar olarak ele alır (Latour, 2004; 2018). Timothy Morton ise ekolojik süreçleri, zaman ve mekân ölçekleri bakımından insan algısını aşan, dağınık ve belirsiz “hiper-nesneler” üzerinden düşünmeyi önererek ekolojiyi tekil ve dengeli sistemler yerine çoğul, kırılgan ve süreğen ilişkiler bütünü olarak tanımlar (Morton, 2007; 2013). Bu çerçevede çoklu ekolojik bakış, palimpsest kentleri tarihsel katmanlaşmaların ötesinde, türler arası, teknolojik, zamansal ve politik etkileşimlerin iç içe geçtiği dinamik oluşumlar olarak okumayı mümkün kılar.
Beklenmedik paradigma kaymaları, zaman, mekân, norm ve düzen kavramlarını sarsarak yeni gelecek anlatılarını zorunlu kılmaktadır. Ütopya ile distopya arasındaki klasik karşıtlık giderek belirsizleşirken, heterotopik gerçeklikler gündelik deneyimin olağan bir parçası haline gelmektedir. Bu durum, Foucault’nun heterotopya kavramını güncel ekolojik ve teknolojik kırılmalar bağlamında yeniden düşünmeyi mümkün kılarak, kenti hem krizlerin mekânı hem de alternatif yaşam biçimlerinin deney alanı olarak konumlandırır (Foucault, 1986; Brenner, 2019). Bu bağlamda kentsel gelecekler, artık idealize edilmiş ütopyalar ile mutlak yıkım senaryoları arasında konumlanmamakta; kırılganlıklar, geçiş hâlleri ve içkin çelişkiler üzerinden şekillenen ara formlar içinde düşünülmektedir. Bu ara formlar, geleceği tekil ve kapalı bir tahayyül olarak değil; çoklu olasılıkların eşzamanlı olarak var olabildiği, açık uçlu ve müzakereye açık kentsel kurgular olarak ele almayı mümkün kılar (Özorhon vd., 2025). Bu çerçevede ortaya çıkan yeni kentsel katmanlar, yalnızca fiziksel dönüşümlere değil, düşünsel, duygusal, teknolojik ve ekolojik düzlemlerin iç içe geçtiği ütopik–distopik palimpsest oluşumlara da işaret etmektedir.
Bu tematik çerçeve, katılımcıları değişen ekosistemler, kırılgan jeolojiler, çoklu tür karşılaşmaları, sosyo-politik dönüşümler ve teknolojik süreçlerin iç içe geçtiği gelecek tahayyülleri üzerine düşünmeye davet etmektedir. Antroposen’in etkileriyle kentler artık yalnızca yaşanan mekânlar değil, çevresel, ekolojik, teknolojik ve toplumsal dönüşümlerin kesiştiği karmaşık ve çok katmanlı oluşumlar olarak ele alınmaktadır.
Bu bağlamda IAPS – Culture & Space Network – Kültür ve Mekân Buluşmaları 5 “Antroposen’de Palimpsest Kentlere Çoklu Ekolojik Bakışlar” başlığı altında, kentlerin geleceğine ilişkin yeni düşünme biçimlerini tartışmaya açmayı amaçlamaktadır. Katılımcılardan metin, eylem, nesne, mekân, imge ya da deneyim üretimleri aracılığıyla kentsel dönüşüm, süreklilik ve kırılganlık gibi kritik meseleleri yeniden yorumlamaları beklenmektedir. Etkinlik, ütopyacı ya da distopyacı sınıflandırmaların ötesinde, açık uçlu, deneysel ve çok disiplinli bir zemin sunar. Genç tasarımcılar, öğrenciler ve araştırmacılar, palimpsest kentlerin ve İstanbul’un geçmişi, bugünü ve geleceği arasında yeni ilişkiler kurmaya, eleştirel, yaratıcı ve çoğul kentsel tahayyüller geliştirmeye davet edilmektedir.
Tartışma Soruları
- Antroposen’de, insanlığın gezegen üzerindeki belirleyici etkisi kentlerle doğa arasındaki ilişkiyi nasıl dönüştürüyor? Kent, doğaya karşı konumlanmış bir yapı olarak mı kalıyor, yoksa doğal sistemlerle sürekli bir diyaloğa giren canlı ve uyum sağlayabilen bir organizmaya mı evriliyor?
- Kentler tarafından zaman içinde biriktirilen izler ve katmanlar hangi sosyal, politik, ekonomik ve ekolojik süreçler aracılığıyla korunur, silinir veya yeniden yazılır?
- Palimpsest kentlerde, katmanlar arasındaki çatışma, örtüşme ve süreksizlikler, kentsel mekânı Antroposen’de insan-merkezli ve maddi temsillerin ötesine taşıyan çoklu ekolojik okuma biçimlerini nasıl mümkün kılar?
- Kent bir metin olarak ele alındığında, Antroposen’de bu metnin hangi satırlarını okuyoruz, hangilerini yeniden yazıyoruz ve hangilerini bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde göz ardı ediyoruz?
- Palimpsest kentlerin geleceğini tasarlarken hangi kavramlar, imgeler, anlatılar ve duygusal kayıtlarla yazmaya başlıyoruz?
- Zamanın hızlandığı ve mekânın giderek esnekleştiği bir çağda, kentsel hafıza sürekliliği sağlanabilir mi, yoksa kalıcı bir kırılganlık, kopuş ve geçicilik hâkim olur mu?
- İnsan kaynaklı krizler—iklim değişikliği, savaş, göç, pandemiler ve diğer küresel çalkantılar—kentsel yaşam biçimlerini radikal şekilde nasıl yeniden tanımlar?
- Krizler, karar alma mekânizmaları, teknolojik altyapılar ve sosyal kırılmalar palimpsest kentleri nasıl dönüştürür ve bu dönüşümler hangi olası gelecek senaryolarını görünür kılar?
- Çoklu kriz ortamları kentlerin kendi kendini onarma, uyum sağlama ve direnç kapasitesini de görünür kılabilir mi?
- Krizler ve kırılmalarla örülü bir coğrafyada, palimpsest kentler yıkım ile süreklilik arasında nasıl yeni kentsel birlikte-oluş biçimleri üretebilir?
- “Henüz gerçekleşmemiş olasılıklar” kent ölçeğinde hangi mekânsal, duygusal veya spekülatif araçlarla görünür kılınabilir?
- İstanbul gibi palimpsest kentler, Antroposen bağlamında, çoklu ekolojik kırılmaları okumak ve olası gelecekleri tahayyül etmek için nasıl birer deney laboratuvarı olarak yeniden düşünülebilir?
Anahtar Kelimeler
Palimpsest kentler, Antroposen, çoklu ekolojiler, çoklu krizler, çoklu gelecekler, ekolojik ve toplumsal yıkımlar, katmanlar, ilişkisellik, gerilmeler, çatışma, kırılmalar, kentsel bellek, süreklilik, geçicilik, dayanıklılık, kırılganlık, metamorfoz, gelecek tahayyülleri, senaryo, kurgu, spekülasyon, İstanbul, alternatif kentsel okumalar, gelecek çalışmaları.